Zulme uğramış bütün mağdurlara ithaf olunur

Önceki yazımızda eğitimi olumsuz etkileyen faktörler konusuna yoğunlaşacağımızı beyan etmiştik. Lügatta olumsuzluk kavramı; yapıcı ve yararlı olmayan, hiçbir sonuca ulaşmayan, gözetilen amaca veya beklenilene uygun olmayan, menfi, negatif anlamını ifade eder.

Sosyal yapı, çeşitli unsurların bir araya gelmesiyle oluşur. Yapıyı oluşturan unsurlar işlevsel olduklarında bir saat gibi düzgün işlerler. Birçok işin rehberi olur. Aksi halde çözülmelere neden olur. Yaptığımız araştırmalara göre sosyal yapıyı en çok zedeleyen unsurlar eğitim, ekonomi ve hukuktur. Bu hafta eğitimden, ekonomiden ve hukuktan örnekler vererek konuyu somutlaştırmaya çalışacağız. Ayrıca tarihi gelişim içerisinde gördüklerimizden hareketle çeşitli çıkarımlar yaparak zulmetmeye çalışanların trajikomikliklerini, mağdur olanların izzetli duruşlarını tasavvur edeceğiz inşallah.

Varlık âleminin şereflisi olan insan, hayat sahnesinde statüsüne uygun rolünü gerçekleştirmediğinde düşünceler kirlenir davranışlar anlamsızlaşır.

Kudret sahibi Allah (CC)’ın kalplere nimet olarak verdiği ışıktan mahrum kalır.

Karanlıkları mesken edinerek bütün ışıklara, nurlara tepki geliştirerek genelleme yapar.
Nur süresinden hareketle örtünerek nurlanan kardeşleri görünce sinir katsayısı yükselir.
“Keskin sirke küpüne zarar verir” düşüncesinden hareketle orta yolu denemede fayda görerek bir çıkar elde etmeye çalışır.
İlmin öğrenilmesinden, farzından bahseder. İlmiyle övünür. Zihin dünyasında karşısındakileri basitleştirir. Kendisini aslanlaştırır. “Kendi öz yurtlarında garip olanlar için konuşmak ihtiyaç ise susmak sanattır” düşüncesinden hareketle zalimleşen insana Hz Meryem’i, Hz Asiye’yi çağrıştırınca ilmiyle amel etmeyenlerin durumu akla gelir, kendini aklamaya çalışır.

Ne kadar aklasa da “merkeplik” kaçınılmaz olur.

Bu sıfattan kurtulmaya çalışır. İnançta özgürlükleri araştırmaya başlar. Yasalar üzerinde yoğunlaşır. İpuçları kendisini Fransız düşünürlere götürür. Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu” adlı eseriyle karşılaşır. “Kanunlar hazırlanırken iklimler, toprağın çeşidi, örfler gelenekler, inançlar göz önüne alınarak hazırlanmalıdır.” ibarelerini okuyunca sudan çıkmış balığa döner, oksijensiz kalır.

Karada yaşayamayan bu insan yıllarca gereksiz tartışıldığından bahsederek toplumun eğitim noktasında geri kalmışlığını dile getirerek kendi yaptıklarını unutarak zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışır. Avrupalıların uzaya çıktığını söyleyerek uzaya çıkmak için bilet arar.

Eğitimi ibadet bilip yıllarca ailesinden uzak kalan, tırnaklarıyla kazıya kazıya bir kurumun başına geçmiş, idealleri olan bir müdürü düşünün. İşçileri tenzih ederim aldıkları ücret haklarıdır. Fakat bir işçisinin müdüründen fazla maaş almasını hangi eğitim sistemiyle açıklayabiliriz. Geleceğini eğitimde göremeyenler, eğitimden ziyade ekonomiyi konuşacak bu zihniyete sahip olanların, eğitime katkıları nasıl olacak tartışılır. Güç adalete dönüşmeyecek, samimiyetsizlik artacak.

Geçmişte bu zihniyete sahip insanların eğitim anlayışları sakat olduğundan kaç Bakan değişmesine rağmen bir türlü eğitim düzelmedi. Bu zihniyetin vicdanlarda bıraktıkları yaralara kim merhem olacak? Eğitimin temel unsurlarını kim işlevsel hale getirecek? Eğitimin çelişki yumağını kim tutarlı hale getirecek?

İşlerin düzelmesini annelerin samimiyetleriyle örnekleyebiliriz. Bir annenin çocuğu kaybolduğunda uyuyamaz, onu buluncaya kadar rahatsız olur. O kadar samimidir ki kendi gözlerinden vazgeçip gözlerini çocuklarına feda edebilecek samimiyete sahiptir.

Bu sevgiden mahrum bırakılmış anne ve babaların düşüncelerinden dolayı muhacir olan, haksız yere suçlanan insanların çektiklerini Rabbim kefaret kılsın. Özellikle mağduriyetlerine taş duvarların şahit olduklarını, ağladıklarını biliyoruz. Rabbim, Yusufîlere çifte bayram nasip etsin.

Selam dua ile…

 
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar