Başörtüsü Yasağının Günümüze Etkileri

Hamd; insanı, yaratıldığı andan itibaren örtülü kılan, ona edeb, hayâ duygusu bahşeden ve elbise indiren Settar’a olsun.

Salat ve selam da edeb ve hayâ da bir genç kız gibi yüzü kızaran Rasul-i Zişan’a olsun.

Okulların açıldığı şu günlerde etrafı cıvıl cıvıl başörtülü kızlarımız dolduruyor. Okula giderken, okuldan gelirken İslam’a aykırı hareketlerle dikkat çeken kızlarımız, kardeşlerimiz. Sokak ortasında kahkahalarla gülmeler, namahremle şakalaşmalar, cilveler vs.

Esasen başörtüsü yasağı bitmiş gibi gözükse de hayatımıza etkileri hâlâ sürüyor.  Şöyle ki; kanımca başörtüsü yasağı çok yönlü kullanıldı ve bundan sonra kardeşlerimizin tesettür bilincinde kaymalar oldu. Nasıl mı? Bu halk, rejimin yani bu sistemin din düşmanı olduğunu bildiğinden, sistem neye karşı çıksa onu dinden bir şey saydılar ve ona sarıldılar. Okullarda, kamusal alanda başörtüsü yasaklandı ama tesettür tamamen yasaklanmadı. Esasen başörtüsü de emirdi fakat insanlar başörtüsünü o kadar yücelttiler ki sonunda onu tamamlayan diğer unsurları yavaş yavaş terk ettiler. Sanki emredilen sadece başörtüsüymüş gibi pardösü, geniş elbiseler, örtüleri yakaların üzerine çıkarmalar, edeb ve hayâ duygular terk edildi. Öyle ya, bu zalim düzen neyi yasaklarsa bu işin içinde bir iş vardı ve bu sistemin yasakladığı şey, Kur’an dersi gibi, tavizsiz bir İslami yaşam gibi, dinin özüydü. Mesela bir bayan okula pardösü ile girebiliyor fakat başörtüsüyle giremiyordu. Üzerine istediği elbiseyi giyiyor fakat başına istediği şeyi-bu peruk veya şapka da olabilir- takamıyordu. Özellikle ‘baş’ hedeflenmişti ve yasakçı zihniyet ‘baş’a çalışıyordu. “Üstüne dilediğini al fakat başına asla!” Ve bundan sonra çözülme başladı. Pardösü veya tesettüre uygun diğer kıyafetlerin önemi azaldı. Belki de bu, dindar insanları tesettürden uzaklaştırmak, yeni gelen nesli de o bozuk tesettür anlayışıyla yetiştirmek için kurulmuş bir komploydu. Nitekim yasağın ilk yıllarında geniş tesettürleri ve büyükçe örtüleriyle, güvenlik güçlerinden şiddet gören bacılarımız, sonraları tesettür anlayışlarında gevşemeye gitmişler ve örtülerini küçültmüş, dış giysilerini de daraltmışlardır.

Ve bu hastalık, bugünün gençlerine de bulaşmış ve onlar da internet çağı, uzay çağı, bilim çağı çocukları olarak sahnede daha bir kıpır kıpır, daha bir enerjik, daha işveli ve daha “kapalı açık” bir vaziyette yerlerini almışlardır.

Değerli olan örtülüdür, kapalıdır, gizlidir. Bu gerçek unutulmuş veyahut artık gerçek olmadığı düşünülür olmuş ve ihlâstan uzak, istikrardan uzak, her gün başka çeşit, her ay farklı model, her yıl modaya uygun ve asla tesettür sayılmayacak bir giyim tarzı meydana getirilmiş.

Rasulullah(s.a.v.) Mi’rac hadisesini anlatırken sahabe-i kiram soruyor: “Ya Rasulallah! Allahu Teâlâ’yı gördünüz mü?” Benzetmek gibi olmasın, birinin evine misafirliğe gittik ve dönüşte bize ev sahibini görüp görmediğimizi soruyorlar. “Kardeşim, beni evine davet eden, gideceğim yollara güller döşeyen, beni evimden en güzel bineklere bindirerek götüren ve aynı şekilde geri getiren, bana türlü ikramlarda bulunan birini nasıl görmem?” demez miyiz? İşte, belki de sahabelerin zihninde “Değerli olan gizlidir, örtülüdür.” Anlayışı vardı. Zira öyle olmasaydı Rasulullah(asv)’tan ilkin Allahu Teâlâ’yı anlatmasını isterlerdi.

Hz. Musa erkek olduğu halde tepeden tırnağa örtünürdü. Halk onun bu kadar fazla örtünmesine anlam veremiyordu. Ta ki derenin kenarında, elbiselerini üzerine koyduğu taş elbiselerle birlikte kaçıncaya kadar. Ve ahali onu görünce “Bu insan değil, olsa olsa bir melek.” Dediler. O(a.s) değerliydi, örtündü.

Şu an yasaklar kalkmış durumda fakat zihinlerdeki yasak devam ediyor, nefsin tazyiki ve şeytanın kışkırtması devam ediyor. Eskiden örtünmeye karar verince, imkân yoksa bir kardeşimizin eski pardösüsünü, çarşafını alır, yamalar, diker, giyerdik ve bundan büyük bir manevi haz duyardık. Şimdi ise babamızın, eşimizin maaşını bekler olduk pardösü veya çarşaf almak için. Yazık ki -çok azı hariç- yeni nesiller böyle bir manevi lezzeti belki ömür boyu hiç yaşamayacaklar.

Zihnimizdeki yasakların kalkması duasıyla… Rahman’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar