Seyrediyoruz, seyrediyorsunuz, öldürüyorlar

Kudüs, hem Mescid-i Aksa gibi bir sembolü barındırdığı hem de birçok Müslüman açısından “Kudüs esirse ümmet esirdir” psikolojik değeri ifadesi açısından ümmetin derdiyle dertlenen Müslümanların ana gündem maddesi olmuştur/olmalıdır. Son yıllarda ise Kudüs gündemi, Gazze’ye saldırı anları ile sınırlı kalmaktadır. İsrail’in kudurganlığı tutmasa, Siyonistler toplu bir saldırı değil de arada bir Müslüman öldürse, zindanlarında binlerce Müslüman’ı çürütse hatta Mescid-i Aksa’yı bize –yaş sınırlaması ile yaptığı gibi- kapatsa da kimsenin gayretine dokunmuyor. Ümmetin en duyarlı fertleri dahi tepkilerini ancak yoğun bombardımanlardan sonra ortaya koyuyor. Anlayacağınız; Gazze’nin kahraman evlatları pes etse, birkaç basın açıklaması rehabilitasyonundan sonra Kudüs diye bir gündemimiz kalmayacak.

İslam ülkelerinin liderleri izzetlerini kaybettiklerinden dolayı dünya yıkılsa duyarsızlıkları zedelenmiyor.  Gördüğümüz -veya medyamızın bize gösterdiği- kadarıyla sesini çıkaran nadir ülkelerden biri Türkiye’dir. Yetkililerimiz zalime “zalim” diyebilmektedir. Oysa mezkûr zalimin, ses çıkarmayla herhangi bir tavır değişikliğine gitmediğini de bizzat bu büyüklerimiz söylüyor. Buna rağmen herhangi bir yaptırıma gidilmiyor. Destekçileri bilindiği halde ismen söylemlere dâhil edilmiyor. Örneğin kimse “ABD” kelimesini çıkarmıyor, “Büyük Şeytan” nitelendirmesi yapamıyor. Hâlbuki “Hizbuşşeytan” tabiri ne kadar kolay dökülmüştü ağızlardan.

Bana göre farkına varılması gereken mesele; seyrettiğimiz tiyatronun Başbakan tarafından belirleniyor olmasıdır. Kendini duyarlı diye sunan medya, en önemli meseleye dahi Başbakan bakmadan eğilmiyor. En vahşi zulümleri dahi Başbakan değinmediğinde yüzüstü bırakıyorlar. Özellikle hiçbir İslami kaygısı olmayan televizyon kanallarının Gazze gündemi çok garip… İsrail mallarından gelen reklam gelirleriyle ayakta kalan medyanın, enkazda kalan bebeklere ağlaması; timsahları utandırıyor.

“Bu memlekete komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” diyen hâkim devlet aklı sizce de bugünkü gündem algısında bize hükmetmiyor mu? Nereye, ne zaman bakmamız gerektiğine kendileri karar veriyor. AA ne zaman isterse biz o zaman ağlıyoruz. Lazım olduğunda (SNHR) haber veriyor, lazım olduğunda Mursi’nin mahkemeleri takip ediliyor. Arakan, Orta Afrika, Mali ihtiyaç olduğunda görülüyor.

Mesela IŞİD’in işi ne oldu? Libya’da neler oluyor? Ülkemizdeki sorunlar da aynı şekilde muamele görüyor. Diyarbakır’da oturma eylemi yapan aileler ne durumda? Çocukları dönmediği halde duyarlı medya neden terk etti onları? Acılar “yeterince” işlendikten sonra arabesk repertuarına bırakılıyor; yeni bir konuya geçiliyor. Eğer söz konusu yerlerdeki sıkıntılar bitmediği halde gündemden düşüyorsa insanın aklına ister istemez kötü şeyler geliyor. Yoksa hükümet, halkın duygularını iç politikaya malzeme mi yapıyor veya devlet, uluslararası politikada acıları koz olarak mı kullanıyor!

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden verilen ölüm haberlerine son zamanlarda fazla rastlamasak da Suriye’de dört yıllık savaşın ve insanlık dramının devam ettiğini, Mısır’da darbe sonrası tutuklanan binlerce insanın hala işkence altında zindanlarda tutulduğunu hatırlatarak Gazze’ye dönelim: Yıllardır her gündeme geldiğinde Müslüman halk hükümetten basit bir istekte bulunuyor. “Terörist olduğunu sizin de kabul ettiğiniz bu işgal çetesiyle tüm ilişkileri kesin.” Bu halk çok fazla şey mi istiyor?

Evet, biliyorum; “bekâra karı boşamak kolay” diyecek; sırtınızdaki yumurta küfesini göstereceksiniz. Ancak şunu iyi bilin ki; izzetsizliğe sebep olan karıdan da boyun eğmeye sebep olacak yumurta sepetinden de kimseye hayır yok. Sizden, israil’le savaşa tutuşmanız gibi bir kahramanlık bekleyen yok. Ancak evinde oturup düşmanına küfreden sahte kabadayılar gibi nutuklarla meydanlarda da kükremeyin. Kükremeyin ki Türkiye halkı da diğer Arap devletlerinden farklı olduğu zannına kapılıp havalara girmesin

Sözün özü: İcraat yerine yetkisiz bir vatandaş gibi tepki göstermek, yürüyüş yapmak, israil’e beddua etmek; siyonistleri durdurmuyor. Ya işe yarayacak bir şeyler yapın ki Saddam dönemi Irak Enformasyon Bakanından bir farkınız olsun ya da duygularımızla oynamayı bırakın. Mademki “Haçlı ittifakıyla karşı karşıyayız” o halde karşısında bir İslam ittifakı oluşturun. Gafili uyandırırsınız, korkağa cesaret verirsiniz, kavgalı olduğunuzla kavgayı ertelersiniz. Ne gerekiyorsa onu yapın. Elinizde bir şey gelmiyorsa da öyle sızlanıp durmayın. Ağlayınca acıyan bir zalimi tarih kaydetmemiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.