Şeytan'ın ayı ile Suriye tangosu

İslam dünyası; yönetenleriyle, yönetilenleriyle tabii ki güllük gülistanlık değildir. Taban ile tavanın birbirleriyle hasmane ilişkiler içerisinde ömür tükettiği garip bir alandır.

Bundandır ki, İslam dünyasında karıştırılan her bir ülke, en kısa zamanda bataklık alana dönüşüyor.

Doğusuyla-batısıyla, kuzeyiyle-güneyiyle dünyanın tüm pislikleri bataklık alanda beliriveriyor.

Önce hassas fay hatları tetikleniyor;

Peşinden “iç karışıklıklar” baş gösteriyor;

Ardından bölgesel rekâbetin koşulları oluş(turul)uyor;

Sonrası bildiğiniz gibi…

Küresel rekâbet tüm acımasızlığıyla arz-ı endam eyliyor.

Irak gibi…

Libya gibi…

Ve en çok gündemde yer alan Suriye gibi.

İşleyen, “meşru” addedilen küresel çark ile “gayri meşru” addedilen çark dışı bloğun kapışma alanına dönüşmesi açısından olsa gerek, en çok gündemde olan Suriye oluyor.

Bu denli bir kapışma cephesi olması, Suriye'yi aynı anda birden fazla mikrobun üşüştüğü yatalak bir bedene dönüştürüyor.

Mikroplar üşüştükçe bünye zayıflıyor;

Bünye zayıfladıkça hastalık çeşitleri artıyor!

Hangi hastalık bulunmuyor ki?!

Göç var…

Katliam var…

Yıkım var…

Talan var…

Acımasızlık var…

Var da var!

Daha da önemlisi;

Fitne var…

Yalan var…

Manipülasyon var…

Dezenformasyon var…

Algı avcıları var…

Bir de algı kurbanları!

Sanki İslam dünyası sosyal deney laboratuarı;

Küresel/bölgesel diplomatlar birer bilim adamı,

Suriye ise kobay niyetine kullanılan fare muamelesi görüyor.

Her aktör, bulduğu “dizayn” aşısını Suriye üzerinde deniyor. Deneyler birbirini izliyor. Ama her deney, bırakın tedavi etmeyi, daha da ilerletiyor hastalığı. Çıldıranlar daha fazla çıldırıyor.

Her deney, yeni aşamalara kapı aralıyor. Her yeni aşama, eskisine rahmet okutuyor.

Dramlar her aşamada daha fazla katlanıyor,

Bombalayanlar değişse de,

Bombardımanlar hiç durmuyor.

Neler yok ki?!

Hem kesiyorlar,

Hem yıkıyorlar,

Hem de nasıl görülmesi gerektiğini dayatıyorlar!

Her bir medyatik mecra birer “at gözlüğü” olmuş,

Neyin, ne şekilde, nasıl görülmesi gerektiğine karar vermemizi dayatıyorlar!

Ağlamak serbest,

“Katliam var” demek serbest,

Hatta “protesto” etmek de serbest,

Ama katliamın asıl müsebbiplerine bakmamızı bile yasaklıyorlar.

Asıl suçluları işaret edersen,

“Çekin kirli ellerinizi bu coğrafyadan” dersen,

“Ayı ile Şeytan'ın kanlı tangosuna” dikkat çekersen,

Olmadı!

Duyarsızsın… Hatta fitnecisin!

Savaş holiganlığını dayatıyorlar.

Kerry-Lawrov…

Sanki sihirli ellere sahiptirler!

El sıkıştıklarında;

Kâh “ateşkes”,

Kâh katliam rüzgarları esmeye başlıyor!

Obama-Putin…

Her bir görüşmeleri “çağ kapatıp çağ açan” cinsten!

Bir görüşüyorlar,

“Eski aşama” bitiyor.

Bir görüşüyorlar,

“Yeni aşama” başlıyor!

Rejim ilerleme sağlayınca görüşme trafiği,

Muhalifler ilerleme sağlayınca yine görüşme trafiği!

Her bir görüşme dengeleri alt üst etmeye yetiyor zaten.

Değişmeyen tek sonuç;

Güç dengesinin değişmesi,

Yenişememe stratejisinin devamı oluveriyor!

Ee tabi danışıklı güç dengesi değişimi, kimi çevrelerde futbol fanatizmi gibi duygular depreştiriyor. Takımlarının uzatma dakikaları sayesinde mağlubiyetten galibiyete sıçraması umudunu doğuruyor. Kanlı tiyatro üzerinden resmen “taraftar holiganlığı” baş gösteriyor.

İlginçtir ama, yenişememeyi öngören güç dengesinin değişmesine dayalı her yeni aşama için sıklıkla başvurulan bir taktik uygulanıyor.

Zaten hız kesmeyen, hatta her gün canlı yayınlarla evlerimize kadar taşınan katliam görüntüleriyle ilgili dev foto arşivleri oluşturuluyor. En kanlı, en dramatik fotolar özenle seçiliyor ve gerektiğine karar verilen bir vakitte, büyük bir kampanya eşliğinde piyasaya sürülüyor!

Her bir servis, belki de öncekinden daha kanlı olacak yeni bir aşamanın habercisi oluyor. Büyük bir infial oluşturuluyor. Üstelik bu durum sadece Türkiye'de yaşanmıyor. İnfial oluşması gereken her yerde bu durum kampanyaya dönüştürülüyor.

Yeni aşamalar, önce kitlelerin zihinlerinde bir zorunluluk haline getiriliyor, kamuoyu biçimlendiriliyor. Herkesin artık ortak beklentisi şu oluyor;

“Nerede bu kurtarıcı?!”

Malumunuz, rejim şimdiye kadar olabilecek en zor dönemine girince kendini Suriye'nin seçilmiş muhtarı gibi gören Amerika, aniden derin bir uykuya daldı. Rus uçaklarının ortalığı kasıp kavurmasını hiç mi hiç görmedi.

Derken güç dengesi arasındaki makas, rejim lehine epey açıldı. Muhalifler artık tutunamaz hale geldiler.

Ve Kerry'nin son basın toplantısında yaptığı açıklamalar:

“1 Ağustos'ta geçiş sürecinin başlamasını hedefliyoruz… Ya önümüzdeki birkaç ay içerisinde bir şeyler olur ya da farklı bir yol izlememizi istiyorlar…. Eğer Esed'in stratejisi Halep'te belli bir bölgeyi almak, Suriye'de belli bir bölgeyi almaksa Esed'e bir haberim var; bu savaş sona ermeyecek. Fiziksel olarak Esed'in belli bir bölgeyi alıp kontrol etmesi mümkün değil. Esed orada olduğu sürece muhalifler savaşmaya devam edecektir…. Eğer Esed ateşkese bağlı kalmazsa, bunun çok net yankıları olacaktır. Bunlardan bir tanesi anlaşmanın tamamen sona ermesi ve savaşa geri dönülmesidir. Bunu Rusya'nın istediğini sanmıyorum. Bundan Esed'in yararlanacağını da sanmıyorum.”

Ne dersiniz?

Kerry, “Kurtarıcılık” rolünü iyi yapıyor mu? Rus destekli bombardımanlar uzun süreden beri devam ederken IŞİD üzerinden sahte kahramanlıklar sergilemekle vakit geçiren Kerry, aslına bakarsanız “mükemmel rol” yapıyor!

Rolünün mükemmelliği, kendi maharetiyle ilgili değil, her defasında aldanan çaresizlerin ve dezenformasyon kurbanlarının aldanmışlığı, Kerry gibilerinin sahte politikalarını “Yeşilçam'ın vazgeçilmez klasikleri” arasına sokmaya yetiyor.

İlginç bir dans yapılıyor, Suriye'deki kan banyosunun tam ortasında.

“Ayı ile Şeytan'ın dansı!”

Önceki ve Sonraki Yazılar