Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

Karakterler tarih aynasında yansır

İnsanoğlu’nun eli/iradesiyle elde ettikleri dünya ve ahiret hayatı için lehine de aleyhine de yeter de artar.  Çoğunlukla söz ve eylemin insanın lehine mi aleyhine mi olduğu bilinir! Bu, kişilerin tercihlerini net bir şekilde belirlemesinden kaynaklanır.

İslamî güzellikler üzerinden “fıtrat, hak, adalet, yardımlaşma”yı seçene doğru yolda, nefsi meyillerden yola çıkarak “benlik, haksızlık, zulüm, nemelazımcılık”ı seçene yanlış yoldadır, deriz.

Bazı insanlar ise tercihlerini esen güç/toplumsal kabul üzerinden belirleyip ikiyüzlü, ikircikli ve amaçsal menfaatleri nasıl gerektiriyorsa öyle davranırlar. Bunu, çoğunlukla toplumsal genel kabuldeki kavramları yorumlayarak ya da kavramların arkasına sığınarak yani kaçağa güreşerek yaparlar.

Kur’an kıssalarının anlatılmasında ve Allah Resulü aleyhisselam’ın siyerinde bazı kare/kişilerin öne çıkmasında “kavramlara sığınma” görülür.

Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Yusuf, Hz. İsa’ya- Allah’ın selamı üzerlerine olsun- karşı çıkanlara; Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Ebu Leheb, Abdullah İbn-i Selül gibilerinin Hz. Muhammed’e(s.a.v) inanmayış/sureten inanışlarında hep bu kavramların arkasına sığınmayı görürüz.

Ebu Cehil, hiçbir zaman İslam’ı, Allah’ın varlığını, Muhammed aleyhisselamın risaletini inkar etmemiştir. O, İslam’ın toplumun kanını emenlere karşı mazlumlara tanıdığı hakka/insanlara adil davranışa yani “Efendilerle kölelerin bir yapılması”na karşı çıkmıştır.

Abdullah İbn-i Selül, hiçbir zaman yürekten inanmamıştır. Hep ikiyüzlü davranmıştır. Namazda en safta durmuş, sakal bırakmış, sarık sarmış, Allah Resulü’yle(s.a.v) insanları imrendirecek bir şekilde musafaha yapmıştır; ama diğer taraftan safları bozacak, zihinleri bulandıracak, iftira ve ihanete varan söz ve davranışlardan da çekinmemiştir.

Tarih, bir aynadır; orada hep insanî yansımalar görülür. Hele bu tarihsel olaylar İlahî vahiyle, Peygamber haberleriyle bize intikal etmişse o aynadan yansıyan insan karakterlerinde asla yanılma ve eksik bildirme yoktur.

Elimiz, insan karakterlerini vuracağımız mihenk taşı açısından güçlüdür. Bu mihenk taşının Kur’an ve sünnet olması bizi doğru tanım/a/lamalara götürür...

Coğrafyamızda son iki yüz yılda yaşanan mezalim, haksızlık, inanç ve kimlik ihlalleri göz önündedir.

60’lı yıllardan günümüze de birçok sağ, sol, muhafazakâr ve dini örgüt/camialar tepkisel bir çıkışla bu ihlallere karşı çıkmış/direnmiş ve hesap sormaya çalışmıştır.

Bu karşı çıkışları masaya yatırdığımızda kimileri beklentisiz, samimiyetle adaleti istemiştir; kimileri adalet, hak, özgürlük kavramlarını öne çıkarırken asıl niyet/beklentisini gizlemiş. Bu kavramları sloganlaştırarak kitleleri ajite etmiştir.

PKK, BDP, DTK gibi bir yandan silahlı bir yandan siyasî diğer yandan toplumsal yatkınlığa(!) dayalı bir süreç yürüten yapı “Kürdî” söylemi öne çıkarıp kavramlara sığınmıştır.

Dine, inanç değerlerine, imanın bireysel ve toplumsal hayata yansımasına düşmanlığı, antipatisi binlerce kanlı eylemiyle ortada olan ve beyin olarak niteleyebileceğimiz kadrosuyla tamamen Marksist bir zemine oturan bu yapı, son birkaç yıldır dinî motifleri öne çıkarmaya(!), işlemeye(!) başladı.

Bu çıkışı samimi bulanlar, gerekli ama yetersiz bulanlar olabilir. Bunu böyle göstermek için kendini inandırabilir; hatta bu inanmanın verdiği refleksle sakalı, sarığı, baş örtüsüyle toplantılarda vizyon olarak öne çıkabilir.

İslamî açıdan kesinlikle kabul edilmeyen, şirkin bir çeşidi görülen 20 ve 21. yüzyılın popüler kavramı demokrasiyi giydirip “Demokratîk İslam Kongresi” demek inandırıcılıktan uzaktır.

15 maddelik sonuç bildirisiyle “Medine Vesikası”nı referans aldığını iddia edip ısrarla Rojava’yı öne çıkarıp diğer mazlum coğrafyaları hiç işlememek, Öcalan’ı kongrenin olmazsa olmazı yapıp on yılların zindan ve gurbet mağduriyetlerini yaşayanları görmezden gelmek samimiyetten yoksundur.

Samimi ve inandırıcı bulunmayan Ebu Cehil mantıklı, Abdullah Bin Selül suretli insanların ön ayak olduğu bir kongre/girişimi gerçek yüzüyle gördüğümüz için bizi suçlayanlara da sadece şunu deriz:

Biz yanılırsak, faraza girişim doğru olduğu için problem olmaz. Neticede kazanan insanımız olur.

Peki, eğer siz inandığınız halde yanılırsanız; vebali, son pişmanlığınız aklayacak veya kurtaracak mı?

.....

Not: Yüreklere bir kor gibi düşen, içimizi acıtan, gözlerimizi yaşartan Manisa/Soma’daki maden göçüğü sebebiyle ölenlere Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyor; ümmet olarak her gün yaşadığımız benzer facialardan dolayı da Rabbimizden direnç, tahammül ve sabır temenni ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar