Nazari ve ameli Müslümanlık

Günümüz Müslümanları arasında çok çeşitli ayrılıkların olduğu bilinmektedir. Ancak en belirgin ayrılığın şu iki noktada toplandığını tespit etmek mümkündür: Nazari Müslümanlar ve ameli Müslümanlar.

Hepimiz zaman zaman hararetli İslami tartışmalara şahit olmuşuzdur. Nazari Müslümanlar, Tefsirin, fıkhın, akaidin ve siyerin ince ayrıntılarını detaylı olarak tartışırlar. Tartışmacıların bu konulara vukufiyeti adeta karşısındakini büyüler. Tartışmalar genellikle asla bir sonuca vardırılmaz. Hep bir celse sonra tekrar tartışılmak üzere ara verilir. Bir neticeye varıp netice doğrultusunda icraat kimsenin aklına bile gelmez veya getirilmez. Peki, bu münazaralar neden yapılır. Belki istenmeden ya da maksat bu olmadığı halde bu kişilerin nazari bilgilerinin artışı sağlanmış olabilir. Fakat bu bilgiler hiçbir zaman amele dönüşmez. Sadece şu amaca hizmet etmiş olabilir. Bir futbol müsabakasının izleyicilerinin müsabakayı yorumlamaları gibi sahada kimin daha iyi kimin kötü olduğu tespitine yarayabilir.

Nazari Müslümanlar için şöyle bir benzetme de yapılabilir. Bunlar yangınların (manevi) kimler tarafından nasıl ve niçin çıkartıldığını çok iyi öğrenirler. Yangınların sebebiyet vereceği felaketleri de öğrenir ve öğretirler. Yangının yayılmak gibi bir ahlakının ve dolayısıyla büyümeden derhal müdahale edilerek söndürülmesi gerektiğini söyler ve savunurlar. Ancak yangına müdahale etmeyi akıllarından dahi geçirmezler. Müdahale edenlerin teknik ayrıntılarda yaptıkları hataları tespit etmek, onlar için yangına müdahaleden çok daha önemlidir. Kendileri sahada olmadıkları için hata yapma ihtimalleri hiç yoktur.
Ameli Müslümanlar, kıt kanaat bilgilerini derhal amele dönüştürmek gayretindedirler. Nazari bilgileri oldukça azdır. Alanda gerekli olmayan bilgileri öğrenmek gibi bir lüksleri yoktur. İslam’ı sadece hayatlarında uygulamak için gerektiği kadar öğrenirler. Bir bakıma şoförlüğü sınıfta değil pistte öğrenirler. Diğerlerinin sıfır hatasına karşılık bunlar zaman zaman hata yapar tehlikeler atlatırlar.

İslam’ın yaşanmak için öğrenilmesi gerektiğini hepimiz kabul ederiz. Yaşanmak yaşatılmak gayesi olmadan öğrenilecek bilginin ne kıymeti olabilir. Bir arkadaşımıza askerde arkadaşı şöyle bir soru yöneltmiş. “gusül abdesti icap ettiğinde ne kadar süre içerisinde mutlaka abdest alınmalıdır?” arkadaşın cevabı şöyle olmuştur. “Sen namaz kılıyor musun?” hayır demiş. Arkadaş da “o zaman ölene kadar süren var. Öldüğünde de zaten sana gusül abdesti aldırırlar” demiş. Soru sahibi bu cevaptan etkilenerek namaza başlamış.

Mesela İslam’da Cihadın gayesi hep tartışılır. Kimi Cihad “saldırı” kimi “savunma” amaçlıdır der. Üstad Seyyid Kutup merhum Cihadın gayesini “İslami tebliğin önündeki engelleri ortadan kaldırmak” olarak açıklar. Şimdi buna bizden ameli bir misal göstermemiz istenilse derhal Dicle Üniversitesinde Bilge Gençliğin Kutlu doğumla ilgili etkinliği gösterilmelidir. Orada Müslümanlar İslam’ı tebliğ etmek istemişler, birileri de bu tebliği engellemek istemişleridir. İşte bu engele boyun eğmemek “cihaddır”. Bilge gençlik mensupları bir mücahitler topluluğu olup aynı zamanda ameli İslam’ın bir mektebidirler.
İslami tebliği küresel istikbarın, otoritenin, bunların yerli uşaklarının izniyle yapmaya kalkarsanız asla bir engelle karşılaşmazsınız. Çünkü izin alamadığınızda tebliği yapamayacağınız için engele ihtiyaç kalmayacaktır. Bu şartlar altında cihada da ihtiyaç da kalmayacaktır. Böylece Rabbimizin hoşunuza gitmediğini söylediği bu farzın ifasından kurtulmuş olursunuz.
 
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar