Nasrettin Hoca'nın biri göle yoğurt çalıyormuş

Yaşananlara bakınca ‘Nasrettin Hoca'nın biri göle yoğurt çalıyormuş' diye başlayan fıkrada ‘biri' kelimesi fazla değil miydi diye sormuyoruz. Çünkü ‘ya tutarsa' diye göl(gündem) başlarından ayrılmayan bir sürü lider(hoca) var.

AKP, Erdoğan'ın, ‘Güneyde bir devletin kurulmasına asla müsaade etmeyiz' tavrıyla gönlünü fethettiği MHP'nin dolaylı desteğini alarak ilk sınavı geçti ve meclis başkanlığını elde etti. Sembolik anlamından öte Cumhurbaşkanına hükümet kurma sürecinde istişare ve yokluğunda vekalet yetkisiyle de önemli bir makamı muhalefet, elinden kaçırdı.

HDP, ise hem barajı aşmaları için CHP'nin kendilerine verdiği desteğe bir jest, hem de AK partiyi tek başına iktidar yaptırmama başarısını, meclis başkanlığından da etme şeklinde sürdürmek istiyordu, tutmadı. MHP'li vekillerin son turda oy kullanmamış olması ise, CHP ve HDP'yi şoke ettiği kadar, aralarında yer yer sert polemikler yaşansa da AKP ile koalisyona açık çek verdikleri anlamına geliyor.

Öte yandan, Ak partinin, ‘bakın asker cenazesi gelmiyor' diyerek MHP tabanından, ‘sizi iyice güçlendirip meşrulaştırdık' diyerek de PKK tabanından ciddi oy alacağı zannıyla  şimdiye dek dört elle sarıldığı çözüm sürecini bundan sonra nasıl yürüteceği henüz belli değilken, Suriye'ye girmekten bahsetmesi de devletin bulanık göle yoğurt çalma niyeti gibi gözüküyor bakalım tutacak mı?

Türkiye'nin, dış ülkelere; ‘Oradaki IŞİD'in olası tehditlerine karşı tedbir amaçlı giriyoruz' mesajı verirken, aynı zamanda, Öcalan'ın, yani PYD'nin kızıl elması olan Afrin ile, Rojawa Devriminin(!) Telabyad sayesinde birleştirilmiş kantonlarının arasına girme niyetinin, PKK'ye orada çok büyük iyilik yapan ABD ve Esed tarafından ne kadar tolere edileceği de bir başka belirsizlik.

Devletin, Suriye'ye girme konusunda  dünya ülkelerini ikna etmek için gösterdiği çabayı kendi halkını ikna etmek için göstermemesi ise belirsizlikten farklı bir problemdir. Üstelik bahane olarak öne sürülen IŞİD tehdidinin ise, üzerinde eylem pratiği olan Irak, Ürdün, Mısır gibi ülkeler için bir anlam ifade etse de Türkiye için çok gerçekçi olmadığını dünya alem biliyor.

Peki, güneyde asla müsaade edilmeyeceği söylenen devletle kastedilen de, Arap veya Türkmen devleti olmadığına göre PKK'nin hayalinin önüne geçmekten başka ciddi bir sebep kalıyor mu? Tabi ki hayır. İyi de o zaman sormazlar mı adama: Madem güneyde devlet kurdurmamak için böyle savaş gibi, büyük bir risk alarak sınırı geçmekten bahsediyorsunuz, o halde kuzeyde, yıllardır onlarla olan aşk-ı muhabbetiniz nedir. Hem güneyde hem kuzeyde yığınla PKK mağduru ve muhalifi Kürt hareketleri varken onlara karşı körebe mi oynuyordunuz!

Malesef şu anda devletin zirvesinde, güya iyice zayıflamış bir Esed yönetimi nasıl olsa uçak kaldırmaz, ABD nasıl olsa bundan sonra bölgede başka bir oyun kurucunun olduğunu hatırlar, IŞİD korkar yanaşmaz, PYD ise aklını başına alır türünden bir takım hüsnü kuruntular kanaat haline gelmiş gibi.

ABD için ana hedef, tabi ki israil'in güvenliğidir. Dolayısıyla birbirlerine düşman çok parçalı bir ortadoğunun istikrarsızlığı ne kadar derinleştirilebilirse onlar için o kadar iyidir. ABD için Suriye'yi kürt arap diye bölmekten daha iyisi, kendi içinde de sürekli çatışma potansiyeline sahip bir selefi devleti, yine kendi dışındaki kürt grupları dahi silmeye ayarlı sosyalist bir PYD devleti ve Esed'in de korunacağı nusayri devleti şeklinde kendi içinde de ilerde bölünme ve çatışma potansiyeli bulunduran devletçiklerdir.

Türkiye'nin ise şu konjoktürde, ABD karşısında kullanacağı hiç bir kartı yoktur. Hele hele son merhalede koalisyonlu bir Türkiye'nin hiç yoktur. Ama şu da unutulmamalı ki, elinde göle ‘ya tutarsa' niyetine yoğurt çalmaya giden Nasrettin Hoca'nın yaptığı, karamsarlığın tembelliğine sığınan mantık hocalarının yaptığından daha iyidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar