Sadece Katledilmek Ölü Vicdanları Diriltmeye Yeter mi?

Üstadın ifadesiyle, enaniyet asrındayız. Bencilliğin zirve yaptığı, her nefsin firavunlaştığı ölü vicdanlar asrı… Dolayısıyla adına yemin edilerek iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışında tüm sakinlerinin perişan olduğu belirtilen asır…
Mısır için artık söylenecek söz kalmadı ve şimdi tüm fotoğraflar yorumsuz.


Mısır’ın Müslümanı, ayet ve hadislere bizden ve buradaki Müslümanlardan çok daha vakıftır. Dolayısıyla orada her gün Aşura, her yer Kerbela’yı, her gün Ashab-ı Uhdud’u, Reci’yi, Bi’r-i Maune’yi, 15 Hordad’ı, Susa’ları ve Gazze’leri yaşadığı halde mevziisini terk etmeyen, ahdinden dönmeyen, zalime boyun eğmeyen sabır ve direniş öğretmenleri şu anda ‘Allah ve Resulü muhakkak ki doğru söylemiştir’ diyorlar. Çünkü onlar, Rabbimizin direnen Mustaz’aflara vaadini çok iyi biliyorlar. Onlar şehadetin manasını çok daha iyi biliyorlar. Bu nedenle Mısır’ın Müslümanının, bugün başkasının akıl vermesine hiç ihtiyacı yok, tam aksine şu anda tüm insanlığın onlara ihtiyacı var.


Ve şimdi ölü vicdanlar asrının coğrafyalarından çok daha öte kalpleri parçalanmış, bağları kopmuş, hedefleri sapmış yitik Müslümanları; katliamları esefle(?) izlemeye devam ediyorlar.
Kınayanlar, demokrasi adına üzüntülerini belirtiyorlar. Bir şeyler yapıyorlar denilen devlet yetkilileri, ellerine telefon alıp Suudi’yi, Katar’ı, ABD’yi, AB’yi ve BM’yi arayarak sözde uğraşıyorlar. Mısır için hiçbir yaptırım kararı alamadan katliamın perde gerisindeki sahiplerinden medet umuyorlar.


Hamasetten öteye geçmeyen bir takım sözlü cılız tepkiler dışında, hangi İslam ülkesi, darbeci Mısır yönetimiyle ilişkilerini askıya aldı, feshetti veya dondurdu? Hangisi elçisini gönderdi? Hangisi bir anlaşmasını, bir ticaretini, ithalat ve ihracatını iptal etti, ambargo kararı aldı? Hangisi diğer İslam ülkelerine toplanmayı tavsiye etti? Hangisi darbeciler için tutuklama kararı çıkarttı? Hangisi elindeki güç ve imkânla tehdit etti? Hangisi halkını ciddi ciddi sokaklara döktü? Tabi ki hiç biri! Çünkü ölen, sadece kâfirin vicdanı değildi.


Ve ölü vicdanlar asrında dualar ne kadar da çiğ, ne kadar da ruhsuz!
İnsanı harekete geçirmeyen dua için istiğfarda bulunmak gerek. Komşusunun evi yanarken söndürmek için çırpınan kişi dua etmiştir, yoksa kendi evinde oturan değil. Çocuğu hastayken kaptığı gibi doktora götüren anne dua etmiştir, yoksa evinde çocuğun iyileşmesini bekleyen değil.


Bayezid-i Bestami hazretlerine birisi gelir ve duaları kabul ettiren İsm-i Azamı, kendisine söylemesini rica eder. Bayezid-i Bestami hazretleri hemen yanındakilere bu kişinin hemen orada bulunan göle atılmasını emreder. Yüzme bilmeyen adam boğulmak üzeredir ve tüm gücüyle feryat eder, o anda aklına gelen tüm nidalar ile Allah’a yalvarır ve koşarlar onu sudan çıkarırlar. Sudan çıkarıldığında kendisine, ‘şimdi anladın mı ism-i azamın ne olduğunu?’ der.
Rivayet edildiğine göre, Allah-u Teâlâ İsa’ya (AS) şöyle buyurmuştur: “Ey İsa! Bana üzgün ve kurtarıcısı olmayan, boğulmak üzere olan birisi gibi dua et… Bana sadece horluk, yalvarıp yakarmak ve ihlas üzere dua et. Bana böyle dua edersen ben de icabet ederim.”


Cevşen bunu kolaylaştırıyor. Rabbim oradaki dualarla nida edip Mısır için yalvarmayı nasip etsin.
Ve vicdanlar ilk defa ölmüyor. İnsan denilen varlığın kalbi de ilk defa taşlaşmıyor, ilk defa paslanmıyor. Ebu Cehillerin yolunda gidenlerin vicdanı, Ebu Cehil’in kafası kesildiğinde dirilmiştir. Gelinen nokta öyle gösteriyor ki ölü vicdanların dirilmesi için sadece ölmek yetmeyecektir.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar