Dokunulmazlık

Kur'an'a göre dokunulmaz olan hiçbir insan yoktur.

Buna peygamberler de dâhildir.

“Elbette kendilerine peygamberler gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz.” (A'raf-6)

Yaptıklarından sorumlu olmayan yegâne güç ve varlık, Cenâb-ı Allah'tır.

Çünkü O, “Lâ yüs'el an mâ yef'al”dir.

Yani yaptıklarından sorumlu değildir.

“Allah yaptıklarından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.” (Enbiya-23)

Sıdk ve adalet âbidesi Peygamberimiz(SAV) dünyada iken de hesap vermekten asla çekinmemiştir.

Kendisine haksızlık yaptığını söyleyen bir arkadaşına “sırtını açarak”, yani “Gel hakkını al!” demek suretiyle hiçbir dokunulmazlığının olmadığını, hesap verilebilir olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Türkiye'de zaman zaman gündeme gelen yasa dokunulmazlığı, farklı tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

Geçen hafta Mecliste görüşülen dokunulmazlık dosyalarına ilişkin de benzer tartışmalar ve kavgalar yaşandı.

Tartışmalar devam edeceğe de benziyor.

Toplumun hoş görmediği, kamu vicdanını yaralayan suçların dokunulmazlık zırhı sayesinde işlenmesinin önüne geçilmesi gerektiğini düşündüğümüzü özellikle belirtmek isterim.

Mevcut sistemde her kademedeki pek çok memurun böyle bir zırhının olduğu bilinen bir gerçektir.

Yargının âdil ve tarafsız olduğu bir sistemde dokunulmazlığın olması elbette abestir.

Ancak yargının jüristokrasi ile özdeşleşen uygulamalarının tavan yaptığı bu sistemde, özelde bir kesim için yapılan düzenlemeler beraberinde pek çok sakıncaları da getirebilecektir.

Siyasetin yargı bürokrasisine mahkum olması, bu memlekette yaşanan vakây-ı âdiyedendir.

“367 hukuk faciası” ve en son Yargıtay Başkanı'nın “Yargıya olan güven, %30'lara düştü” itirafı fazla söze hacet bırakmamaktadır.

Meclis Başkanı'nın ifade özgürlüğü kapsamında laikliğe dair yaklaşımlarını ortaya koyan son derece mâkul görüşleri ile ilgili olarak da birileri suç duyurusunda bulundu.

Sayın Kahraman'ın istifa etmesinden tutun, idamla yargılanması gerektiğine varana kadar kendisine birçok suçlama yöneltildi.

Yarın öbür gün devran döner de bu suçlamaya mesnet teşkil eden fezlekeler meclise sunulduğunda uygulanacak yöntemin de hesaplanması gerektiği kanaatindeyim.

HDP'li milletvekillerinin dosyalarına gelince...

Halk, bu çevrelerce yapılan “Sokağa dökülün!” çağrılarının hiçbirine kulak asmayarak zaten bir cezalandırma yöntemine gitti.

Korku imparatorluğuna aldırmadan “çukur ve barikat siyasetini” mahkum etti ve kendisine dayatılan bu zulüm karşısında sesini yükseltti.

Meclisçe yapılacak toplu haldeki bir cezalandırma, ma'şerî vicdandaki bu kıymetli mahkumiyete halel getirebilecektir.

Bu konuda izlenmesi gereken usul, ifade özgürlüğü kapsamı dışına çıkan hususları kapsamalıdır.

Bizzat suç işleyenler, suça bulaşanlar, suçu teşvik edenler ve  azmettirenler ile ilgili düzenlemelerin elbette yapılması gerekir.

Bu halka “6-8 Ekim Vahşeti”ni yaşatanların ve buna azmettirenlerin mutlaka yargı önüne çıkarılması ve cezalandırılması gerektiğini öteden beri söylüyoruz.

Ayrıca muhalefetin bu konuda takındığı tavır da dürüst değil.

Gönül isterdi ki muhalefet sadece bu meselede değil, bu meselenin nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik yapılmak istenen anayasal düzenlemelere de destek verse idi.

Çünkü mevcut tablo bir sonuçtur, sonuç siyasetleri ise çözümü ortaya çıkarmak yerine var olan sorunları daha da derinleştirmektedir.

HÜDA PAR olarak anadilde eğitimin önünün açılması ve anayasadaki ırkçı nitelemeli vatandaşlık tanımının değişmesiyle ilgili yapılacak bir düzenlemenin; dokunulmazlıkların kaldırılmasından çok daha hayırlı ve etkili olacağını düşünüyoruz.

Laikçi, ırkçı ve tekçi sistem, Cenâb-ı Allah'ın “vardır” dediği hakları yok saydığı için kaos, çatışma ve cerbeze üretiyor.

Ayrıca yine aynı gerekçe ile bu boşluktan faydalanan şeytani güçler, binlerce km. öteden kirli ellerini uzatarak memleketi karıştırma fırsatı buluyor.

Bu yüzden HÜDA PAR olarak bu meselede heyecan ve hislerle değil, akıl ve nasslarla hareket edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sonuç siyasetlerinin bu millete vakit, nakit ve en önemlisi de can kayıpları yaşattığını artık görmemiz gerekiyor.

Askerin, polisin veya şiddet sarmalının içine bir şekilde çekilmiş gençlerin ölmemesi adına bunu üstlenme sorumluluğu hükümete aittir.

Ülkesi, halkı ve seçmenlerine karşı sorumluluğu bulunan muhalefete de düşen bu yönde yapılacak düzenlemelere destek vermektir.

Nihai ve kalıcı bir barış ancak bu şekilde tesis edilebilir.

Selam ve dua ile...

Önceki ve Sonraki Yazılar