PKK’yı anlamaya çalışmak

PKK’yi anlamak için empati yapmaya çalışıyorum. Bir PKK’li şöyle mi düşünür: “Kürdistan, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren şiddetli bir devlet baskısı altında inlerken, dini ve etnik kimlikler inkâr edilirken, yoğun bir kimliksizleştirme ve asimilasyon politikası izlenirken, sırtını devlete dayayan işbirlikçi ağaların, zorbaların baskısı yer yer askerin baskısını gölgede bırakırken buna dur demek için bir direniş hareketi başlatmıştır. Devletin vatandaşına pislik yedirmesinden evinden aldığı insanları asit kuyularında kaybetmesine kadar sayılamayacak zulümlerine direniş karşı kaçınılmaz olmuştur. Bu şartlarda ortaya çıkan PKK, özellikle etnik kimliğe yönelik ve özellikle Kürtçe konuşma yasağına karşı ciddi kazanımlar elde etmiştir. Hem işbirlikçi ağalara hem de devlet karşı kazandığı bu başarılar için çok ciddi bedeller vermiştir.

PKK verdiği bedeller (kendi ideolojileri açısından verilen şehitler, yatılan zindanlar, çekilen işkenceler) karşılığında elde edilen kazanımlardan bütün bölge halkının yararlandığını görmektedir. Kürtçe sadece PKK’lilere serbest bırakılmamıştır. Öyleyse elde edilen kazanımlar karşılığında bedel ödemeyen insanların böyle bir örgüte saygılı olması gerekmez mi? Çocuğunu dağa göndermeseler, parasal fedakârlıklarda bulunmasalar, gönülsüz olsalar da, beş yılda bir oyunu PKK’nin desteklediği partiden esirgemeleri haksızlık ve ya nankörlük değil midir? Bir bakıma külfete ortak olmadan nimete ortak olmak adil midir?”

Böyle düşünen bir PKK’linin göremedikleri ya da görmek istemediği şey Kürt halkına yapılan bu hizmet karşılığında istenen bedeldir. İstenen bedel karşılığında elde edilen şeyin çok daha değerli olması gerekir. Çok pahalı şeyler nispeten daha değersiz şeyler karşılığında veriliyorsa bu işte hata vardır. İnsan vardır, dinini, namusunu, evladını hatta canını dünyalık kazançlar için harcar tüketir. İnsan da vardır ki dini, namusu ve canı için bütün dünyalığını ortaya koyar. Her bir şeyin değeri herkes için aynı değildir. Birileri dili için dini değerlerinden fedakârlık yapabilirken diğeri dini değerleri için her şeyini feda edebilir. Kabul edelim ki dinin herkes için değeri aynı değildir. Mesela inancı zayıf olan biri için dinin fazla bir değeri olamaz. Dininizin düşmanları dininizden fedakarlık etmeniz halinde size her türlü desteği sunabilirler. Nitekim gâvurlar dediğimiz “Batı” dindarlar karşısında dindar olmayan örgütleri sonuna kadar desteklemişlerdir.  

HÜDA-PAR tabanı kuşkusuz PKK’nin, halkın dilini konuşabilmesi önündeki engelleri kaldırma yönündeki çabalarını, halkın ana dilini rahatça konuşup yazmasını halka hizmet olarak görür ve kabul eder. Nitekim aynı talepleri her platformda dile getirdiği bu konudaki çabalara destek verdiği inkâr edilemez.

PKK, verdiği elma karşılığında HÜDA-PAR tabanından elmas ve zümrüt istemektedir. Dini değerlerini bütün varlıklarından üstün görenler bu alış verişi kazanç değil kayıp olarak kabul etmektedirler. PKK’nin bunun farkında olup olmadığını bilemiyorum. HÜDA-PAR,  PKK’nin Marksist, sosyalist, sekülerist, laik devrimci yapısına destek olmayı akidelerine aykırı görmektedir. Böyle bir yapıya destek olmak asli varlık nedenleri ile çelişmektedir. Bu şartlarda sadece dillerinin özgürleşmesi değil, Kürdistan’ın dünyanın en müreffeh bölgesi haline getirilmesi dahi bir anlam ifade etmemektedir. HÜDA PAR, özellikle PKK’nin yönetici kadrosunun farkında olmadığı bir başka dünya için, bu dünyadaki bütün varlıklarından canları dâhil vazgeçmeye hazırdırlar. Bildiğim kadarı ile HÜDA-PAR, PKK’nin bir nimet gibi sunduğu demokrasi, sosyalizm, laiklik vb. değerlere metelik vermemektedir.

PKK’lilerin anlaması için şöyle bir örnek verelim. AK Parti’nin başörtüsünü serbest bırakması, seçmeli siyer ve Kur’an-Kerim dersleri koymasından dolayı cemaatlerden, tarikatlardan tebrik ve teşekkür beklemesi normaldir. Ancak aynı icraatları için Ulusalcı, Kemalist, CHP’li veya PKK’den tebrik ve teşekkür beklemesi normal midir? Abes midir?

PKK tabanının kahir ekseriyeti dini değerlerin öneminin bilincinde olup HÜDA-PAR’ı anlayabilmektedir. Ancak, yönetici kadrolar gerekli anlayışı göstermemek suretiyle abesle iştigal etmektedirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar