M. Müfit YARAY

M. Müfit YARAY

Acırım tükürüğe billahi, tükürsem yüzlerine

Mısır’daki cunta 683 kardeşimiz hakkında yeni bir idam kararı daha verdi. Dünya ise her zaman olduğu gibi yine sus pus. Amerika’sı, Avrupa’sı, doğusu, batısı, Arap Birliği, BM’leri, …alın birisini vurun ötekisine. Ya da sadece tükürün o ikiyüzlü yüzlerine. Hayır, hayır merhum Akif’in dediği gibi;  “...Acırım tükürüğe billahi, tükürsem yüzüne!”

Öfkemiz asırlardır kapanmayan yaramızdan kaynaklanıyor aslında. Bizim zulme uğrayışımız, düşmanımızın gücünden değil, maalesef kendi zaaflarımızdan kaynaklanıyor. İslam Birliği yok. İslam NATO’su yok. İslam adına mazlum Müslümanların haklarını savunacak askeri bir birlik veya uluslararası bir diplomasi kurumu da yok. Zulme uğrayan Müslümanlar, Amerika’nın, Avrupa’nın, BM’nin kapılarında merhamet dileniyorlar. Tıpkı kurt tarafından yenmek istenilen kuzunun gidip başka bir kurttan merhamet dilenmesi gibi. İkinci kurdun yapacağı iyilik birinci kurda “ziyafetten benim payı mı da ayırmayı unutma” demek olacaktır kuşkusuz. Ancak dünya Müslümanları çaresiz başvuracakları adalet savaşçıları yok uluslararası arenada. Onun için “ya tutarsa” mantığıyla batıdan merhamet dilenmeye devam ediyorlar çaresiz. Batı ise kara yüzünü daha da karartmaktan asla utanmıyor. Helvadan yaptıkları demokrasi putlarını yemek pahasına da olsa, demokrasi kuzusunu yiyen kurtlara “aferin, ama bizim de payımızı sakın unutmayın” diyorlar perde arkasından. Müslümanların yarasına bir kurşun da kendileri sıkmaktan zaten büyük bir zevk duymuşlardır tarih boyunca. Sonra da dünya kamuoyunun karşısına çıkıp, hiç utanmadan, sıkılmadan, adeta ahmak yerine koyarak, “rahatsızlık duyuyoruz, endişe verici, kaygı uyandırıcı, (!!!) v.b” açıklamalarla avutmaya çalışıyorlar. Onlar bu açıklamaları yapadursun, onların bu açıklamalarının ne manaya geldiğini çok iyi bilen diktatörler, asmaya kesmeye, idam etmeye devam ediyorlar. İşte alın 683 idam kararı daha…

Vampirler kana doymuyor. Yine kurşun sıkıyorlar, yine yağlı urganlar hazırlıyorlar öz İslam topraklarında bizlere. Ve sen ey Müslüman, ey Mürsi, Ey Bedei’i; Yine “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Ve sen ey bacım, Ey Esma’lar, Rabia’lar; Hala öz yurdunda garipsin, kirli eller uzanmakta başörtüne, iffetine, kurşunlar sıkılmakta gencecik bedenlerinize… Ve sen hala zindanlardasın öz yurdunda. İlmik ilmik boğazında düğümlenen hıçkırıkların, dünyalara duyurmak isteyip de duyuramadığın haykırışını haykırmakta anlayabilen vicdanlara. Evet, evet hepimiz senin gibi haykırmak istiyoruz kara vicdanlara, ama bir türlü sesimiz istediğimiz gibi gür çıkmıyor uluslararası alanlara. Yazık ki Hafakanlar ortasında biçareyiz ümmeti Muhammed olarak. Bizim nasibimiz yine Mısır, Irak, Suriye, Miyanmar, Çeçenya, Filistin, … Yani, ölüm, hicret, kan, gözyaşı, keder ve hüzün…

Bugün yine zulüm yağıyor akan gözyaşlarımız üstüne. Birileri yine baş istiyor Mısır’da. Ama onlar bilmiyorlar mı ki, bizden baş istemekle bizi korkutamayacaklarını. Kör gözleri görmüyor mu, bu ümmettin evlatlarının 1400 senedir bu davaya zaten seve seve baş verdiklerini. Hasan El Bennalar, A.Kadir Udehler, Seyyid Kutuplar… İskipli Atıf Hocalar, Şeyh Saidler, Bediüzzamanlar… Birileri yine ölüm istiyor, aziz sevdamızı yok etmek için, ve darağaçlarını gösteriyorlar yine bizlere. Ama unutuyorlar, biz yıllar yılı ninniler yerine evlatlarımızı “Gayemiz Allah, Önderimiz Hz. Muhammed (a.s.), Yasamız Kur’an, Yolumuz Allah için çalışmak (cihad),  En büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmaktır” ilkeleriyle büyüttük. Bu ruhu alanlar asla darağaçlarından korkmazlar. Bilakis darağaçlarında Şeyh Said Hz.’leri gibi haykırırlar: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir. ... Zillet altında yaşamaktansa, izzetlice idam sehpasında ölmek daha evlâdır.”

Ve biz dünya Müslümanlarına gelince, asla susmayacağız, olup bitenlere seyirci kalmayacağız. Sesimizi her yerde ve her platformda yükselteceğiz. Darbecilerin “ben yaptım oldubitti, siz de kabul edin” söylemlerine, isyan edeceğiz her yerde. Sesimizi yükselteceğiz ve diyeceğiz ki;  Asla kabul etmeyeceğiz biz sizi. Kahrolsun sinsi Sisi. Zaten kahrolmaya da mahkumdur. Askerleri, silahları, malları ve mülkleri… Zindanları, vahşetleri, katliam ve idamları… asla onu kurtaramayacaklardır. Amerika ve Avrupa ise sadece onun acıklı sonu için ateşine odun taşımaktadırlar. Ve inanıyoruz ki kaderi ilahiyi tecceli ettirmekle görevli melekler, Sisi’lerin boynuna ateşten bir ip geçirmiş ve onlar farkında olmasalar bile yavaş yavaş elim sonlarına doğru çekiyorlar. Kendileri için idam sehpaları hazırlananlara gelince: Selam olan Allah’ın Darus Selam’ı, tüm ziynetlerini kuşanmış, süslenmiş ve, “hani nerdesiniz, gelsenize” diye onları sabırsızlıkla bekliyor. İnanmayanlar gözlerini bir dakika yumup, bir sinema filmi gibi elli yıl sonrasını canlandırıversin gözlerinin önüne. Sisi’ler nerede… Mursi’ler nerede?

Önceki ve Sonraki Yazılar