Biji Serok Obama!

 Eskiler ne güzel söylemiş: ”Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür.”

Eskilerin bu kullanımlarındaki doğallık, doğa ile iç içe olmalarından kaynaklanmaktadır şüphesiz. Ne hinlik bilirler, ne de sapkın bir durum söz konusu.

Yoksa eskiler, kendilerinden başka bütün yapılara kan kusturan, onlara hayat hakkı tanımayan mütecaviz PYD veya Nuri ALÇO'yu tanımış olsalardı, şüphesiz insan veya ağacı değil PYD veya ALÇO'yu örnek olarak seçeceklerdi.

Eskilerin tecrübelerinden yararlanmayı gericilik sayan HDP'li Figen YÜKSEKDAĞ, PYD'nin mütecaviz tutumundan hoşnut olacak ki: ”Biz sırtımızı PYD'ye dayıyoruz, sırtımızı PYD'ye dayamasaydık Hatay, IŞİD tarafından işgal edilmiş olacaktı. Dolayısıyla sadece biz veya ben değil, siz de sırtınızı PYD'ye yaslayın.” diyerek bize akıl vermeye kalkışıyor.

Kantonu kartona çeviren PYD veya YPG'yi tanımamış olsaydık, iki günde yüz elli bin vatandaşın Kobani'yi terk ettiğini görmeseydik veya ne bileyim “BİJÎ SEROK OBAMA!” sloganı hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor olmasaydı, PYD'ye yaslanma veya dayanmanın bir hikmeti olacağını düşünür, Figen Hanım'ın o derin(!) düşüncelerini müzâkere konumuz yapar, üzerinde akıl yürütmeye çalışırdık.

Nuri ALÇO gibi muhaliflerine karşı mütecaviz olan yapıya dayanmak ne kadar mantıklı olur.

Yeşilçam'ın sinsi aktörünü iyi niyetli görene “yolun açık olsun” demekten başka sözümüz olmadığı gibi, Nuri ALÇO'nun gazoz ikramındaki niyetini bilip de bile bile o gazozu içene de söylenecek sözümüz yok.

Yalnız ALÇO'nun kerametini anlatmaya kalkışanın kendi durumunu olağanlaştırmaktan başka gayesi olmadığı hakikatini de göz ardı etmemek gerekir.

YİNE BİR CHP KLASİĞİ…

Zaman değişebilir, zemin değişebilir, ancak zihniyet aynıysa sonuç değişmez.

CHP'nin, ülkenin üstüne bir karabasan gibi çöktüğü tek partili dönemden, çok partili hayata geçilen 1946 yılına kadar ülke gün yüzü görmedi.

Tüp kuyrukları, yağ kuyrukları, şeker kuyrukları…

Bu uzun kuyrukların gerekçeleri ve mekânları değişirdi sadece. Kuyrukların müsebbibi, sürekli aynı parti ve zihniyetti.

CHP bu minvalde eleştirilince, CHP'liler: “O zamanki şartlardan dolayıydı.” deyip geçiştirmeye çalışırlar.

1990'larda İstanbul'u yöneten CHP zihniyetinin tezahürü 2014'te CHP'nin yönettiği Hatay'da karşımıza çıktı.

2014'te sahil şeridindeki bu kentte, uzun su kuyruklarının olduğu bir dönemde, Türkiye'den Kıbrıs'a su götürülüyorsa bir zihniyetin cenabetliğinden dolayı, Hatay'da zavallı halk sanki azap çekiyor.

Aynı zihniyetin Kürt versiyonuna dikkat ederseniz, aynı sonuçla karşılaşırsınız.

Dedik ya zaman ve zemin sonucu etkilemez, sonucu etkileyen asıl faktör zihniyettir diye.

İşte Lice, işte Yüksekova, işte Cizre… ve daha nice il ve ilçeler...

CHP'nin olduğu gibi Doğu cenahı HDP'nin de etkin olduğu yerler, adeta lanetlenmiş şehre dönüştü.

KÜFRÜN MİZACI

Göklerin öğrencisi, yerlerin öğretmeni “küfür tek millettir” derken bunu anlamlandırmaktan aciz beyinlere de sürekli somut delillerle teyit etmektedir kitabın sahibi.

Dil veya renk hiç fark etmez.

Zaman veya zeminin asla önemi yoktur, tek millet olmak için.

Fransa'da cami duvarına yaklaşan itin beline vurulan kürekten sonra viyaklama sesini Rusya'dan, ABD'den, israil'den, Türkiye'den hatta kapı komşunuzdan duyabilirsiniz.

Bakmayın açık alanlarda muhalif göründüklerine.

Hani “mevzu vatansa gerisi teferruattır” diye meşhur sözün tezahürü “mevzu İslâm düşmanlığı ise gerisi teferruattır” biçiminde insicam eder.

Bir kokoş lağım çukurundan yeni çıkmış görüntüsüne aldırmadan “Sevişirim, evlenmem; hamile kalırım, doğurmam” diye pankartla meydanda belirirken, başka bir yerde, bilboardlarda “Namus toplumsal kâbustur” pankartı ile namussuzluğun dibine vurur aynı zihniyet. “Kimsenin emaneti değiliz” diye pankart açan bir grup kadın, boynundaki esaret ve ihanet zincirini ne yazık ki madalya sanmakta. Kimsenin malı olmadığını beyan eden güruh, müşterek mal olarak kullanıldığını algılamaktan da aciz.

