Yüzyıl sonra halkın rejimi mi rejimin halkı mı?

Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş, tersanelerine girilmiş, orduları dağıtılmış ve bütün kaleleri zapt edilmişti.

Halk gönüllü olarak yediden yetmişe topyekûn memleketi kurtarma telaşına girmişti.

Eli silah tutanlar cepheye koşuyor, fakr-u zaruret içindeki halk, elinde avucunda ne varsa vermekten geri kalmıyordu. Analar cepheye cephane taşıyor, dedeler elleri yukarıda niyazda bulunuyordu. Urfa, Antep, Maraş, İzmir, Çanakkale… Her yerde direniş, her yerde savaş halk gönüllülüğü esasında devam ediyordu. Kimi yerde ‘'Muhammed aşkına'' sözü halkı ayağı kaldırıyor, kimi yerde bacısının peçesine uzanan elleri kesmek için yalın ayak sokağa fırlıyordu halk.

Kimsenin aklının ucundan coğrafyanın ve ırkların farklılığı üzerinden hesap yapmak geçmiyordu. Doğulusu Batılısıyla, Kürd'ü Türk'üyle, Sünni'si Alevi'siyle herkes yekvücut olmuş ümmet olma, kardeş olma bilincinde hareket ediyordu.

“ Bedrin Aslanları''  yakıştırması bile yapılmıştı onlara.

Memleketin her köşesi bilfiil kurtarılmış, tersaneler geri alınmış, ordular yeniden kurulmuş ve bütün kalelere tevhid bayrağı dikilecekti ki…

Bir önceki şeraitten daha elim ve daha vahim bir şey oldu. İktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisine girdiler. İktidar sahipleri müstevlilerin(istilacıların) siyasi emellerine hizmet eder hale geldiler.

Yalın ayaklılar önce cahilleştirildi iktidar sahipleri tarafından. Bir sabah uyandıklarında okur-yazar bir tek kişi kalmamıştı memlekette. Çünkü harfler darp edilerek şekilleri değişmişti. ‘ﻉ'  ‘A' olmuştu. Halk yenisini hem tanımıyor hem de ürküyordu ondan. Kopmuşlardı bütün geçmişlerinden, tarihlerinden, hikâyelerinden, düğünlerinden, atalarından, müziklerinden, “kitap”larından…

Cahilleştirildi mi bir halk, artık rahatlıkla dokunulabilirdi onun bütün hassasiyetlerine, sinir uçları pervasızca tahrip edilebilirdi.

Sonra uğruna sokağa yalın ayak fırladıkları bacısının peçesine uzandı elleri, iktidar gücü ve zoruyla. Sarığını, cübbesini çıkardılar cebren. Çıkarmakla kalmadılar yerine istilacıların şapkasını takmayı zorunlu hale getirdiler. Takvimini, mizanını, “kitap”ını değiştirdiler. Geçmişe ait doğru-yanlış ne varsa hepsini değiştirdiler “müstevlilerin” savaşıp ta yapamadıkları adına.

Yeni bir “kitap” yazdı iktidar sahipleri.

Bu kitapta bu halkın hiçbir kesimine yer yoktu. Ne Türk'ün, ne Kürd'ün,  ne Arap'ın, ne Sünni'nin, ne Alevi'nin, ne Müslüman'ın ne de Hristiyan'ın… Her düşünce ve ırk mensubu düşman bellenmişti yeni “kitap”ta. İmha ile karşı karşıyaydı yeni iktidar sahipleri tarafından.

Bütün bunlardan sonra bu “cahil” bırakılmış halk hiç mi direnmedi istilacıların emelleri uğruna zulmeden iktidar sahiplerine karşı?  Hem de nasıl!

Başına şapka takmamak için başını veren İskilipli Atıf Hoca'lardan tutun, ‘Bu sarık bu başla çıkar.' diyen Sait'lere kadar… Kürdistan'da, Amed'de mukaddes kitabı dışında kitap tanımayan ve boynu ipte iken iktidar sahiplerinin değersiz darağacıyla istihza eden Şéx Said'lerden tutun da Dersim'de kıyam kahramanı 78 yaşındaki Evlad-ı Kerbela Seyyid Rıza'lara kadar… Doğudan batıya her yerde cihad, her yerde kıyam vardı. Hem de kurtuluş mücadelesinde omuz omuza savaştıkları kimi “gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içinde olanlar” tarafından bir bir asılma pahasına, seyyar mahkemelerin “sanığın idamına ifadesinin bilahare yazılmasına” fermanı ile…

Yeni “kitap” sahipleri (rejim) bir “halk” ihdas etme çabasında idi. Konuşanın, itiraz edenin, düşünenin, okuyanın, çalışanın, yeni kitaba itirazı olanın…evet hiç birinin içinde yerinin olmadığı bir halk. Rejimin Halkı!

Kürd'ün, Türk'ün, Sünni'nin, Alevi'nin, Müslüman'ın, Hıristiyan'ın… potansiyel suçlu kabul edildiği bir “halk”. Kardeş bildikleri bir güruh tarafından alaşağı edilen bir “halk”. İçine kapanmış, kardeş bildiğine silah çekip çekmeme arasında tereddüt yaşayan, kimi zaman yeni “kitap”a isyanını içine gömen bir halk.

Türlü türlü cinsi, kalbi sapıklık ve hastalıkların zuhur ettiği bir “halk profili” ihdas edilmeye çalışılıyordu…

Yedi düvelle savaşan bir devletten yedi hayduta pes eden bir devlet çıktı ortaya. Rejimin Halkı!

Her şeye rağmen bu halk özünü, tarihini, ceddini, kitabını unutmamış ve halen sahip çıkıyor. Nerde bu değerlerine sahip çıkanı görse etrafında toplanıp kenetleniyor, bir umut ve bir muştu ile…

Öyle ki; “kitabına” dair küçük küçük emarelerin görüldüğü partilere bile kadirşinaslığını gösterip iktidar yapıyor. Çünkü bu halk “kitabını” istiyor.  Tarihini, geçmişini, harfini, mizanını…

Rejimin, kitabın halka ait olmadığı yerde yedi kişi gelir eder tarumar. Halkın rejiminde yedi düvel ber hava…

Hamdolsun gelinen noktada halk yola koyulmuş. On yılların ataletini, rehavetini üzerinden atmış, kendisine rehberlik edecek ve müstevlilerin emellerini boşa çıkaracak kudretli ve kendisinden olan önderler istiyor. Zuhur ettiğine kanaat etiğimiz o önderler epey yol almışlar bile. Yeniden “kitabını” yazmak cehdiyle…

Bu vesileyle Bediüzzaman'ı vefat yıldönümünde rahmetle anıyor dava arkadaşları Şeyh Said, Seyyid Rıza ve İskilipli Atıf Hoca'ların destansı mücadelelerini minnetle anıyor, davalarının sahipsiz olmadığını tüm cihana haykırıyoruz. Ve ey ceddimizin katilleri! Şunu unutmayın ki; her gün yüreğimizi kanatan ve her birimizin yüreğini onlara makber yaptığı bu ebedi önderlerimizin naaşını alıncaya kadar ve onlara topraklarımızda kadınlarımızın “Zeynebi” ağıtları eşliğinde makber kazıp hesaplaşma yeminleri edinceye değin toprağa gömülü barış çubuklarımız güneş yüzü görmeyecek ve bize sükûnet size de huzur olmayacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar