Tuz kokarsa... Allah’ın adıyla

Bir süredir,  PKK ve bileşenlerinin demokrasisini yazıyorduk. PKK’nin merkez koordinatlarından başka birine geçmeden önce her zaman ekmek su gibi bir ihtiyaç olan adalet mevzusunu ele alma ihtiyacı duydum.

Gerçekten, tuz kokarsa ne olur, hiç düşündünüz mü?

Ya da sosyal hayatta tuzun karşısında olan adalet mekanizmaları haksızlık yapsa ne olur? Adalet, olmazsa olmazların şahıdır. Adalet yoksa bunun zıddı adaletsizlik, haksızlık, zulüm, adam kayırma, haksız kazanç ve hırsızlık vardır. Adalet yoksa güven yoktur, emniyet yoktur.

Tuzun kokması nasıl beslenme, tat alma açısından felaketse adalet dağıtması gereken mekanizmalar/kurumların da işlevselliğini kaybetmesi faciadır, felakettir.

Mevzuyu biraz daha açalım, şimdi. Geçmişine el atsak elimizde kalacak bir geleneği olan bir devletin adaletini ele alıyoruz. Konumuz geçmiş olmadığından oraya girmeyeceğim fakat öyle bir devlet düşünün ki geçmişinde “sanıkların idamına tanıkların bilahare dinlenmesine” şeklinde verilen kararların uygulamaları ve  “Kel Alileri” var...

Geçmiş/dün belki sonradan ayrıntılı ele alınıp masaya yatırılabilir. Bugüne geldiğimizde yakın tarih bir yana bu gün diyebileceğimiz 3-5 yıl öncesinden bu güne bir mevta gibi elimizde kalan bir mevzu bu.

Doksanlı yıllarda camilerde Kur’an-ı Kerim dersi verdiğinden terörist yaftasıyla yaftalanıp yıllardır mahpus damlarında tutulan gençlerden mi bahsedeyim?

Gıyabi cenaze namazı kıldırma, Kerbela ve Kutlu Doğum programlarını organize etme, fakirlere kurban eti dağıtma suçlarından mahkum edilen Elazığ İhya Der üyelerinden mi bahsedeyim?

Yoksa şehit Ubeydullah Durna’dan şehit Yasin Börü ve arkadaşlarına, şehit Fethi Yalçın’a kadar vuku bulan, kalp parçalayan hazin mazlumiyet nişanelerine insafsızca kıyanların elini kolunu sallayarak gezmesinden mi bahsedeyim?

Yok, yok en iyisi ben Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşa eşit mesafede duran, vatandaşının canına ve malına kasteden suçluları en geç yirmi dört saatte yakalayıp(!) adalet karşısına çıkaran devlet anlayışından ve güvenlik güçlerinden bahsedeyim.

Kendisine yönelik suçları affeden(!) vatandaşına yönelik suçlarda ise suçlulara göz açtırmayan, onlara fırsat vermeyen ve hemen adaletin kılıcına teslim eden bir devlet anlayışından(!) bahsediyorum.  Ne gezer. Maalesef tam tersi bir anlayış ve zihniyet hâkimdir. Devletin dünkü pratiğinden dolayı mazlumlar devletin kurtlaşan erkleri tarafından payimal ediliyordu. Devlet dünkü öldürücü/infaz edici pratiğine göre bir numara daha iyidir. Fakat bu gün de devletin direk çiftliklerinde tohumu atılan/aşısı yapılan veya devletin dolaylı yetiştirdiği kurtlar mazlumlara saldırırken devlet seyretmekle yetiniyor. Bu kurtlara bir şartla müdahale ediliyor. Bu kurtlar nefsine yenilip devletin sürülerine dadanırsa o zaman iş değişiyor ve kurtlara müdahale ediliyor. Ne garip değil mi? Buyurun, bakın.

Aynı il aynı ilçe, dört suikast. Yer: Hakkâri, Yüksekova. Birincisi gündüz ortası, polis merkezine yüz metre mesafede gerçekleşti. Bunun üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçti. Diğer üçü akşam vaktinde, polislerin olay mahalline uzak olduğu bir yerde gerçekleşti. Bunların üzerinden daha birkaç gün geçti. Netice mi? Gündüz ortası, polisin gözü önünde gerçekleşen olay faili meçhul denilip dosya kapatıldı. Diğerleri malumunuz asker olduğu için olayla ilgili gözaltı ve tutuklanmalar var. Evet, Cumhurbaşkanının da deyimiyle Yasin Börü ve arkadaşları kurban eti dağıtan, inancını yaşayan delikanlı gençlerdi ve vahşiyane katledildiler, bu doğru. Peki, onların katillerini adalet önüne çıkartacak, onlardan hesap sorup, mahzun anne ve babaların kalbine su serpecek; her şey bir yana adaleti, devletin namusunu kurtaracak bir delikanlı var mı, güvenlik güçleri içerisinde ve adalet mekanizması içerisinde? Cemaziyülevveli malum olan anlayışın, güvenliğin, kamu düzeninin, adaletin; cemaziyülahırının değişeceğini zannetmem. İnşallah ben yanılırım. Yoksa unutulmamalıdır ki kimse zulümle payidar olmamıştır. Allah’a emanetsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar