Telefon nereden Kemal Bey?

TELEFON NEREDEN KEMAL BEY?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Türkiye’nin dış politikasını Putin belirliyor” demiş.

Doğrusu itiraz dolu bu açıklamanın nedenini tam olarak anlayamadık.

Yıllarca Türkiye’nin bir dış politikası bile yoktu. Amerika ve Avrupa ne derse o yapılıyor ya da o yönde açıklamalar yapılıyordu.

Kıbrıs Harekatında habersiz atılan bir adımın hesabını yıllarca sordu Amerika ve ambargo uyguladı. Daha da yetmedi “çocukları” aracılığıyla 12 Eylül’de bir darbe yaptırdılar.

Yıllar geçti Kıbrıs’ın “Karaoğlan”ı Ecevit, Amerika’nın Afganistan’ı işgal gerekçeleri karşısında ikna olup olmadığı sorulduğunda “Amerika ikna olmuşsa biz de ikna olmuşuz” açıklaması yaptı.

Aynı Ecevit, “Amerika, Öcalan’ı neden bize verdi, anlamadım” demişti.

Bir yerlerden telefon alamamıştı herhalde.

Peki, Kılıçdaroğlu bu açıklamayı neden yaptı?

Suriye meselesinde Erdoğan’ın değil de Suriye-İran-Rusya çizgisine yakın görünen CHP lideri, durduk yere bu çelişkili açıklamayı neden yaptı?

Ortada bir terslik var.

Türkiye’nin dış politikası öyle ahım şahım bir durumda değil, bu zaten ortada. Ama atılan küçük adımların bile “bazılarını” rahatsız ettiği kesin.

Halihazırda hem Suriye’de hem de Libya’da Türkiye ile Rusya karşı karşıyadır.

Acaba, diyorum nasıl ki, Hafter bir telefonla Moskova görüşmelerinden çekilip çark etmişse, Kemal Bey de “bir yerlerden” telefon alıp sigaya mı çekildi?

Hani kasetle genel başkan değiştirenler vardı ya, işte onlardan söz ediyorum.

 ***

 ALDANAN ALDANANA

Erem Şentürk, eleştirilerin odağındaki kanun hakkında yazmış:

“6284 Sayılı Kanun üzerinden yürütülen tuhaf, şüpheli ve bir o kadar da korkutucu bir kampanya var. Sözüm ona kadının beyanı esasmış, kadın ne derse delil aranmaksızın erkekler hapse atılıyormuş, yuvalar dağılıyor, aileler yıkılıyormuş ve bunların hepsi de İstanbul Sözleşmesi denilen fitne yüzünden oluyormuş. Lafı uzatmadan hemen söyleyeyim bunların hepsi yalan. Kasıtlı, kötü niyetli, sırf rezalet çıksın diye uydurulmuş sonra da bayrak edilmiş yalanlar bunlar.

Bu meselede beni de kandırdılar. “Müslümanlar bir şeye itiraz ediyorlar, aileyi düşünüyorlar geleceğimize dertlenmişler, bir tehlike sezmişler…” diye düşündüm ilk başta ama bir bataklığa düştüm çıkana kadar akla karayı seçtim. Siz düşmeyin düştüyseniz kurtulun inşallah.”

Bu kanun çıktığından beri kadın cinayetlerinin, boşanmaların, aile dramlarının sayısı artmışsa bunda bir problem var demektir.

Bu kanunun İstanbul Sözleşmesi ile de bir alakası olmadığını söylüyor Erem Şentürk. İyi de bu kanun 2012’de çıktı ve İstanbul Sözleşmesi bundan cesaret alarak 2014’te yürürlüğe kondu. Gerçekten hiç alakası yok mu?

6284’ü hararetle savunan KADEM adlı kuruluş, İstanbul Sözleşmesinin etkin olarak uygulanması için eşcinselliği destekleyen derneklerle beraber çalıştı, bunu da bilmeyen yok!

Ama işte ne olduysa Erem Şentürk gibi bazıları bir anda aydınlanıverdiler ve 6284’e karşı çıkmalarını “aldandık” sözleriyle açıkladılar.

Aldanmayı bir tarafa bırakıyorum; ama işin “aydınlanma” kısmının KADEM’e destek veren Erdoğan ailesinden gelen bir uyarıdan kaynaklandığını düşünüyorum.

Öyle ya Erem Şentürk, mezkur kanundan dolayı 550 bin kişinin uzaklaştırma aldığını ve bunun da şiddeti körüklediğini herhalde görüyordur; ama sanıyorum aşırı aydınlanma gözlerinin kamaşmasına neden olmuş ve görmesini engellemiştir.

Aşırı aydınlanma hali de onda “süper ego”yu harekete geçirmiş ve aldandığını düşünmeye başlamıştır.  

Bir defa Erem Efendi şunu iyi bilsin. 6284’e karşı çıkanların hiçbiri kadına şiddet devam etsin demiyor, demez.  Mesele bir yanlışın daha büyük bir yanlışla düzeltilmeye çalışılmasıdır.

Adil ve dürüst olun. Sonra birkaç ay geçer de yine “aldandım” şarkıları söylemeye başlarsınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.