Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Yanlışları hep tekrar yaşayan İslam âlemi II

Geçmişi sorgulama; onu hayır ve şerleri ile bir nevi değerlendirmek, onun aksaklıklarıyla hesaplaşmaktır. Tabi ki bu değerlendirilme de günümüz şartlarına göre değil, olayın oluştuğu dönemin siyasî ve sosyal zemini göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. İslam’ın uzak ve yakın tarihinde oluştuğu halde; günümüz ve geleceğimiz için büyük anlamlar taşıyan çokça olay mevcuttur. Yüce kitabımızdaki; «...yeryüzünde gezin, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.» gibi misaller bizi, tarih üzerinde düşünmeye, ders almaya yöneltiyor.  Geçmişten ders almadığımız sürece, Müslüman ülkelerde defalarca yaşanmış olan; ‘darbe, ihtilal, katliam, nifak’ gibi facialar hep olmaya devam edecektir. Şöyle ki:

Zamanımızın varlık sebebi olan maziyi perdelemek; kendimizi geçmişin ni’metlerinden mahrum etmek, köksüz meyve ağacı durumuna düşürmekten başka bir anlam taşımayacaktır. Şairin dediği; ‘Ne haramiyim ne harabatiyim / Kökü mazide olan atiyim’ gibi bir ölçüyü de tutturmamız gerekir. Geçmişin komplolarıyla hesaplaşmadığımızdan, maziyi sık sık tekrar yaşamak durumunda kalan bir toplum olmanın ötesine de geçemiyor ve ‘Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz’ değil de aynı yerde ve tarzda, defalarca mağdur oluyoruz. Geçmişte; halkına rağmen var olan rejimlerin, ülkelerinde huzur yerine terör doğurduğu, kendi sonlarını hazırladıkları bilindiği halde İslam ülkelerinde, halen halklarının tüm değerlerine meydan okumaya devam eden zihniyetler etkindir. Batı’da recmedilen; ‘sandık her şey değildir/bir anlam ifade etmez’ sözleri, sizde söylenebiliyor.

Hayat, çoğu zaman bizleri hesaplaşmaya itiyor. Müslüman olarak yaşadığımız her mağduriyet,  bize;  ‘bunu sanki önceden de görmüştük’ dedirtiyor.“Bir daha asla..,” dememizin hemen ertesinde aynı tekrarı, geçmiştekine rahmet okutacak şekilde yaşıyoruz. Yasaklar dışında bir icraatı olmayan zihnen ecnebi/yasakçı zevatın defalarca seçilmesi; millî düşünenlerin ise olası en basit hatalarına kurban edilmesi gibi örneklerimiz mevcuttur. Böylece de kaderin altın tasta sunduğu fırsatlar, her defasında bir vesileyle halk tarafından tepiliyor. Otobiyografik bilgimiz kıt olduğundan Batı’ya; “Ben İslam’ın panzehiriyim” diyen birilerini, belki felaketimiz için söylediği bir “amin” sözü ile ‘Nuranî’leştiriyoruz. ’Günümüzü,’ bu günden kavrama duygumuz yoktur. Geçmiş ise hemen elimizin altında ve ulaşılması kolay; ceddimizin ağır bedellerle yaşayıp bıraktığı bir vesikadır. Maziyi değerlendirmek, medeniyete ve insanlığa çok şey kazandıracaktır. Hiroşima’ya atılan atom bombasının neler yaptığına tüm insanlık şahit olmadı mı? “Geçmişi tekerrür diye tarif ediyorlar/ İbret alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?”(Akif). Dünün tarihine bakarak bu günü inşa edersek,, kötüyü tekrardan kurtuluruz.

Geleceğimizi, geçmişimizin mirası üzerine inşa etmek; ‘ölümden intikam almaktır.’ Madem ‘ölüm’ yok ediyor, öyleyse ‘ölümü öldürmek’ şarttır, şehitler gibi, Bu da geçmişin güzelliklerini sözde değil, fikren ve zikren yaşamakla mümkündür. Bir zencinin; ‘siyah derili olduğuma bakmayın, aslında dedemler 200 yıl önce Fransa’ya göçmüşler’ (F.Fanon) demesi; aşağılık kompleksidir. Aslında çiçek, dalında güzeldir.

Geçmişi değerlendirmenin; geçmişin mimarları olan atalarımıza vefa gibi bir faydası da vardır. NFK’ nın deyimiyle; “Bize düşen borç atalardan / Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan.” Özellikle İslam tarihinde, ‘devleştirilmiş cüce ve cüceleştirilmiş devler’ hayli fazladır. Bizlerin, ‘cüceleştirilen DEV’lerin hayfını alma gibi bir borcumuz’ da vardır. Unutulmuş ya da unutturulmuş pek çok  “Allah dostu, ulema, hanedan ve (adsız) kahramanları…” diri diri gömüldükleri dehlizlerden çıkarıp rol-model olarak yaşatmamız gerekmez mi Hakk aşkına?

Müslümanların, medeniyet adına geçmişin karanlıklarıyla hesaplaşması, zaruridir. Aksine içerden ve dışarıdan kurgulu komploların muzdaripi olmaya devam ederiz. Yaşadığımız sıkıntıları kaderle izah etmek; “..hiç düşünmüyor musunuz?” ayetine zıttır. Bilinmelidir ki; “TEVHİD (İslam); insanlık tarihi boyunca, büyük şirk ve küfür odaklarıyla çetin meydan muharebeleri verdi ve galip geldi; ancak kendisi de bu savaşlardan ağır yaralar aldı” (Şeriatî). Bu yaralardandır ki; bazen statükocuların sunduğu İslam(!), Allah’ın sunduğu İslam’ın yerini alabiliyor.

Sultanların fermanlarıyla yazılan/yazdırılan İslam tarihini, Peygamberler(sav) süzgecinden geçirerek; “Efendim, müjdecim, kurtarıcım PEYGAMBER’im / Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim” bilinç ve kıstasıyla. Tac ve tahtların değil, gönül sultanlarına selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar