Ne Zamana Kadar

Bismihi Teala

Büyük lokma ye, büyük söz söyleme demişlerse de atalar. Genel olarak siyasetçilerin bu sözü dikkate almadıkları muhakkaktır.

Seçim dönemlerindeki sözleri, nutukları nerde icraatları nerde? İş bitip meclisten bir koltuk kaptıktan sonra sadece, sözleri değil millete karşı olan ilgi ve alakaları bile dumura uğruyor. Seçim dönemlerinde milletin ayağına gidip, millete çeşitli vaadlerde bulunanlar maalesef seçimlerden sonra “dün dündü, bu gün bu gündür”ü oynamaya başlıyor. Millete verdikleri sözler, vaadleri yerine getirmemeleri bir yana milletin dertleri ve sorunlarıyla ilgilenmemeleri bir yana çoğu sefer kapısına- ayağına gelen millete bile kapısını açmazlar. Kapısını açmak zorunda kaldıklarını da en kısa sürede başından savmanın telaşına girerler. Bu yaklaşım içerisindekilerin hak, hukuk, insan hakları adına sarf ettikleri fare doğurdu. Netice, millet yaşanan hak ihlalleriyle, çözümsüz bırakılan sorunlarla baş başa bırakılır.

Koltuk sahiplerinin dokunulmazlıkları olduktan sonra gelen millete vurmuş, giden millete vurmuş kimin umurunda. Gariban millet alışmış ne de olsa; zaten hep kaybeden, zarar eden, arada kalan millet olmuyor mu?

Vaadler ve icraatlar birbiriyle örtüşmeyince siyasetin, bir tür yalan ve dolan olduğu bir daha tescillenmiş oluyor. Bunun nedeni kırmızı çizgisiz siyasettir. Çünkü kırmızı çizgilerini hak olarak belirlemeyenler, başkalarının o zamana kadar ki kırmızı çizgilerine uymak zorunda kalıyorlar. Böyle olunca da teori ve pratik, söz ve icraat arasında uyuşmazlık baş gösteriyor.

Öyle değilse, bu en insaflılar, en vicdanlılar, en halkçılar, darbelere en çok alerjisi olanlar olarak kendilerini lanse edenlerin iktidarında bile darbe günlerini aratmayan ahval neyin nesidir? Yaşanan hak ihlalleri, sivil İslami çalışmalarından dolayı hapis cezalarına çarptırılanlar, başörtü yasağı mağdurları… Neyin nesidir?

 Yeri gelince güya darbeleri, haksızlıkları araştıran komisyonlar kuracaksın diğer taraftan araştırdığın ve dün sana karşı yapıldığı için vaveyla ettiğin uygulamalar senin döneminde başkalarına yapılınca görmeyeceksin, duymayacaksın. Doğrusu vicdanlıya soyunan, insanlığa oynayanların da diğerlerinden pek de farkı yok. Fark olsaydı, ideolojik davranmadan, taraf gözetmeden hangi vatandaşa yapılırsa yapılsın, haksızlığa karşı sesini yükseltirlerdi. Öyle olmadığın iddia edenler, farklı cenahlardan 28 Şubat darbesini mahkum etmek için kollarını sıvayanlar! Gözleriniz görüyor, kulaklarınız duyuyorsa, siz değil vicdanlarınız nefes alıp veriyorsa ses verin.

“Nerdesiniz, ses verin, tepkinizi ortaya koyun” demekten yorulduk; ama hala yoksunuz. Ehli vicdan, ehli insaf biri yok mu ki bu gün bile millete özellikle mütedeyyinlere yapılan oyunları deşifre edecek.  

Bu dönen dolapların, oynanan oyunların farkında olmak için olaylara, durumlara hakkın penceresinden, halkın penceresinden bakmak lazım. Maalesef bu pencerelerden bakmak, bu pencerelerde şahit olunanın da tercümanı olmak her yiğidin harcı değildir.

Yine birilerine kuyruk olmak; haklı haksız iktidarlara ses olmak, sırt olmak erkeklik değil, Müslümanlık hiç değil. Müslüman bir yana insan olan takdir etmeyi de bilir yeri geldiğinde üsulune göre yermeyi, eleştirmeyi ve tenkit etmeyi de bilir, bilmelidir. İnsan olan haksızlığa uğrayan,  kıskaca alınıp haksız baskılara uğrayanlara destek olur, gıyabında hakkını savunur.

Dünün zulümleri kısmen de olsa konuşuluyor. Post modern darbe 28 Şubat ve mağdurlarının bir kısmı bu gün için yoğun olarak konuşulup tartışılıyor.

28 Şubat darbecilerinin kıskaçta olmasından dolayı 28 Şubat kalemşörlerinden birçoğunun bile 28 Şubat aleyhinde ifade verdiğini görüyoruz. Oyuna, dolduruşa geldiğini söyleyenler, pişman olanlar; itiraflardan seçmeler…

Bu çerçevede hararetle sürdürülen tartışmanın en dikkat çeken yönü 28 Şubat zalimleri ve mazlumları çerçevesinde yapılan açıklamalardır.

Gadre uğrayıp hakları ellerinden alınıp zulme uğrayanlar o günün mazlumları, o günün zalimleri de darbeyaparlar ve onların yardakçıları olan darbeseverlerdir.

Dünün mazlumlarından bir kısmı ifadeye çağrıldı, kendilerine reva görülenleri ifade ettiler. Darbezedelerden diğer bir kısmı ise dün kendilerine yapılan haksızlıklar bir yana;evet bu gün de darbe günlerini aratmayan zulümlere uğramaya, bu günün de mazlumları olmaya devam ediyorlar. Bu vaziyeti hiç mi duyan gören yok!

Evet, dün zulme göz yuman, bilerek veya bilmeyerek haksızlıklara destek verenler, alkış tutanlar aynı cürmün ortakları olduğu gibi bu gün de yapılan haksızlıklara karşı sessiz durup üç maymunu oynayanlar da aynen işlenen cürümlerden dolayı hesap vermekten kurtulamayacaklardır.

Şimdi birazcık insaf ve vicdan sahibi olanlar, haktan ve hukuktan dem vuranlar! Vicdanınıza, imanınıza, namus ve şerefinize sırf İslami hizmetlerinden dolayı Konya’daki STK yetkililerine verilen ceza reva mı? Sırf başörtüleriyle okumak istemelerinden dolayı kız çocuklarımızın tecrit edilmeleri, hakarete uğramaları, dövülmeleri ve sürülmeleri karşısında susmak hangi vicdana sığıyor?

Bu uygulamalar, kararlar darbe dönemlerini çağrıştırmıyor mu size?

Eğer darbelere karşıysanız, darbelere alerjiniz varsa buyurun. Toplumun saadet ve selameti uğrunda sivil çalışmalar yaptıklarından darbe günlerinin uygulamalarına maruz kalanları savunun. Onlara yapılan haksızlığı görmeyecekseniz de neyi göreceksiniz?

On-on beş yaşındaki masum kızları savunamayacaksanız, en azından onlardan yana safınızı belirlemeyecekseniz gerçekten sizin imanınız, vicdanınız, insafınız ne zaman gayrete gelecek? Ne zamana kadar üç maymunu oynayacaksınız çok merak ediyorum.

Rabbimizden temennimiz, çok geçmeden tüm sorumluluk sahiplerinin haktan, hukuktan, mazlumdan, masum kızlardan yana tepkilerini ortaya koymalarıdır.

Bayramın insanlık için hayırlara, vicdanların dirilmesine vesile olması temennisiyle bayramınız mübarek olsun.

(Muhsin Canan)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.