Saldırılar yoldaki işaretlerdir

On yıla yakın bir süredir Mustaz’af camia, düzenli ve belirli periyotlarla saldırıya uğramakta. Bu süreç, mikro planda otuz yıllık, makro planda ise on binlerce yıllık bir geçmişe dayanmaktadır.

Saldırıların zihinsel kodları deşifre edilip tarihsel süreç ve “vahy”in temel esprisi göz önünde bulundurulduğunda, “Veleneblüvennekum… Em hasibtum… gibi onlarca ayet, kadim ve değişmez bir hakikat olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Hayırlı işlerin muzır manileri çok olur” veciz ve bedi’ ifadesi ile, “Böyle imtihanlar, sırat-ı mustaqimde olduğunuzun yol işaretleridir.” şeklindeki ehl-i hak’ça maruf ve malum ibareleri, mezkur ayetlerin tefsiri olarak görmek gerekir.

Bu yüce hakikatlerin esas olduğunu unutmamak kaydı ile son dönemde, ‘İmralı sakini’ tarafından ‘İslam’ vurgusu yapıldıkça, hedef gözetilerek ve bilinçli bir şekilde tırmandırılan saldırıların muhtemel gerekçeleri üzerinde durmakta fayda görüyorum:

1-Öcalan takiyye yapıyor ve örgütü ile şifreli konuşuyor: “Dini referanslara sahip çevreler, iktidarınızı elinizden alabilir. Seleflerimizin konseptine uyan, “Şeriat(selefleri komünizm demişti) gelecekse, onu da biz getiririz.” retoriği eşliğinde Demokratik İslam(!?)kongreleri yapın ve diğerlerine yaşam hakkı tanımayın.

2-PKK içindeki tescilli İslam düşmanı bir klik, ihtida etmeye meyyal(!) Öcalan’ın “İslam” vurgusundan kaynaklı hazımsızlığını, İslami dernek ve partilere saldırarak ortaya koyuyor. Bunun üzerinden de Öcalan’a net mesaj veriyor.

3-Küresel derin güçlerin güdümündeki zıt gibi görünen yereldeki operasyonel birimlerin, siyasal iktidarın rengine bürünmüş MİT yöneticilerine, “Konuşan Öcalan değil, sizsiniz ama teşkilatı da, Öcalanı da, Kürdistan’ı da size yedirmeyiz.” şeklindeki mesajları.

Bu konuda Mustaz’aflara düşmanlık konseptinde ağız birliği et(tiril)miş karanlık odalardan, fitne-fesat atölyelerinden, “hemmalé hile u vırra” medyasından yayılan karartma/yönlendirme/itibarsızlaştırma/kara propagandaya yönelik yazılara bakmak yeterli olacaktır. 

4-MİT’in başına İsrail’in rahatsız olduğu bir ismin getirilmesi, Gezi olayları, Ak Parti’nin Mısır darbecilerine yönelik tutumu ve son tahlilde hükümetin uzun menzilli füze savunma sistemini Çin’e ihale etmesi ile rahatsızlıklarını gizleme gereği duymayan Büyük Şeytan ve avanesinin, Türkiye’nin en az on yıllık geleceğine yön verecek uzun soluklu seçim sürecinden nemalanma arzusu.

Küresel güçler ve onların yereldeki maşaları tarafından Hakan Fidan üzerinden yürütülen MİT’te mevzi kazanma ve Wall Street Journal’da yayımlanan makalelerle MİT’teki üst düzey AK Parti kadrolaşmasını tasfiye etmeye yönelik uygulanan psikolojik savaş, konuyla alakalı birçok ipucunu da bünyesinde barındırmaktadır.

Bir taraftan MİT’teki Fidan ve ekibini “İrancı”, diğer taraftan da “Nusra ve El-Kaide”destekçisi gibi kendi içinde tutarsız ve çelişik ifadelerle itham eden zıt gibi görünen oda(k)ların, benzer bir taktiği, Rojava meselesi üzerinden Mustaz’af camia ve bileşenleri ile HÜDA PAR’a da uyguladığı dikkatlerden kaçmamaktadır.

Mustaz’af camiayı çatışma ortamına ısrarla sürüklemeye çalışan ve bunu da Kürdistan’a hizmet ettiğini sanan zavallı Kürt gençlerine yaptıran, işte bu büyük resimdeki ‘İfsat Komitesi’dir.

Muvakkat ve tamamen konjonktürel olduğunu düşündüğüm ABD-İran yakınlaşmasının hangi ülke ya da mihrakları rahatsız edebileceği ile ilgili öngörülebilir sonuçların da son kertedeki hareketlenmelere ilham kaynağı olduğunu sanırım belirtmeye gerek yok.

Üç yıl önce polisin gözleri önünde katledilen Yüksekova Mustaz’af-Der Başkan yardımcısı Ubeydullah Durna’nın katilleri de dahil olmak üzere, saldırganların hiçbirinin yakalanmamış olması, daha açık bir ifade ile PKK’ci tetikçilerin, MİT ve Emniyet içine çöreklenmiş kızıl komünist ‘Aydınlıkçı’ grup veya Türkçü-eski ülkücü bir ekip tarafından İslam’a hizmet ettiğine inandırılmış görevlilerce korunması, bu meş’um gayeye hizmet(!) içindir.

Bu saldırıların kirli ve karanlık gibi görünen yüzlerinin hangi hakikatleri ortaya çıkardığını başka bir yazıya bırakarak ‘Ve mekeru ve mekerallah…’ hakikatini şiarımız kılmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Son olarak bu aziz ve mübarek günlerde Mersin’de kanları akıtılan Şehid Molla Fehim’in talebesi kardeşlerime ve binaları saldırıya uğrayan Diyarbakır’daki İslami STK yöneticilerine geçmiş olsun, keffaret olsun dileklerimi iletiyorum.

NOT: Doğu ile Batı arasında İslami değerlerimizi koruma, ikame etme noktasında büyük çaba harcayan bilge kral Aliya İZZETBEGOVİÇ’i vefat yıldönümü(19 Ekim) münasebeti ile rahmetle anıyorum.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.