“Ayaklarımızın altındaki cenneti alın, evlatlarımıza kıymayın” diye pankart açan grubun tam ortasındaki şahsa bakın, kimsenin malı olmak istemeyenlerin kimin tarafından ortalık malına dönüştürüldüğünü fark edeceksiniz.

Kıbrıs'a içme suyu projesi tamamlandıktan sonra CHP'nin Kıbrıs'taki gençlik kollarındaki enikler belirdi Kıbrıs caddelerinde. Üstelik Diyarbakır'da peygamberimize hakaret içeren karikatürlerin enikler tarafından niçin asıldığının tartışıldığı dönemde.

Diyarbakır'daki ihaneti gizlemek için Kıbrıs'taki ecnebi artığı cenabet zihniyet rol alır bu sefer.

Bütün pankartların farklı eller tarafından üretildiğini düşünüyorsanız, meseleye oldukça yüzeysel bakıyorsunuz demektir.

Mesele el değil, ele işlerlik veren zihniyette. İçeriklerine baktığınızda İstanbul, Van, Diyarbakır veya Kıbrıs'ta asılan pankartların farklı eller, ancak aynı zihniyetin yansıması olduğunu göreceksiniz.

Kimsenin içeceğine karışacak değiliz elbette.

Cenabet gezmelerine gelince, doksan yıldır nasıl gezdiğini zaten bilen biliyor, şu ana kadar anlamayana da anlatmanın pek âlemi yok sanırım.

Doğu ve Güneydoğu'da bu zihniyetin Kürtçe konuşanının 1980'lerden bu yana bölgede yaptığı ifsadı görünce cenabet dolaşmaları masum kalır.

İçindeki pisliği dışarı yansıtmasa, sorunumuz yok der, geçebiliriz.

Ancak toplumun ırzına geçen bir zihniyet eceli gelmişçesine sinsi adımlarla cami duvarına yaklaşmakta.

Ellerinde kürekle bekleyen öfkeli gençlere âcizane tavsiyem: “Bırakın elinizdeki kürekleri, cami duvarına yaklaşanlar, zihniyetin enikleridir. Eniklere kürekle saldırmak enik sayısından birkaç tanesini eksiltir, sonuca götürmez. Doksan yıldır ülkede, kırk yıldır da yerli taşeronları vasıtasıyla giremedikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde toplumu ifsat eden zihniyete kürek çözüm değildir. Haşere ilacını kullanmakta fayda var. Hem gürültüsüz hem de etkisi fazla. Savaşımız bedenlerle değil, zihniyetle olmalı.

Bunun için tek silahımız bilinç olmalı.

TERS KÖŞE

AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUNUZ!

Bildiğiniz gibi yazının başlığı bir ayetten alınma.

Yıllar önce bir genç bana “insanların maymundan geldiğine inanıyor musunuz?” diye bir soru yöneltmişti.

Ben insanların maymundan geldiğine inanmadığımı, ancak insanların; maymun, köpek ve domuzlaşabileceğine inandığımı belirtmiş ve düşüncemi birkaç örnekle somutlaştırdıktan sonra bir kısmını başlık olarak kullandığım ayeti dile getirmiştim.

Bütün örneklerim insanların fikri yapıda hayvanlaşmaları biçimindeydi.

Bir Kürt kadının yerel kıyafetiyle okuyamadığı veya anlamını bilmediği bir pankartı eşcinsellerin ön safında eline tutturmanın kadını özgürleştirme adına namus kavramını ortadan kaldırıp ortalık malı olarak kullanan zihniyetin hayvanlardan daha aşağı olduğunu, bazı hayvan türlerindeki sadakati ve insanlardaki cinnet halinin hayvanların vahşi halinden daha tehlikeli olduğunu dilimin döndüğü kadar anlatmıştım.

Muhatabım ne kadar etkilendi veya anladı, bilemiyorum; ancak benden cismen hayvanlaşmaya dair örnek istediğini iyi hatırlıyorum.

Her konuya anında örnek bulmak biz aciz kullar için her zaman mümkün olmuyor tabi ki.

Neyse aradan biraz zaman geçse de Yaşar Nuri ÖZTÜRK imdadıma yetişti.

Hemi de zihniyetle yetmez, insicam gerek cinsinden.

Malum darbükatör Müjdat GEZEN'le Ulusal kanalda beraber ulurken, millete beraber ettikleri küfürleri duymuşsunuzdur.

Aynı küfürlere cevap insanın şeytani yönünü rahatlatır. Dolayısıyla “biz onlara aşağılık maymunlar olunuz dedik” ayetinin anlam kazandığı bir dönemde, Kur'an-ı Azimü'ş-Şanın büyüklüğünü bir kez daha anladık.

Yaşar Nuri'ye de bu deneyimizde gönüllü denek olduğu için biraz muz vermek icap eder.

Yeme tarzına gelince…

O onun tercihi!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.