Bir resmin anlattıkları

Gezi eylemlerinde bir görüntü ajanslar tarafından defalarca yayınlandı. Görüntüde Atatürk posterli bayrak taşıyan biri, BDP bayrağı taşıyan diğer biri tarafından çekilip polisten korunurken bozkurt işareti yapan biri tarafından da desteleniyordu. Bu tablo Başkent TV’de uzun süre ekranda tutulurken altında “İşte bu!” yazılıydı. Bu tabloyu görür görmez ben de aynı şeyi dedim. “İşte bu!” Küfür tek millettir, düsturunun tezahürü.

Bunlar halk nazarında birbirinin azılı düşmanları olarak bilinirler değil mi? Zaman zaman çatışırlar, çekişirler, karşılıklı ağır ithamlar ve hakaretlerde bulunurlar. Yani halkın bunları düşman bilmesi yersiz değildir.

Bu manzara ister istemez akla “Ahzap” savaşını getiriyor. Bu savaşta da ortak düşman “İslam” olunca daha önce birbirini boğazlayanlar tek saf oldular. Şimdi denilebilir ki ortada İslam’a dair ne var. Ülkede Şeriat mı ilan edildi? Hayır, maalesef öyle bir şey de yok. Ancak alkolle ilgili bir düzenleme ve metroda “lütfen ahlak kurallarına uyalım” anonsu, bu isyan için yeterli olmuştur. Zira hizbuşşeytanın temel ilkelerinden ikisine dokunulmuştur. Ciddi bir dokunuş olmamasına rağmen sadece dokunma emaresi isyanlar için yeterli olmuştur. Örneğin daha önce okul ve camilere 200 metre olan içki satan yerlere ruhsat verme mesafesi 100 metreye düşürülmüş, ancak buna rağmen bu dokunuşun Müslümanlar eliyle olması hizbuşşeytanı ayağa kaldırmaya yetmiştir. İşin vahim tarafı, kendisine isyan edilen başbakanın hizbuşşeytan karşısında Hizbullah’tan destek almak yerine yine hizbuşşeytanla diyalog ve işbirliğine gitmesidir. Örneğin Türkiye’de fuhuş içerikli filmleriyle ünlü bir sinema oyuncusuna randevu verilmesi nasıl izah edilecektir. Üniversiteler, başörtülüler için “kamusal alan” ancak fuhuş yapanlar için “yatak odası” hükmündedir, sonucuna mı varacaklar. Bu ünlü sanatçı Başbakana, “madem siz artık yasal engele rağmen yasakları çiğneyerek kamusal alanlarımıza başörtülü girebiliyorsunuz, bizden de buna tahammül etmemizi istiyorsunuz, müsaade edin biz de bira şişelerimizle camilere girip her türlü özgürlüğümüzü camilerde yaşayalım mı diyecek” bilmiyorum.

Ne acıdır ki küfrün bu hassasiyetini maalesef Müslümanlarda göremiyoruz. Bugün küfür tek millet olarak İslam dünyasını ateşe vermiş, kana bulamış; ırzını, namusunu, haysiyetini ayaklar altına almışken küfrün karşısında Müslümanlardan tek millet olma yolunda hiçbir işaret göremiyoruz. Aksine giderek bir kısım Müslümanlar diğerlerini kâfirlerden daha tehlikeli görmeye ve göstermeye hatta hızını alamayarak tekfir etme yoluna gidiyorlar. Öyle ki bu tabloya itiraz edenler, ümmetin vahdeti için taraf olmak yerine tarafların ıslahına çalışanlar her iki tarafın saldırılarına maruz kalıyorlar. İşin çok daha vahimi bu hastalıklı halimizi tedavi etmesi gereken Ulema büyük ölçüde yangına körükle gidiyor, yaramıza merhem olmasını beklediklerimiz tuz döküyorlar.

Kendi aralarında ittifak kuramayan Müslümanların en şedit kâfirler ve zalimlerle giderek artan oranda ittifaklar kurduklarını görüyoruz. (Bkz. Ürdün’de devam eden askeri tatbikat) Bu ittifaklarına kendilerince şer’i deliller bulabilen Müslümanlar kendi aralarında ittifak kurmalarına dair şer’i emirleri maalesef görmezden gelebiliyorlar. Müslümanların topyekûn Allah(CC)’ya boyun eğmek yerine kâfirlerin desteği ile birbirlerine boyun eğdirmeye çalıştıkları sürece kendi kanlarında boğulmaları, Adetullahtandır.


Rabbimiz tüm ferasetsizliğimize ve acımasızlığımıza rağmen bize Rahim sıfatıyla muamele etsin.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar