Selahaddin YILDIRIM

Selahaddin YILDIRIM

ABD'nin değişen siyaseti ve bölge ülkeleri

İslam âlemi çok zor bir dönemden geçiyor. Uzakdoğu'da kalan Endonezya, Malezya gibi bir- iki devleti istisna edersek diğer Müslüman ülkelerin hemen hepsi iç veya dış sorunlarla boğuşup duruyor. Suriye meselesinin çözümü konusunda oluşan karşıt kamplaşmaların bölgeyi daha da kötü bir noktaya sürüklemesinden endişe ediliyor.

ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgal etmesinin önemli sonuçlarından biri Arap baharı oldu. Bölgedeki mevcut kukla rejimlerin her alandaki başarısızlığı, özellikle bölge sorunları konusundaki suskunluk ve pısırıklığı halk ile bu rejimleri birbirinden hayli uzaklaştırdı. Filistin meselesi gibi Arap ve İslam âleminin ölüm-kalım mesabesindeki bir sorununun çözülemeyişi, yönetimde rüşvet ve yolsuzlukların başını alıp gitmesi, halka ‘artık yeter' dedirtti. Halkın onur, özgürlük ve eşitlik talebiyle başlattığı gayr-ı nizâmi barışçı eylemler bazı diktatörleri devirmeye yetti ise de, olaylardan sonra ortaya çıkan boşluk doldurulamadı ve bölge daha kötü bir duruma düşürüldü.

Arap Baharı sürecinde bölgedeki çıkarlarını kaybetmekten korkan ABD ve diğer batılı güçler hemen harekete geçtiler. Libya'ya müdahale ederek petrolüne el koydular. Yemen ve Suriye'yi de bildiğimiz hale soktular. Ve son olarak İhvan'ı askeri darbe ile tasfiye edip sürecin ruhuna okudular. Şimdi ise Suriye konusunu bütün bir bölgenin yeniden dizaynı için sürüncemede bırakmaya, bu vesile ile kalan hesaplarını tamamlamaya çalışıyorlar.

Obama döneminde ABD'nin bölgedeki politikasını kısmen değiştirdiğini gördük. Çünkü Amerika stratejik önceliğini Ortadoğu'dan Güneydoğu Asya'ya kaydırdı. Zira bu bölgedeki gelişmeler ABD için çok daha önemliydi. Çin'in önlenemeyen gelişmesini durdurma zarureti, ABD'yi Ortadoğu'daki kimi işleri Avrupalı müttefikleri ve Rusya'ya bırakmasına,  İran ile de kötü durumdaki ilişkilerini düzeltmesine sevk etti.

ABD'nin Suriye sorunundaki malum siyaseti bölgedeki çok önemli dost ve müttefiklerini kızdırdı. Türkiye ve Suudi Arabistan yalnız bırakılmış, küstürülmüş bu müttefiklerin başında geliyor. Suudi Arabistan, ABD'nin İran ile vardığı nükleer anlaşma dolayısıyla şok yaşadı. Türkiye de, ABD'nin Suriye konusunda takip ettiği politikadan rahatsız. PYD'nin desteklenmesi ile beraber bu rahatsızlık daha da arttı. ABD bölgede kendine yeni müttefikler buldu ve artık bunlarla işi idare edeceği anlaşılıyor. Aslında ABD Esedin devrilmesiyle oluşabilecek yeni durumun kendi çıkarları ve israil'in güvenliği açısından iyi olmayacağını düşündü ve konuya karşı ilgisizliğini devam ettirdi. DEAŞ bahane edilerek Esed'in iktidarda kalmasına dolaylı bir destek verildi. ABD'nin PYD'ye verdiği açık destek ise Türkiye üzerinde tam anlamıyla hayal kırıklığı oluşturdu.

ABD'ye bu son ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Obama'dan PYD'ye destekten vazgeçmek karşılığında DEAŞ ile savaşmayı önerdiği ve Obama'nın bunu da kabul etmediği haberleri çıktı. Yani  ‘eğer DEAŞ bitecekse, onu da biz bitiririz ancak' demektir bu.

ABD uyguladığı bu politikalarıyla çok eski müttefiklerini kaybetme durumunu da hesap etmiş olmalı. Belki de artık bu müttefiklere ihtiyaç duymadığını söylemek istiyor. Hatta Amerika'da bazı çevrelerin Türkiye'nin NATO'dan çıkarılmasını konuştuğu ve ABD'nin Türkiye'de bulunan çok sayıda nükleer başlıklarını da çekmek istediği yönünde haberler de geliyor. Her hâl-ü kârda ABD'nin bu politikası onun gerçek kimliğini ortaya çıkarmış olması açısından iyi olmuştur diyebiliriz. Eğer aldatılan müttefikler de bunu iyi anladılarsa sorun yok.

Şimdi bu eski müttefikler Türkiye ve Suudi Arabistan'ın, diğer bazı İslam ülkeleriyle oluşturdukları yeni bir ittifak arayışları da var. Adı ‘İslam Ordusu'  konulan bir ordudan söz ediliyor. Peki, ne yapacak bu ordu? İslam ordusu olduğuna göre ilk işi Kudüs'ü kurtarmak olmalı diyebilirsiniz. Haklısınız ama öyle değil. Bu ordu görünürde DEAŞ ile savaşmak için; ama aslında Şia ve İran'ı durdurmak için kuruldu. Çünkü bölgede israil'e tehdit oluşturabilecek hiçbir oluşuma ABD izin vermez. Suudi Arabistan şimdiye kadar İran'a karşı Araplık adına beceremediği faaliyetlerini bu kez İslam adını kullanarak yapmaya çalışıyor. Araplık veya İslamlık‘tan anladığı ise anti Şia ve anti İrancılık.

Evet, bölgede Suudi'nin öncülüğünde oluşturulan bu yeni oluşuma ‘Sünni blok' deniliyor. Ama gelin görün ki bu oluşumda yer alan ülkelerin hepsi derbeder, hepsinin başından aşkın iç sorunları, siyasi, ekonomik problemleri var.

Mezhep eksenli oluşumlar yanlıştır. ABD'nin ihanetine ciddi cevaplar vermek yerine, İran'a karşı hasmane hareketler bölgeye barış ve istikrar getirmez. Sonuç: Bu ülkeler kendi iç sorunlarına baksalar daha iyi olacak. Zira kendisini düzeltemeyen başkasını düzeltemez.

Önceki ve Sonraki Yazılar