Yolsuzluk mu arttı, yolcular mı değişti?

Uluslararası Şeffaflık Derneği bir rapor yayınladı. Rapora göre Türkiye'de son yıllarda yolsuzluk artmış, bu artış ilerde devam edecek. Bir diğer dikkat çekici nokta; belediyeler de bu batağın ortasında.

Öncelikle raporlara temkinli yaklaşmak gerekir. Özellikle uluslararası kurumların raporları kamuoyunda algı ve kanaatleri yönlendirme amacı taşıyabiliyor. 4-5 yıl önce raporlar Türkiye ve özellikle Erdoğan'a övgülerle doluyken şimdi farklı değerlendirmeler geliyor. O açıdan bu rapor sonuçlarını eleştirel bir elekten geçirdikten sonra konuşmak gerekir.

Kamuoyuna daha görünür hale gelen bazı gerçekler, şartların değişmiş olmasına da bağlıdır. Örneğin kadına şiddetin arttığı söylenir. Ama acaba artan kadına şiddet midir yoksa şiddete karşı hassasiyet midir? Veya aslında medyanın bu konuya gösterdiği zamansal özel ilgi midir meseleyi görünür kılan? Zira artık toplum mahalledeki malumatı bile medyadan alıyor.

Burada medyayı kötüleyerek toplumun aslında pir-u pak olduğunu savunmuyorum. Anlatmaya çalıştığım; medyanın bazı şeyleri canı istediğinde göze göstermesidir. Tıpkı bazı kesimlerin hukuk rezaletlerini oklar kendilerine yöneltildiğinde dile getirdiği gibi. Rüşvet ve yolsuzluk öteden beri vardı. Hatta 10 bin mark karşılığında YSE'de işe yerleştirilen gençlerden tutun; imamlık sınavlarında bile torpil yapan bürokratlara kadar, kayırmacılık bir kültür halinde devam ediyor.

Bir diğeri de Türkiye'nin özel durumuyla alakalıdır. Hükümet cemaat kavgası ile beraber ortam değişti. Örneğin Gülen medyası bu konuları ısrarla işliyor. Hâlbuki aynı kesim iki yıl öncesine kadar SODES projelerinin onda dokuzunu kapar ancak bu bir sorun oluşturmazdı. Adı da ne yolsuzluk, ne de kayırmacılık olurdu.

Farklı toplumlar kimi zaman farklı günahlarla ön plana çıkmıştır. Medyen halkının ticarette sahtekarlık, Sodom halkının ahlaksızlık ve Ad kavminin zorbalıkla meşhur olması ve bu kavimlerin artık yaptıklarını meşru görmesi gibi; toplumun farklı kesimleri de farklı günahları kanıksamış bir durumda. Bakıyorsunuz kimi hükümet taraftarları neredeyse yolsuzluğu hoş görecek hale gelmiş. Kötü görenler bile kötülüğe hesap sormayı; ötelenebilecek bir durum olarak görüyor. Hatta bu yaptıkları kayırmalara dini bile alet edenleri ekranlarda ibretle seyrettik. Bilenler bilir; arife tarif gerekmiyor.

Raporların operasyonel olduğu izlenimini kuvvetlendiren nokta ise raporda yolsuzluk iddialarının oyları etkileyeceği iddiası. Ancak ben buna katılmıyorum. Normal bir insana “yolsuzluk sizin oylarınızı etkiler mi?” diye sorulsa tabii ki “evet” diyecek. Ama mevcut durum böyle olmadığının ispatıdır. Çünkü yolsuzlukla suçlanan kişilerin bağlı olduğu siyasi yapıların oyları düşmemiştir aksine artmıştır.

Bunun da en önemli sebebi; yolsuzlukla mücadele sıfatı ile öne atılanlar, halka samimi gelmiyor. Hatta bunlar öyle bir an ve biçimde öne atıldılar ki halkta bir reaksiyon gelişti. Bu reaksiyon, yolsuzluk yapanı savunma şeklinde tezahür etti. İnsanların yolsuzluğu savunacak veya görmezden gelecek bir anlayışa evirilmiş olması ise halka yapılan en büyük kötülük oldu.

Yerelde, yani belediyelerde yapılan yolsuzluk ve rüşvete gelince: başta emlak ve inşaat piyasası olmak üzere belediyelerin rüşvet tahsil büroları gibi çalıştığı; belediyeye işi düşenlerin yaygın kanaati durumunda. Özellikle bölgemizin durumunu bir iki durak veya çay bahçesinde oturduğunuzda görebilirsiniz. Ancak her siyasi düşünceden insan şikâyetçi olduğu halde; bu normalleşme sebebiyle ciddi bir tepki görülmemektedir.

Rüşvetin iş görme için “ön ödeme” veya “hediye” olarak görüldüğü; kayırmanın dost ve akrabalık hakkı sayıldığı; vaizlerin –neredeyse- “Allah'a karşı her günahı işleyin ama en azından kul hakkına girmeyin” yoğun uyarısına rağmen kimsenin takmadığı; en kötüsü insanların bu pis şeylere alıştığı bir vaziyette bulunuyoruz.

Evet; ortam bu, ancak çaresiz değiliz. Nasıl ki insanın son nefese kadar kurtuluş fırsat ve yolu vardır; toplumların da helak gelene kadar selamete ulaşma imkânı vardır. Gerek ülke çapında, gerekse yerelde çare; insanın ahsen-i takvim olan fabrika ayarlarına dönmesidir. İnsanın kendisini insan yapan imanla yeniden ihyası; İslam ile terbiyelenmesidir.

Kur'anî bir eğitim sonucunda “rüşvet alan da veren de melundur” anlayışının hâkim olması ve tabii ki bu anlayışın hâkim olması için de rüşvetin lanetli bir davranış olduğu bilincinde olan insanların yönetimde olması gerekir. Biz toplum olarak kedimizi, iyiliğe ve iyilere yönlendirirsek; Allah bizim halimizi iyileştirir. İnşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar