Esra GÜLŞAHİN

Esra GÜLŞAHİN

Âlim gitti, âlem kayıp!

Nasıl bahsedilebilir ki bu mevzudan? Bir şey yapamadıktan sonra, önleyemedikten sonra kalem de hayâ eder yazmaya... Sadece arkasından kelam dökmek, laf üretmek, şehadeti tebrik etmek, zalime beddua etmek aklar mı bizi suçumuzdan? Her idam sehpası bizi bir kez daha acizliğimizden vuruyor. Her idam sehpası bize sessizliğimiz ve mahcubiyetimiz arasında gel gitler yaşattırıyor.

Cemaat-i İslam lideri Rahman Nizami'nin idam edilişinden bahsediyorum. Ve katil, insanlıktan yoksun Bangladeş hükümetinin birbiri ardınca verdikleri bu adaletten uzak kararları... Âlim gitti, âlem kayıp! Âlim gitti, âlem gereksiz sancılar çekmede. Âlim gitti, âlem faniyi kalbine koyarak dünyalık içinde kayboluşa savrulmakta. Âlim gitti, âlem bir anlık hüzne bürünmekte sonrasında unutulmuşa sürüklenmekte...

Müslümanların içler açısı halini, sadece İslam ülkelerinin tarumar olmuş, savaş çığırtkanlıkları atan mekânlarına bakmakla anlayamayız. İçler acısı durumunu daha yakıcı ve gerçekçi kareler derin bir yara bırakarak yansıtıyor. Âlimlerin, liderlerin savaşsız, topsuz, tüfeksiz bir şekilde idam sehpalarında ölüme gitmeleri Müslümanlardaki aciz duruşu, prangalanmış ayakları, kelepçelenmiş elleri, derdi dünyayla dolmuş kalpleri derinlemesine gösteriyor.

Daha önce de çok önemli insanların idamına hükmeden bu hükümet bu cesareti nereden alıyor? Sorunun cevabı Müsümanlarda gizli. Biz Müslümanlar düşmanın kalbine korku verme gibi bir hissiyatı kaybetmiş olmalıyız. Ümmetin sesi o kadar cılız ki duymuyorlar bile... Ve kararlarını hiçbir korku ve endişe duymadan rahatlıkla uyguluyorlar... Gözler alışıyor, idam haberleriyle kulakları alıştırmaya çalışıyorlar. Ve başarıyorlar...

Zalim ve haksız bir karara dünyadan tek ses yok. Zaten dünyanın ses çıkarmasına yönelik bir beklentide olmak abes... Ancak tüm Müslümanlardan sadece güçlü bir batılı ülke kadar ses çıksa etki hissedilecek, ses çığlık olacak belki korkutacak, ürkütecek, bir daha zalime böyle bir karar uygulattırmayacak!

Dikkat edelim ki bu  sessizlik ve zulümlere aşina oluş bizi daha büyük zulümlere seyirci olmaya itmesin. Bu algı, bizi daha alışık bir beyne, zalime güç verecek bir enerjiye dönüştürmesin. Bir gün Kudüs'e uzatılan ciddi el, İhvan liderlerine uzatılacak ciddi hükümler olursa yine zulme aşina olmuş bir şekilde ‘seyirci' mi olacağız. Sessizlik katmerleştikçe, zulüm ve haksızlığın sesi yükselir ve öyle ki elleri kolları bağlayan bir güce dönüşür.

Şehit Rahman Nizami sadece gidişiyle değil, bize bıraktığı vasiyetle de büyük dersi veriyor. Dünyadan arınmış, her kelimesi ihlas ve samimiyete kuşanmış bu yürek vuslata erdi. Allah O'nu mücadelesinde, eyleminde ve imanında doğruladı. Çok söze de çok bir şeyleri ima etmeye de gerek yok aslında. Onun gidişiyle birlikte şu vasiyeti çok şey söylüyor. Büyük konuşuyor, büyük söylüyor... Büyük ümmete büyük bir vasiyet bıraktı! Şehadetini temaşa ettik şimdi kelamına kulak verelim. Ama unutmayalım, hatırdan çıkarmayalım...

“Doğduğumda nikâhlandığım ve son nefes diye zaman tayin ettiğim buluşmaya gidiyorum. Korkmuyorum. Ardımda pişmanlıklarım var ama üzgün değilim. Kırgınım. Sözünü unutanlara, kardeşinin elini tutmayanlara, düşeni kaldırmayanlara, Allah için gözyaşlarını sakınanlara... Bu kırgınlıkla kavuşacağım Rabbime. Söyleyeceğim bunları.

“Müslümanlar etle tırnak gibi midir gerçekten? Sökülüyor tırnaklarımız. Etiniz acımıyor mu?” diyemezler…

Daha ilkokulda öğretmene şikâyet edilmekten korkanlar! Sizi Allah'a şikâyet etmeye gidiyoruz. Her yaptığınızı, her yapmadığınızı, her söylediğinizi, her sustuğunuzu, her gördüğünüzü, her gözünüzü kapadığınızı, her oturuşunuzu, her kalkmayışınızı bir bir not aldım. Her şeyi anlatacağım.

Ben gidiyorum… Ardımda bir fikir kalsın istiyorum. Zorla karşılaşınca ölüm korkusundan istikametini şaşıranlarla biz ölümden aynı şeyi anlamıyoruz. Bu bir imtihandı. Kolay olacağını söylemedi kimse. Sancısız olacağını, bedelsiz olacağını. Bu yola baş koymak, sonunda gerekirse bu uğurda o baştan vazgeçmek demekti. Bizim için karar aldıklarını zanneden ahmaklar var. Bu karar ancak göklerde alınmış olabilir. Siz kimsiniz ki..! Kulunu razı etmek için Yaratıcıyı üzecek değiliz!

Ben gidiyorum… Çekidüzen verin kendinize. Sıranın size de geleceğini unutmayın. Şehadetin şehid gibi yaşayanlara nasip olacağını, Allah'tan başkasına kul olunmayacağını hatırlayın her daim.

Ben gidiyorum… İbret alın bu yolculuktan. Bir araya geldiklerinde sadece aynı anda ayaklarını yere vursalar dünyayı sallayacak kalabalıktaki sizler, kardeşlerim. Sizin gözünüzün önünde yürüyeceğim ipe. Korku görmeyeceksiniz. Endişe sezmeyeceksiniz. Öfkemi de beraberimde götüreceğim.

Ben gidiyorum dedin ve gittin, kazandın! Biz şimdi nasıl af dileyeceğiz? Hangi haya perdesine kuşanıp hangi suçumuzu hafifleteceğiz? Parçalanmışlık, dağılmışlık, acizlik ve tembelliğimizi hangi duruşla aklayacağız? Yapmacağımız çok şey varken sadece konuşmak... O konuşmanın da sessizliğinde erimek... Affet Ya Rab! Her âlim idam sehpasında göklere kanat çırparken, âlem günahların gölgesinde kendini sorugulamalı... Dilerim bu gidiş bize kim olduğumuz hatırlatır.

Önceki ve Sonraki Yazılar