Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Müslüman halkları hakem kararıyla nakavt: Yargı

 Merhum Erbakan'ın, 28 Haziran 1996 seçimlerinde %21,37 oy oranıyla birinci parti olarak 158 milletvekilliği kazandığı; ekonomide, %7,5 gibi ciddi bir büyümenin sağlandığı dönemde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Laiklik elden gidiyor” diyen gençlerle bir TRT programındadır.

Şartlandırıldıkları her hallerinden belli olan gençler; üç neslin mide ve göz rengini bozan Cumhurbaşkanı'na;  “...böyle giderse, Atatürk'ün inkılap ve ilkeleri yok olacak; ülkeye şeriat gelecek… susacak mıyız?”  sorusunu sormuştu da Cumbaba; kendinden emin ve gayet rahat olarak: “Gençler, endişelenmeyin, oy oranının önemi yok. Bu cumhuriyet sahipsiz değildir; dedikleriniz tehlikeye düşerse, bu cumhuriyetin harekete geçecek kurumları; ordusu ve yargısı vardır; kimse yanlış(?) yapamaz, bundan emin olunuz..!” demişti.

“Cumbaba'nın” haklı çıktığını görüyoruz. Alın bir Müslüman ülkeyi tahlil edin. Birindeki komploların,  diğer ülkelerdekilerle aynı olduğunu göreceksiniz. Benzer hile ve komplolar o kadar sıklıkla uygulanmış ki mazlum halka; “nerede, ne zaman, nelerin yaşanacağı;  başına nelerin geleceği” adeta ezberletilmiştir.
Müslüman halkın derdine tercüman olacak “kişi” veya “kadrolar,” her seferinde planlı bir şekilde “saf dışı bırakılmış, itibarsızlaştırılmış” veya “fail-i meçhullerle” kurban edilmiştir. Bakalım:

Dün, darbeci ve suikastçı “İttihat ve Terakki (İT) yargısı(!); Abdulhamid'i hile ve zor ile azletmiştir. İslam filozofu da olan Sadrazam Said Halim Paşa hükümeti, komplolarla düşürülmüştür. Aynı zihniyet, Balkan Savaşları (1912) sonrası İstanbul'da; Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da Ankara'da birçok  “suikast ve fail-i meçhule” imza atmıştır.

Halk adına değer taşıyan, İT zihniyetine muhalif olabilecek kaç kişinin, ne zaman, nerede halledildiği meselesi uzundur.  Zamanın gazeteleri; İstanbul, Ankara sokak ve zulalarında bulunan birçok masum değerin ceset haberlerini bolca yazmıştır.

Müslüman ülkelerde “kurdurulan(!) Batı'dan ruhsatlı” tüm devlet yapılanmalarında, İT zihniyetinin bakiyesi -bir şekilde- öncülük etmiştir. Kral Fahtları; Saddamları; Nasır, Hüsnü, Sisileri; Kaddafileri ve daha neleri neleri bize bahşeden işte bu kafa ve yargısıdır. Elazığ'ın deyimiyle; “Ya sev ya git! Sen bilin emmi, işen gelirse!” Bizde durum bu.

Bu zihniyetin hukuktan anladığı; kantara çıkıp boyunun ölçüsünü almak değil; “vurdum mu yıkarım; ben yaptım oldu; bir sağdan bir soldan asmak; önce karar sonra yargılamaktır.”

Dün; Şehid Şehmus Durgun'un mahkûmiyeti, malum yargının yüzkarasıydı. Sedat Yenigün ve Metin Yüksellerin katilleri cezalandırılmadı, bilahare milletvekilliği(!) ile ödüllendirildi. Deniz Gezmişlerin idam kararları siyasi cinayetti.

Aynı yargı; her seferinde halk iradesine ince ayarların verildiği brifinglere selam durdu.

Hasbel kader -28 Şubat Süreciyle - aynı yargıyla DGM'nin şahsında tanışma şansını(!) yakalamıştık.  Olanlar fıkra gibi; ”…tutukluluk halinin devamına; emniyetinden, jandarmasından sorulmasına; duruşmanın tarihine ertelenmesine..!” En acı olan da tepede asılı; “Adalet mülkün temelidir” yazısıydı.
O günler gitti(!) gelmesin inşallah!

Pakistan'da idam cezası, ulusal ve uluslararası kuruluşların itirazına rağmen yeniden uygulandı. Yasanın çıkmasına, Navaz Şerif öncülük ediyor. İdam ve infazlar gayri resmi olarak zaten uygulanıyordu. Tutuklananlardan çoğu, dünyanın gözü önünde apar topar idam edildi ve edilecek.
Malum, Pakistan ordusu; ABD'nin İHA'ları desteğinde Veziristan bölgesinde -ABD adına- kendi halkıyla anlamsız, başarısız, aynı zamanda kanlı bir iç savaş yürütmekte ve sivil halka zarar vermektedir.

Müslümanlarda(!?) adettir; iktidarlar başarısızlıklarını, halklarına uygulayabilecekleri “terör, idam, müebbet ve sürgünlerle” örtmeye çalışır.
Birçok İslam ülkesinde de durum bundan farklı değildir. Yargıda “yazı-tura” ya da “buna değmiş, şuna değmemiş” uygulaması. Müslüman halklar acınır halde. Bilmem; “Bu derde ne derler sizde?”

Allah aşkına! Masum olarak yargılandığı bir siyasi davada; “gam değil, nasıl olsa hukuk beni aklar” diyebilecek kaç babayiğit/anayiğit vardır?
Yargıya güvenin oranı nedir? Mısır'da veya şurada yargı nedir? Mevcut yargı ile muhatap olmak ister miyiz? Elbette iyi niyetli yargıçlar da vardır ancak genel öz'ün uygulaması önemli. Umutlu olmayı dilerdim.

Meşhur sözdür; “Yaşlılar yapabilseydi, gençler bilseydi.”

Zaman hızla ecele doğru giderken etkili ve yetkili kişiler şunu bilselerdi; “Çiğnenen adalet, bir gün onu çiğneyene de lazım olur” ancak son pişmanlık..! Selam ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar