Yine Öcalan Sevdası… Yetiş Ya Öcalan!

 Yaklaşık son on yıldır kulaklarımızda durmadan çınlayan bir “Öcalan güzellemesi” yankılanmaktadır.

Hep şu söylendi, söyleniyor; Öcalan farklı, Kandil farklı düşünüyor!

Bunu tabanlarına dönük bir “psikolojik harekat” olarak kabul edebilirsiniz. Oysa gerçekte Öcalan ile Kandil, HDP ile Öcalan hiçbir zaman farklı düşünmedi, farklı konuşmadı.

Şu günlerde, çatışmaların yerleşim merkezlerine kaydırıldığı şu konjonktürde son zamanlarda yeniden bir “Öcalan güzellemesi” estirilmeye çalışıldığını herhalde sizler de fark etmişsinizdir.

İşin ilginç tarafı, alttan alta ısıtılıp medyaya servis edilen bu “güzelleme”, özellikle hükümet medyasında yer bulmaktadır. Bilmem dikkatinizi çekti mi, “Öcalan güzellemesi” kampanyasının startını verenler, geride kalan “Çözüm sürecinde” uygulanan yanlış politikaları özellikle alkışlayan, kamuoyuna bilinenin ve yaşananın aksine yalan/yanlış “barış rüzgarları” pompalayan kliklerin olmasıdır.

Yanlış anlaşılmasın. Hiç kimse çatışmalara taraf değildir. En makul iş, ne şekilde olursa olsun çatışmalara son verilmesi, bu sağlanamıyorsa çatışmaların yerleşim birimlerinin dışına çıkarılmasıdır. İtirazımız ise, süreç veya barış adına insanların umutlarıyla oynanmasına, yalan yanlış propaganda kampanyalarıyla sonu felaket olacak adımların atılmasınadır.

Geride kalan “Çözüm sürecinde” uygulanan yöntem, halkın razı olacağı değil, devlet ve örgütün razı olduğu bir kampanyanın yürütülmesiydi. Süreci hükümet başlattı, ancak uygulanma aşamasında tartışmaların aksine sürece komutanlık eden kesinlikle Öcalan idi.

Eğer geride kalan süreç, bugünkü yansımaları itibariyle eleştirilecekse ve birileri suçlanacaksa, bunlar kesinlikle Öcalan ve devlet/hükümet içindeki Öcalancı klik olmalıdır. Hal böyle iken çatışmalara karşı yükselen itirazları fırsata çevirmek için kamuoyunun nabzını iyi kontrol ettiği tahmin edilen Öcalancı klik yeniden baş kaldırmış durumdadır. Yeniden “Öcalan güzellemeleri” kampanyasına yönelmiş bulunmaktadırlar.

Çatışmalardan hoşnut olmayan kamuoyunun hassasiyetlerini de dikkate alarak şu tezlerle Öcalan'a boy abdesti aldırmaya çalışmaktadırlar.

Diyorlar ki;

- Öcalan milli; Kandil gayri millidir!

- Öcalan kesinlikle “Hendek siyasetini” tasvip etmemektedir!

- 6-8 Ekim vahşetini Öcalan'a rağmen Kandil/HDP başlattı, ama Öcalan bitirdi!

- Öcalan'ın talimatıyla silahlı unsurlar sınır dışına çekilecekti, ancak Kandil'de Bayık ve ekibi buna engel oldu! Vs vs…

Ve diyorlar ki;

- Görüldüğü gibi Öcalan, çatışmalardan yana değildir, “Büyük Barış” taraftarıdır; Ama Kandil/HDP kanadı Öcalan'ı adaya gömmek istemektedir! Bunun için Öcalan derhal devreye girmeli, hendek taşkınlığına el koymalıdır!

Evvela bu klik, sürecin yanlış yürütülmesinin, bugünkü çatışmalara yol açacak şekilde rayından saptırılmasının birinci derecede müsebbibidir. Sürecin doğurduğu bugünkü çatışmaların neticesinde meşhur deyimle “Öcalan diri diri gömülürken” bu klik devlette/hükümette mevcut pozisyonunu korumuş durumdadır. Şartların olgunlaşması için fırsat kollayıp eski partnerleri olan Öcalan'ı kurtarma hesabını yapmaktadırlar. Bunun için kendi fahiş hatalarını bile sadece Kandil'e yüklemektedirler.

Oysa bu kliğin “Öcalan güzellemesi” etrafında seslendirdikleri nakaratların hiç birisi doğru değildir, hatta külliyen yalandır.

Birincisi; Öcalan ile Kandil hiçbir zaman ayrı düşünmemiş, ayrı konuşmamışlardır. Sadece hazırdaki pozisyonları gereği aynı söylemleri farklı üsluplarla seslendirmişlerdir. 

İkincisi; Kandil'in tepe noktasına getirilen ve “Şahin/İran yanlısı” dedikleri Bayık, Öcalan'a rağmen o noktaya gelmemiştir. Hatta süreç trafiği sırasında postacılık görevi yapan heyet aracılığıya Kandil'e ulaştırılan Öcalan emirnameleri neticesinde tepe noktasına Bayık getirilmiştir.

Üçüncüsü; Söylediklerinin aksine 6-8 Ekim vahşetinin startını Kandil/HDP vermemiştir. Kamuoyunun gözleri önünde seyrettiği şekliyle vahşetin talimatını bizzat Öcalan vermiş, kardeşi davaro vasıtasıyla açıkça ilan etmiştir. Kandil/HDP ise gelen emri uygulamışlardır. Ama her ne olduysa olayların bitmesinin mimarı olarak Öcalan ilan edilmiş ve “büyüklüğüne” büyüklük katmışlardır.

Dördüncüsü; Silahlı unsurların sınır dışına çekilmesini durduran bizzat Öcalan olmuştur. Bunu anlamak için de İmralı'dan sızdırılan “Görüşme tutanaklarına” bakmak yeterli olacaktır.

Beşincisi; Bugün “Hendek siyaseti” ile ismen güzelleştirilmeye çalışılan proje, Kandil orijinli değil, bizzat Öcalan patentlidir. Öcalan nezdindeki karşılığı ise “Devrimci Halk savaşı'dır.” Uygulanış şekli Kandil'e ait olsa da kaynak bizzat Öcalan'ın kendisidir.

Bugünlerde Öcalan'a atfedilen “kerameti kendinden menkul” hendek karşıtı açıklamalar hayali değilse bile anlamak zor değildir. Hep şöyle bir yöntem uygulanmaktadır, Kandil ile İmralı arasında;

Öcalan fikir beyan eder, Kandil uygular. Başarı sağlanırsa “Serok'a” atfedilir. Başarısızlık emareleri belirirse “Öcalan devreye girer” ve “Bu benim tarzım değildir” der, afra tafra sözcükler birbirini kovalar ve başarısızlığa mahkum olan proje rafa kaldırılır. Devlet/hükümet içindeki şakşakçı klik ise hemen devreye girer, “Öcalan insiyatif aldı” der, Kandil'e karşı çıktı naraları atmaya başlanır.

Bugünkü koşullarda Kandil'in yürüttüğü “Hendek siyasetinin” başarı şansı hiç bulunmamaktadır. Bu başarısızlık, aynı zamanda Öcalan'ın “Ortadoğu ve dünya halklarına armağanı” olan “Demokratik Özerklik” başarısızlığı olarak kayıtlara geçmek üzeredir. Hendeklerin kapatılması demek, Öcalan'ın “Öz Yönetim” ile formüle edilen esrarengiz buluşlarının da gömülmesi demek olacaktır. İşte bu noktada başarısızlığı sadece kazılan çukurlarla veya çukurları kazanlarla sınırlı tutup Öcalan'ı ve parlak fikirlerini gömülmekten kurtarmak için Öcalancı klik yeniden dirilmeye, yeni adımlar atmaya, yeni hamleler geliştirmeye hazırlanmaktadır.

Bunun için yeniden “Çözüm” söylemleri eşliğinde Öcalan'ın kurtarıcılığına yeltenmektedirler. İlke olarak halkın memnun kalacağı her türlü çözüme ve barışa elbette kimsenin itirazı olmayacaktır. Oysa geçen dönemde görüldüğü gibi, sadece devlet ile örgütün memnun kalacağı, ancak halkın yeniden badirelere itileceği yeni bir sürece karşı ihtiyatlı olmak elzemdir. Hele ki bu “barış ve çözüm” çağrısı, hinlikleri tescilli aynı klikten geliyorsa!

Önceki ve Sonraki Yazılar