Âşıklar ölür mü hiç?

Ne eksik, ne fazla

Mahbubun eşiğinde geçen

Yirmi dört yıl

Yirmi dört saat

Yada yirmi dört ömür

Ve bitti sürgünüm

Şimdi doğdum ölümlerden

Dün bir, bu gün bir

Yaşım bir, yaşayacağım bir

Mahbubum bir, Manzurum bir

Meskenim bir, Meskûnum bir

Aşkım bir

Ben bir

fakir…

Yanıldım

Dün,

Dün işte, yani kaç bin yıl önce

Bin ömür verince

Aşkı bulacaktım

Bin ömür sürgün gezecek

Havz-ı Kevserden içecektim

Öyle sandım

Yanıldım

Razı olunca yola

Razı olundum

Dergâhın eşiğini buldum

Cefa yoktu

Bin ömür yoktu

Verecek tek bir ömür de yoktu

Verecek hiç bir şey yoktu

Ben yoktum

Ne yaşadım, ne öldüm

Sürgündüm

Sadece döndüm

Ve uyandım

...

Gurbette kaldı kırık kalpler

Ve

Kırık demir parmaklıklar

Koğuşlar

Hapishane

Ve hastane

Kafes kırıldı

Güvercin uçtu

Güvercin ben değilim

Arınmış ruhum

Ben gitmedim

Sadece döndüm

Ölmedim ben

Sadece gördüm

Dedim ya!

Nur vardı, aşk vardı

Yokluk vardı, fenâ vardı

Ölüm yoktu

Âşıklar ordaydı

Kimse yoktu

Sadece O vardı

Önceki ve Sonraki Yazılar