Paket, pek tat vermedi

Paketin pek tat vermediğini söyleyen Başbakan’ın bizatihi kendisidir.Başbakan’ın usule ayırdığı konuşmasının esastan fazla tuttuğu herkesçe malumdur.

Başbakan, kendisinin de paketten tam olarak memnun kalmadığını bu konuşmasının satır aralarına serpiştirmeye çalıştı.

Başbakan’ın 27 Mayıs karanlık zihniyetinin, değişimin önündeki en büyük engel olduğunu söylemesi ve anayasa çalışmalarının akamete uğradığını açık açık dile getirmesi, ayrıca paketin ilk olmadığı gibi son olmayacağını da belirtmiş olması, fazla söze hacet bırakmıyor aslında.

27 Mayıs, Kemalistler tarafından bir “halk devrimi” olarak tanımlanır.

Tabiri caizse, 1923’teki biraz da oldubittiye getirilerek ilan edilen Cumhuriyet’in yerleşik bir statüko haline getirilmesinin adıdır.

O dönemler eski yazıyı bilmeyenlerin hala münevver(aydın) olarak kabul edilmediği bir dönemdi.

İşte 27 Mayıs darbesiyle eskiye ait olan bu algı da yok edilerek irticanın(!) kökü kazınmış oldu.

Hali hazırdaki 82 anayasası ile de kurumsal anlamda laiklik ve Kemalizm perçinlenmiş oldu.

Diğer bir ifade ile “bürokratik oligarşi” muhkem hale getirilmiş oldu.

Yani siz iktidar olarak ne kadar muktedir olursanız olun, arkanızda ne kadar halk desteği olursa olsun, değişim yönünde ne kadar ciddi ve kararlı bir iradeye sahip olursanız olun, o karanlık dönemin bürokratik direnci ile karşılaşabilirsiniz.

Hatta öyle bir hal alır ki çok yaman çelişkilerin bile farkına varamazsınız.

Mesela, ilköğretim ve liselerde(İmam hatipler hariç) başörtüsü yönetmelikle halen yasak. Getirilen düzenleme çalışan kadınlara başörtüsü serbestisi getiriyor sadece.

Getirilen bir başka düzenleme ise, kişiyi ibadet özgürlüğünden alıkoyacaklara hapis cezasını öngörüyor.

Bu durumda iki alternatifle karşı karşıyayız: Ya devletin bir kurumu diğer bir kurumunu cezalandıracak ya da Diyanet’e bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan tesettür veya başörtüsünün ibadet kapsamında bulunmadığına dair fetva alınacak.

Peki, hiç mi iyi yönü yok bu paketin? Elbette var. Parça parça, gıdım gıdım sona erdirilen zulümler elbette iyi niyet taşıyan iyileştirici adımlardır. Hele hele her sabah özellikle Türk olmayan körpe dimağlara yalan söyleten ırkçı ve şoven nitelikli “andımız” denen akıl tutulmasına son verilmiş olması, her türlü takdirin üzerindedir.

Çocuğunun bazı şeyleri sorgulama yaşına geldiği ve bazı garabetleri izah etmenin çok zor olduğuna vakıf olan bir baba olarak, bu zulme son veren iradenin arkasında duran herkesi tebrik ettiğimi hassaten ifade etmek isterim.

Dogmalara karşı akıl ve bilimin öncülüğünde kurulduğu iddia edilen laik cumhuriyetin, dogmacılığın kralı olan, “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” tarzındaki başlangıç bölümlü cunta anayasası, bir bütün olarak değiştirilmediği müddetçe bu buruk ve tam sevinememe hali aynen devam edecektir.

Bu palyatif çözümler, seksen yıldır sürekli dayak yiyen milletin sırtından sadece birkaç sopanın eksilmesi anlamına gelmektedir.

Dayak yiyen birine göre daha az dayak yiyen elbette kârlıdır.

Dayaktan tamamen kurtulma aşamasından gerçek özgürlüğe ne zaman ereriz onu bilemem ama bildiğim bir şey var:

Sırtımızdaki sopalardan birkaç tanesinin eksilmesi özgürlük anlamına geliyorsa, o halde özgürüz hepimiz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar