Zülküf RÜZGAR

Zülküf RÜZGAR

Amerikan Ordusunun Kokuşmuşluğu

ABD ordusu, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaptığı katliamların ve vahşetlerin yanı sıra, kendi içinde yaşadığı skandallarla da gündemden hiç düşmüyor.

Amerikan ordusu, işgal edilen coğrafyalarda insani değerler ve uluslararası hukuk kuralları ile uyuşmayan, savaş hukuku ile de izah edilemeyecek cinayetler işlemektedir.  Sivillerin, camilerin, düğün konvoylarının kadın çocuk denmeden bombalanması, katlettiği masum insanların cesetlerine işkence edilmesi bunlardan sadece birkaçıdır. İşlenen bu suçlar nedeni ile mahkemelere verilen Amerika askerleri ya hiç ceza almıyorlar, ya da bu cürümleri ve cinayetleri mukabilinde ufak tefek göstermelik cezalarla bu davalardan kurtuluyorlar. ABD yönetimi her hali ile askerlerini, işledikleri bu cürümler konusunda teşvik ediyor ve böylelikle bireysel suç gibi gösterilmeye çalışılan bu cürümlerin ardı arkası gelmiyor. Ama işlenen bu cürümler, Müslümanlara yönelmekle kalmıyor, aynı zamanda Amerikalılara ve bizatihi ordunun içerisinde kendi mensuplarına yönelmektedir. Hem işgal altında tutulan İslam ülkelerindeki ABD üslerinde, hem de ABD’ye dönen askerler arasında rekor derecede intihar vakaları yaşanıyor. Her yıl binlerce intihar vakası meydana geliyor. Bu vaklarda ölen Amerika askerleri, savaşlarda ölen askerlerden daha fazladır. Her şeye rağmen ABD ordusu, bu intihar vakalarına bir çözüm bulabilmiş değil ve her geçen gün bu tür olaylar daha da artıyor. Aynı zamanda bu travmatik vakalar, askerlerin yanı sıra, tüm olumsuz sonuçları ile beraber Amerikan toplumuna da yansıyor ve toplumun sosyal yapısını derinden sarsıyor.

İntihar vakalarının yanı sıra, ABD ordusunun başa çıkamadığı ve bu günlerde yine gündeme oturan bir diğer önemli sorun da tecavüz ve taciz skandallarıdır. Geçmiş yıllarda aynı ortamda kalan kadın ve erkek askerlerin, bazı ortak fiziki mekânları ayrılmıştı. Vukuatlar yüzünden skandallar örtbas edilemeyecek hale gelince, bu kabil tedbirlere başvurulmuştu.  Ama geçen yıllarla beraber bu tedbir de pek işe yaramadı. Bu tür olaylarda hem işgal üslerinde hem de ABD içerisinde adeta bir patlama yaşandı. İsrail ordusunda yaşanan skandallar furyasının kamuoyuna yansımasından sonra, şimdi de ABD kamuoyu, askerlerinin bu bitmeyen rezaletlerini konuşuyor. Amerikan ve haçlı kültürünün eseri olan bu kokuşmuşluk ve yozlaşma, Amerikan toplumunu da vuruyor. Bu olaylarda mağdur olanlar, çoğu zaman şikâyetlerini dile getiremiyorlar ya da susturuluyorlar.

Sözde, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon, orduda artan taciz olaylarına karşı mücadele başlatmış. Yaşanan skandalları örtbas etmek için göstermelik ve sonuçsuz bir takım uygulamalar başlatılmış.

Yeni planla, orduda cinsel tacize karşı korunma ve tacizi önleme eğitimleri artırılıyormuş.

Pentagon sözcüsü George Little, düzenlediği basın toplantısında,  özellikle Amerikan ordusuna yeni girenlerin korunması konusuna büyük önem verdiklerini belirterek, Savunma Bakanı Panetta`nın, cinsel tacize karşı sıfır toleransla hareket edilmesi konusunda kararlı olduğunu(!) iddia etti.

Amerikan basınına daha önce yansıyan haberlerde, Amerikan ordusunda yaklaşık her üç kadın askerden birinin cinsel tacize uğradığı, ancak genelde olayların örtbas edildiği, şikâyetçi olunmaması konusunda kadın askerlere baskı uygulandığı belirtilmişti.

Hatırlanacağı üzere, İsrail ordusunda da bu tür yoğun skandalların yaşanması üzerine, kadınların askere alınmaması konusunda yoğun bir tartışma başlamıştı. Özellikle tezkere alacak bayan askerlerin tamamının, tezkerelerini alabilmeleri için kurulan kokuşmuşluk tezgâhından geçtiği basına ve kamuoyuna yansımıştı.

Bütün bu yaşanan rezaletler, Batı kültürünün bizatihi kendi eseridir. Bataklık mesabesindeki bu rezil kültür, zaten virüsleri ve mikropları kendisi üretiyor. Bu bataklık var oldukça ve ıslah edilmedikçe, bu kokuşmuşluk devam edecek ve bütün insanlıkla beraber, kendilerini de vuracaktır. Bahsettiklerimiz, basına yansıyanlardır. Konu Amerika ve İsrail ile sınırlı değildir. Yoksa tüm Batı orduları içerisinde aynı skandallar mevcuttur. Hele İngiliz ordusunun ve Kraliyet ailesinin bu kabil skandalları hiç bitmek bilmiyor.

İnsanlıktan çıkmış bu mahlûklar, kendi vatandaşlarına ve meslektaşlarına bunu reva görüyorlarsa, işgal ettikleri topraklardaki mazlum insanlara neler yapabileceğini siz düşünün.

Eğer dünya adaleti, insan hakları ve demokrasi bunlara kalmışsa vay insanlığın haline! İşte size, dünyaya insanlık, özgürlük ve adalet getireceğini iddia eden mahlukların son derece çirkin, ama orijinal portresi!

Kendi yarasına ve kel başına sürecek merhemi olmayan Batı, insanlığa özgürlük ve adalet reçetesi sunma iddiasındadır. Sözün burasında aklımıza şu deyiş geliyor:

“Kelin dermanı olsaydı, kendi kafasına sürerdi.”

Önceki ve Sonraki Yazılar