M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

Pkk'nin özerklik soytarılığı ya da bir garip özerklik hikâyesi

 HDPKK, seçimlerde kendilerine oy veren seçmenleri özerklik ile ödüllendiriyor(!). Özellikle fazla oy aldığı alanlarda yapmış olduğu özerklik hamleleri ile, adeta buraların harabeye dönmesine sebep oluyor. Hayat, insanlara zehir ediliyor. Buraları adeta yaşanmaz hale gelmiş. İnsanlar, topluca göç etmeye başladılar. Pkk'nin uygulamaya koymaya çalıştığı hezeyanlarla dolu özerklik modeline sivilleri de alet etmeye çalışıyor. “Ne kadar kan, o kadar kâr” ve “her evden bir ceset çıkmalı” stratejileri için, sivil halk rejimin kurşunlarının önüne sürülmektedir.

Ömrü, sadece birkaç gün süren özerk yönetimler, şehir merkezlerinin viraneye dönmesi ile son buluyor. Komün yaşamı inşa etme hayali ile cezbeye düşen ve Suriye'deki durumu görüp aşırı “heyecan yapan” Pkk, her yerde özerk yönetimler inşa ettiğini ilan ediyor. Bir gecede kurulan sözde yapılar, başkanının enselenmesi ile yıkılıyor. Buralar ele geçirilerek “Pol Potvari” toplumsal yapılar inşa edilmek isteniyor. Yani tarih boyunca insanlara kan, yıkım ve gözyaşından başka bir şey getirmemiş olan ve bu gün mimarları lanetle anılan yöntemler, makyajlanarak Kürt toplumu üzerinden uygulamaya konulmak isteniyor. Dine ve hoş görüye tahammülü olmayan ve halkımız için tamamen felaket olan bu projelerin sosyolojik ve reel temelleri yoktur. Reel temeller ve sosyolojik gerçeklikler üzerine toplumsal bir yapının inşası gerekirken; önce, safsatadan ibaret olan  ve çöpten çıkarılmış felsefi fikirler projeye dönüştürülüyor ve toplumsal yapı buna uydurulmaya çalışılıyor.

Pkk,  farklı saiklerle HDP'ye verilen veya verdirilen oylar neticesinde HDP'nin barajı aşmasını ve seçim sonuçlarını  yanlış okudu. Genel seçim sonuçlarını, özerkliğin referandumu gibi gördü. İradeleri gasp edilen, tehdit edilen ve sükunetin bozulmasından korkan insanlar, özerkliğe değil, sükunete oy verdiler. Zaten alınan oyların büyük bir kısmının tehdit ve hile ile alındığı herkesin malumudur. Seçim sonuçlarını yanlış okuyan PKK, meclise soktuğu 80 milletvekili ile tatmin olmadı, “devrimci halk mücadelesi” safsatası ile, eylemlerine halkı da ortak etmeye kalkıştı. Oy verenlerin, büyük bir halk savaşına iştirak etmesini düşünüyordu. Beklentileri boşuna çıktı.  “Serhıldan” çağrıları karşılık bulmayınca,  bu sefer kendilerine oy veren kitleler bir yerde korkaklıkla suçlandı. Kandil'de garip garip teorilerle Kürt halkını ve taraftarlarını ateşe atanlar, uzaktan halkı korkaklıkla suçlama kolaycılığına kaçtı. Dağlardaki kır gerilla mücadelesini şehirlere taşıma, halkı gerekirse zorla şehir gerilla savaşının paydaşı haline getirme ve her yerde özerklik kurma olarak özetlenebilecek bir konsept, kısa sürede Kürtlerin umutlarına ve hayallerine kibrit suyu döktü.

Şu an Kürdistan, PKK'nin savaş ve kan baronlarının saçma sapan teorileri yüzünden yaşanmaz hale gelmiştir. Barış deyip sürekli savaş hazırlığı yapanlar, “Kürtlerin hakları” adı altında öldürüyorlar, yakıp yıkıp, talan ediyorlar. Yani “sizin için sizi öldürüyoruz, mallarınızı talan ediyoruz, evlerinizi ve iş yerlerinizi yakıyoruz”, demeye getiriyorlar.

Varto, Lice, Silvan ve Şemdinli'de özerklik ilanlarının bedelleri en ağır şekillerde ödeniyor. Siyaset yapma zemininin sonuna kadar açık olduğu bir zamanda böylesine bir yıkıma ve felakete sebebiyet vermek, tam bir sorumsuzluk ve halk düşmanlığıdır. Madem özerklik ilan ediliyorsa, halk niye ateşe atılıyor? Özerklik ilan ediliyorsa, bu yapının korunması için yüzlerce gerilla seferber olur ve gereği yapılır. Önce özerklik ilan ediliyor, sonra gençler roketlerle ve silahlarla devletin önüne atılıyor. Bunlar ya öldürülüyor ya da tutuklanıyorlar. Büyük bir kısmı ise tabanları yağlayıp kaçıyor. Özerk yönetimlerin sözde sorumluları, diğer gün enselerinden tutularak gözaltına alınıyorlar. Uygulamaya konulan bu strateji ve konsept, özerklik değil, olsa olsa soytarılıktır.

Kürt toplumu, kuş beyinli teorisyenlerin saçma teorilerini test ettiği deneme tahtası değildir, olmamalıdır. Maalesef bu akılsızlığın ve basiretsizliğin bedelini halk ödemektedir. Pkk'nin kan baronlarının bir an önce bu hezeyanlarından vazgeçmesi gerekir. Suriye Kürdistanı'ndaki kanton safsataları Türkiye'ye taşınmak istenmektedir. Oysa her akıl ve şuur sahibi bilir ki, Suriye'nin şartları ile Türkiye'nin şartları ve dinamikleri arasında dağlar kadar fark vardır.

Duran Kalkan gibi Kandil ağaları, devrimci halk savaşı ayağı ile çıktığı dağlarda akşama kadar kız kovalayacağı yerde,  tarihin çöplüğüne atılmış projeleri kopyalayıp Kürdistan coğrafyasına uydurmaya çalışmak yerine akıllarını daha faydalı projeler için kullansalar, daha isabetli bir iş yapmış olurlar.

Kürt halkı da artık, her halleri ile Kürtlerin başına gelmiş olan en büyük musibetlerden olan Pkk'nin zulmüne ve saçma sapan politikalarına bir “dur” diyebilmelidir. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi elimizden alan bu yapının eseri ancak kan ve yıkımdır.

Bunca acıları yaşamış olan bu halka bedeller ödetmeye kimsenin hakkı yoktur. Halk olarak bu gün bu zulme” dur” diyemez isek, yarın mallarımız ve çocuklarımız ellerimizden alınır. Çocuklarımız bu kirli savaşın askeri, mezesi ve kurbanı haline getirilmek istenecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar