Bizi de Atın Zindana

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a; Salât ve selam da O'nun pak Rasûlüne olsun.

“Biz bağıracağız ama onlar hiç duymayacak.” demiş şair. Sanki Yusufileri, ailelerini ve onlara destek olanları anlatır gibi. Bağırıyoruz, hakkımızı arıyoruz, hakkı haykırıyoruz, yeri geliyor susuyoruz, yetkili ve ilgili ancak aslında yetkisiz ve ilgisiz olan makamlara yazdığımız mektupları sakin bir şekilde gönderip postaneden çıkıyoruz. Sussak da faydası yok, konuşsak da, haykırsak da. Yetkisiz dedik ya, duysa da yetkisi yok. Bunu ben söylemiyorum. Geçenlerde kendisiyle röportaj yapılan AK Partili eski milletvekili söyledi. Kısaca “Grup toplantılarında mağdurları konuşsak bile hiç kimsenin elinden bir şey gelmiyor. Örneğin Adalet Bakanlığı müdahale edemiyor.” dedi. İyi de sizler ne işe yarıyorsunuz? Dicle'nin kenarından, koyundan, kurttan bahsedeceğinize artık kuzuları topluca götürüp kimini yemiş, kimini yaralamış, kimini yemek üzere olan kurtlara bir müdahale etseniz diyoruz. Ağır hastalıklarına rağmen zindanda tutulan ve tedavileri ihmal edilen Cahitler, Seyit Aliler, Musalar Hakk'ın rahmetine kavuştu sizin vesilenizle. Ama bu, sizin bu vesile sebebiyle rahmete kavuşacağınız anlamına gelmez.

Bitti mi? Bitmedi. Hâlâ zindanda yatan hasta mahkûmlar var ve bu mahkûmların çoğu sizin iktidarınız döneminde içeri alındı. Gazetemiz yazarlarından Yusufî Yasin Demir'in CHP'ye gönderdiği teşekkür mektubundan utanmalıydınız, utanmalısınız ama nerde...

Hastaları geçtim, belli ki içeride teker teker öldürmek istiyorsunuz. Ve Allah'ın belirlediği ecel geldiğinde hiç kimse o eceli erteleyemeyecek. Bu hepimizin eceli için geçerli. Fakat ölmekten beter ettiğiniz şu capcanlı, dipdiri, sapasağlam Yusufiler ne olacak? Onların gözü yaşlı çocukları, eşleri, evlatlarına hasret dünyadan göçen ana babaları ne olacak? O anaların ahları, bedduaları ne olacak? Kendinizi mazlumun ahını yerde koymayan Allah'tan müstağni mi görüyorsunuz?

Hizbullahiler yıllardır seslerini her fırsatta, her ortamda, mahkemede, gazete köşelerinde, internet sitelerinde duyurmaya çalışıyorlar. “Gizlenen arşivlerimiz çıkarılsın. Video kasetlerimiz, sorgu kayıtlarımız ortaya dökülsün. Sonra bizim suçlu olup olmadığımıza karar verilsin.” Sahi, madem o kasetlerde bu insanların aleyhine deliller var, neden çıkarmıyorsunuz? Neden o arşivleri sır gibi saklıyorsunuz? Neden bu mazlumları zalim olarak gösterme bedbahtlığıyla, ahiretinizi berbat ediyorsunuz? Kimse sizin affınızı dilenmiyor. Onlar Yusuf'un varisleri ve Yusufvârî ‘ellerini kesen kadınların öyküsü'nü soruyorlar. “Bize iftira atıldı ve bu iftiranın aslını astarını sor öğren.” diyorlar. Bana kalırsa biraz erken soruyorlar(!). Zira Melik hâlâ uyuyor ve uykudaki melik, melik değildir. Olsa olsa melihtir, yani görkem. Şaşaası vardır onun ama hükmü yoktur. Etkileyiciliği vardır ama belirgin bir etkisi yoktur. Parıltısı vardır ama somut değildir. Melik daha rüya görecek, gördüğü rüyanın etkisiyle uyanacak, rüyayı yorumlaması için yanındaki danışmanlarıyla görüşecek… Onlar rüyayı yorumlayamayınca Melik Yusufîlere yönelecek vs. Uzun hikâye… Rabbim onlar için hürriyeti dilerse, Melik'in rüya görmesi de gerekmez.

Bakın size Yusufiler hakkında ne diyeceğim: Madem bu adamlar terörist, bizi de içeri alın! Şu her ilkbaharda gördüğünüz devasa kutlu doğum etkinliklerinin müsebbibi onlar. Evet evet, bizi de atın zindana. Bizim kimimizi plajdan zinadan, kimimizi cafeden bardan, kimimizi uyuşturucunun pençesinden, kimimizi kumardan içkiden kurtarıp Allah ve Rasulü(asv) ile tanıştıran onlar. Korkusuzca, güvenlik güçlerinin bile giremediği yerlere girip canı pahasına İslam'ı tebliğ eden ve doğunun dinsizleşmesini önleyen onlar. Hakkıyla tanıyan her Müslüman onları sever. Onlar suçluysa biz de suçluyuz; çünkü bizler de onların talebesiyiz. Onlar bizim Seydalarımız, mollalarımız, hocalarımız… Eğer suçsuzluklarına dair en ufak bir vicdan azabınız varsa, bu mübarek insanların yeniden yargılanma talebini dikkate alın ve masum çocukları, yaşlı ana babaları daha fazla ağlatmayın. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar