Mehmet ŞENLİK

Mehmet ŞENLİK

Affediciliğin fazileti

Kusurları affetmek, müminlere yakışan bir tavırdır. Kur’an, müminlerin affedici olmalarını tavsiye eder ve affedenleri Allah’ın sevdiğini haber verir. İslam’a göre bir kötülüğün cezası onun misli kadardır. Fazlaya kaçmak helal değildir. Ancak hak sahibi bu hakkını bağışlar, kusurluyu affederse bu bir fazilettir. İslam hukukunda, bir yanağına tokat vurana öbürünü çevirmek (zulme razı olmak) hoş görülmediği gibi, intikam peşine düşmek de tavsiye edilmemiştir. Haksızlığa uğrayan, -karşıdakinin ıslah olma şartıyla- hakkını kullanmaz da sabreder ve bağışlarsa bu onun için daha hayırlıdır.

Kur’an-ı Kerim, müminlerin özelliklerini sayarken, onları affedici ve öfkelendikleri zaman da öfkesini yenen kimseler olarak tanıtmaktadır. Affedicilik ahlakı, şüphesiz ki takvaya (Allah’tan korkup sakınmaya) daha yakındır. Bu tutum, olgun müminlerin belirgin bir özelliğidir. Olgun müminlerin bir özelliği de muhsin yani sürekli iyilik eden ve güzel davranış sergileyen kimse olmalarıdır; af ahlakı da bunun bir parçasıdır. Müminler bu güzel davranışları sürdürürlerse, yani ihsan eder, sabır gösterir ve affedici olurlarsa; düşmanlıklar dostluğa; kargaşalar, kavgalar, barışa hoşgörüye ve kardeşliğe dönüşebilir.

Aslında ideal olan şey, kişinin hata etmemesidir. Ancak peygamberler hariç, herkes hata edebilir ve eder. Kimi kelamcılara göre peygamberler bile zille denilen küçük hatalardan uzak değillerdir; çünkü onlar da bizim gibi birer beşerdirler. İnsanlar hata etmede eşittir. İnsanlar arasında bu konuda fark, hatanın çeşidi ve oranıdır. Her insanın bir takım zaaf noktaları vardır ve genellikle insan, hatayı o zayıf noktalarında işler.

Bir hata ettiğimizde kendimizi daha çabuk ve kolay affederiz ve kendimize bu konuda anlayış gösterilmesini bekleriz. O halde kendimize gösterdiğimiz bu anlayışı, diğer insanlara da göstermek durumundayız. Mümin, kendisi için istediği bir şeyi, başka mümin kardeşi için de istemediği müddetçe gerçek bir Mümin olamaz.

Şu halde olgun mümin, muhatabına şefkat ve merhametinin bir özelliği olmak üzere şahsına yöneltilen hücum ve hakaretleri, eziyet ve mihnetleri, eline fırsat geçtiği zaman intikam almaya kalkmadan affetmeli, seviyesiz ve cahilce yapılan itiraz, itham, zulüm, cefa veya isteklere karşı müsamahakâr bir ruhla muamelede bulunmalıdır.

Bütün bu nahoş tavır ve fiilleri işleyerek suçlu duruma düşen bir kimse, mümin kardeşi tarafından mutlaka cezalandırılmayı beklerken hiç ummadığı bir şekilde afla karşılaşıverdiği zaman onun ruh dünyasında ciddi bir tesir icra eder. Psikolojik olarak adeta bir ruh inkılâbı meydana getirir. Böylece muhatap, en büyük düşman iken, birdenbire en samimi bağlısı ve yardımcısı olmaya dönüşüverir.

O halde, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin yolundan giderek nefsi kin ve düşmanlıkları, grupçu görüş ve ayrılıkları bir tarafa itip muhatabımızı işlediği suçlarından dolayı affetmesini bilmeliyiz. Zira Allah (c.c), muttaki müminlerden öfkelerini yutmasını ve affedici olmalarını istiyor. Muhataplarımıza düşmanca tavır takınmamalı, onlara güzel söz söylemeli, yumuşak üslupla hakkı tebliğ etmeliyiz.

Ancak zalimlere kızmalı, onların zulümlerini bırakmalarına vesile olacak yolları bulmaya çalışmalıyız. Onları bulaştıkları kötülüklerden kurtarmak için çalışırken de hep onların hidayetini istediğimizi belli etmeliyiz. Kişilere değil; kötülüklere düşman olmalı, günahkârı değil, günahı kınamalıyız. Kişiye nefis müdafaası yaptıracak kötü sözlerden ve muhatabın şahsiyetini rencide edecek tavırlardan süratle kaçınmalıyız.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin, Hayber Günü Hz. Ali’ye söylediği gibi, bir Müslüman için onun vasıtasıyla tek bir kişiye Allah’ın hidayet vermesi; kızıl deve sürülerine sahip olmasından ve bir vesile ile ifade buyurdukları gibi, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. (Buhari ve Müslim)

Hakem bin Keysan esir edilmiş ve Resulüllah’a getirilmişti. Hz. Peygamber, ona İslam’ı arz etti, fakat o kabul etmedi. Resulüllah onu yine davet etti ve uzun müddet teklifini tekrarladı. O kadar ki Hz. Ömer dayanamadı ve “Ya Resulellah, ne diye bununla uğraşıp duruyorsun? Vallahi, bu kat’iyyen Müslüman olmaz. Bırak da boynunu vurayım, canını cehenneme yollayayım” dedi. Fakat Hz. Peygamber buna kulak asmadı ve Hakem’i İslâm’a dâvete devam etti. Nihayet Hakem Müslüman olunca Resulüllah, ashabına döndü ve “eğer biraz önce size uysaydım onu öldürecektim ve o cehennemlik olacaktı!” buyurdular. Hz. Ömer’in ifadesiyle bundan sonra Hakem, ihlaslı bir Müslüman olmuş ve Allah yolunda cihada katılmıştır.” (Buhari)

Önceki ve Sonraki Yazılar