Yeni bir yıla girerken

Yeni bir yıla girerken geç kalmış birkaç kelam edeyim…

Yılbaşı nedir?

“Kişiye göre değişir” desem yanlış olmaz, öyle değil mi?

Bir defa yılbaşı mı, Noel mi, önce ona karar vermek gerekir.

Batı'da daha çok “Noel”, bizde ise “Yılbaşı” kutlaması yapılır.

Noel'den başlayalım…

Aziz Nicolas diye hayırsever birinden söz edip konuyu tarihi verilerle anlatanlar vardır. Antalya yakınlarında yaşamış bu kişi fakirlerin evlerinin önüne altın ve yiyecekler bırakırmış. Ona o zaman “Noel Baba” demeye başlamışlar. Tabii anlatılanlarda çok fazla çelişki var.

 Kışlık elbiseler içinde ve karlı havalarda resmedilir Noel Baba; ama yaşadığı yerler pek de kar gören yerler değil.

“Azizlik” unvanının 1969'da Katolik kilisesi tarafından geri alındığı söyleniyor. Malumunuzdur Katolik Kilisesi, Tanrı adına bu unvanları dağıtma veya geri alma yetkisine sahiptir.

Ölüm tarihi için 6 Aralık diyorlar; ama 31 Aralık'ta gündeme geliyor.

Üzerindeki kırmızı renkli elbiselerle tanıtılması bir Coca Cola projesiymiş…

Yılbaşı olarak söz edilen 1 Ocak'ın da aslında Hz. İsa ile bir alakası yokmuş! Bazıları Hz. İsa'nın doğum gününü 25 Aralık'ta, bazıları da 6 Ocak'ta kutluyor.

Bir de şu var; kim ne anlıyor yılbaşından?

Önce şu girişi yapalım:

İnanç değerlerini fazla önemsemeyip taklit ile kimliksizleşenleri değerlendiriyoruz, ona göre…

Kimine göre ekstradan tatildir yılbaşı; ama tatil günlerine denk geldiğinde insana bir şey kaybetmiş hissi verir.

Kimileri yılbaşında ne kadar hoşgörülü olduğunu göstermek için kiliseye gidip Hıristiyan kardeşleriyle ilahiler dinler ve ayinlere katılır.

Hindi, çerez ve eğlencedir kimine göre. Hatta biraz daha işi abartanlar evlerine çam ağacı alıp süslerler.

Kimi için sarhoş oluncaya kadar içmek, sızmak, etrafı kusmukla kirletmektir.

Kimi için de sarhoşların arasına girip kendini taciz ettirmek, sonra da “taciz edildim” diye haber konusu olmaktır.

“Bir yıl daha yaşlandım” diyeninden tut, yaşıyla başka hesapların içine girenlere kadar…

Öyle görünüyor ki herkes farklı bir şeyler anlıyor “Yılbaşı”ndan.

Ama görünen başka bir şey de “Toplumsal değerlerin” hatta “toplumsallığın” yozlaşıp işlevsizleştiği gerçeğidir.

Öyle ya, toplumlar birbirleriyle ilişki içindedirler ve bu ilişkiden dolayı kültür ve diller arasında paylaşımlar olabilir.

Hatta kimseyle iletişime geçmeyen topluluğun sadece “yamyamlar” olduğu söylenir.

Canlı toplumlar etkileşimlerde kimi şeyleri alırlar; ama alırken değiştirir, kendine uydurur hatta bazıları tarihleriyle arasında bir bağ bile kurarlar.

Bizdeki “saf taklit” bitmişliğin göstergesidir ve bunu en iyi “Yılbaşı kutlamalarında” görmekteyiz.

Kimse kimseyi kandırmasın, bunun küreselleşme ile herhangi bir alakası yoktur. Aksine baskın ve dayatmacı toplumların küresel iletişim araçlarından istifade ederek kendi kültür ve değerlerini dünyaya kabul ettirme çabasıdır yapılanlar.

“Peki, sen neden bunları “Yılbaşı”ndan önce dile getirmedin?” diye soracaksanız…

Herkesin teyakkuzda olduğu, kulakların sadece ayarlandığı sözleri duyabildiği bir ortamda söyledikleriniz bir şey ifade etmeyebilir.

Bir de cami ve gece kulübü bombalamadan aynı sevabı elde edeceğini düşünen ultra tekfirci bir grup üzerinden mutedil İslami görüşlere karşı saldırıya geçen laikperestlere baktıktan sonra birkaç kelam edelim dedik…

Vesselam…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.