Yeni Bir Çekişme Alanı: Karabağ

Ermenistan’ın saldırıları sonrasında Karabağ’ın işgal altında olduğu gerçeği ile bir kez daha yüzleşti dünya. Azerbaycan’ın karşı saldırıları neticesinde birkaç köy ve tepenin işgalden kurtarılması BM, AB, Rusya ve ABD’den ateşkes çağrılarının yapılmasına neden oldu. Ermenistan tarafı, Azerilerin planlı saldırılarını ve büyük ateş gücünü Türkiye’nin desteğine bağladı.

Peki, Karabağ ve çevresinde geçmişten günümüze gerçekten neler oluyor?

En kesin mesele şu:

Hem Azerbaycan hem de Ermenistan Karabağ üzerinde hak iddiasında bulunuyor.

Karabağ, Osmanlı, Rus ve İran arasında el değiştirmiş, Azerbaycan sınırları içerisinde kalan dağlık bir bölgedir.

1917 ihtilalinden sonra komünizmin Azerbaycan’da da hakim olmasından sonra Stalin’in isteği üzerine 1923’te Azeri, meclisi Karabağ’ın “özerk” olmasına karar vermiştir. Bu özerklik kararı “komünizmin çöküşüyle” beraber 1989’da kaldırılmış, Ermenilerin itirazı kısa bir süre sonra isyana ve çatışmaya dönüşmüştür.

Ermenistan, üç katı bir nüfusa sahip olmasına rağmen iç karışıklıklarla boğuşan Azerbaycan’a saldırdı, bağımsızlık ilan ettirdikleri Karabağ’a bir koridor oluşturdu, ardından da Azerbaycan’ın 7 şehrini işgal etti.

Şuşa ve Hocalı’da büyük katliamlar gerçekleşti, bir milyona yakın kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı.

Tarihler 1993’ü göstermektedir.

Bir yıl sonra varılan ateşkes son birkaç aya kadar muhafaza edildi ve işgal devam etti.

Ermenistan, diasporadaki gücünden dolayı hem Avrupa hem de Amerika’da siyasiler üzerinde baskılar kurabilen; ama bu arada Rusya’ya bağlılığından da vazgeçmeyen garip bir siyaset yürütüyor. Tıpkı siyonist rejimin yaptığı gibi önce işgal ediyor, hiçbir BM kararını takmıyor, ardından işgalin meşrulaşması için uluslararası kurumları devreye koyuyor.

Karabağ’ın bağımsızlığını dünyada tanıyan ülke yok; ama bu arada Ermenistan’ın işgal ettiği bölgelerden çıkarılması için herhangi bir girişim de yok!

Rusya ikili oynuyor; ama daha çok Ermenistan’ı destekler görünüyor.

İran, Azeri milliyetçilerin “İran Azerbaycan’ını” İran’dan koparması hedefinden dolayı olaya tarafsız görünmeye çalışıyor. Aliyev yönetiminin İran yanlısı siyasi liderleri hapsetme ve tasfiye etme yönünde attığı adımlara tepkili.

Türkiye de uzun zaman olaya tarafsız kalma yönünde bir politika takip etti. Derin devlet ve istihbaratın Aliyev karşısında Elçibey’e destek vermesi bir süre ilişkilerin gerginleşmesine bile sebep oldu. AB ile sıcak ilişkiler kurma sürecinde Ermenistan’a gıda yardımında bulunma, 2008’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olarak Ermenistan ziyareti, hem Azerilerin hem de içeride milliyetçiler ve ulusalcıların sert tepkilerine neden oldu.

AK Parti hükümetinin attığı adımlara rağmen AB ülkeleri ve Amerika’da “Ermeni tasarılarının” kabul edilmesi ve Ermenistan’ın soykırım iddiasında ısrar etmesi ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Erdoğan 2010’da ‘Türkiye’deki 100 bin kaçak Ermeni’yi sınır dışı edebileceklerini’ söyledi.

15 Temmuz sonrası Azerbaycan’ın FETÖ konusundaki tutumu, Türkiye ile Azerbaycan arasında sıcak bir diyaloğun oluşmasını sağladı. Karşılıklı ziyaretler, askeri tatbikatlar, büyüyen ticaret hacmi iki tarafı da memnun etti.

Ermenilerin büyük hazırlıklar yaparak gerçekleştirdiği saldırıların yenilgiye ve büyük kayıplara neden olmasının arkasında elbette Türkiye’nin etkisi vardır. Türkiye’nin Suriye ve Libya sahasında edindiği tecrübeler, yeni geliştirdiği silahlarla askeri açıdan tümüyle Rusya’ya bağlı Ermenistan’ı kısa sürede zor durumda bırakması beklenmeyen bir şey değildi.

Türkiye’nin alanda olması önemli; ama Azerbaycan’ın savaş kabiliyetinin Ermenistan’a göre oldukça zayıf olduğu da bir gerçek. Suriye Milli Ordusu Komutanlarından General Ziyad Haci Ubeyd’in Azerbaycan’a savaşçı gönderdiklerini söylemesini de bu açıdan değerlendirmek gerek. Öte yandan PKK’nin de Ermenistan yanında savaşa müdahil olduğuna dair iddialar var.

İki tarafta da seferberlik çağrıları var; ama çatışmalar halen bir savaşa dönüşmüş değil.

Bu arada Ermenilerin işgal ettiği yerlerden beşinin Kürtlerin yaşadığı yerler olduğu gerçeğini unutmayalım. Konunun Kürtlerle olan ilgisini inşallah başka bir yazıda değerlendirelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar