Büyük Şeytan tarafından terör örgütü ilan edilmek

Büyük Şeytan ümmetin göz bebeği, Firavun Sisi'nin gadrine uğramış bir günde binlerce şehit vermiş olan İhvan-ı Müslimin'i terör listesine koymuştur. Bu bizi şaşırtmadı, üzmedi, rahatsız dahi etmedi, hatta bir parça gurur da verdi. Ancak neden şimdi? İhvan bu günlerde dünyayı titreten ürküten bir eylem mi yaptı? Hayır. Tam da Türkiye'nin “YPG'yi terörist listesine koy” dediği bir zamanda böyle bir adım atılması oldukça anlamlıdır.

Bu büyük şeytan değil mi ki, Saddam'ı önce İran'a sonra Kuveyt'e saldırtıp sonra da bizzat eliyle verdiği kimyasal silahlarla canileştirdiği adamını “dünyayı bir katilden, bir caniden kurtarma” havasıyla ipe çekmiştir. Küçük şeytan Saddam'ın İran'a saldırıda muvaffak olamayınca bizzat devreye girip İran'a ait sivil yolcu uçağını düşürdüğünü hatırlayalım.

Hem İran hem de Saddam düşmanlığının kesiştiği nokta neydi? İkisi de israil için iyi şeyler düşünmüyor, söylemiyor giderek israil'in güvenliği için tehdit oluşturuyorlardı, değil mi? Büyük Şeytanın Türkiye'den beklediği: “Suriye muhalefetini desteklemek, gerekirse Suriye'ye girerek, Beşşar'ı devirmek, yerine de israil dostu birini iktidara getirmekti”. Ama ne oldu? Bu beklentiler boşa çıktı. Abdülkadir Selvi'nin 16 Şubat günkü yazısında belirttiği gibi Türkiye Suriye'nin geleceğine Suriye halkının karar vermesinde ısrar etti. Bu da Büyük Şeytan ve israil tarafından Beşşar'ın yerine İhvan'ın gelmesi olarak algılandı.

One minute, Mavi Marmara hadiselerini de eklediğimizde Türkiye kendisine verilen role ihanet etmişti. Bize göre doğrusunu yapmıştır. İşte bundan sonra Büyük Şeytan önce küçük şeytanlarını “geziye”  gönderdi, olmadı. 17-25 Aralık'ta devreye soktu olmadı. 6/8 Ekim'de alanlara sürdü yine olmadı, olmuyor. Artık bu işin küçük şeytanlarla olacağından umudunu kesen Büyük Şeytan bizzat devreye girecek gibi.

Malum Rus uçağı hadisesi ile Türkiye'nin muhtemel manevra alanı ortadan kaldırılmıştır. Büyük Şeytan, ümmet için en az İhvan kadar değerli olan Türkiye Cumhurbaşkanının etrafını ümmetçilerden arındırmayı başarmıştır. Adeti olduğu üzere Şeytani planlarla Cumhurbaşkanının etrafına kendi yavrularını yerleştirmeyi başarmıştır. Şimdi karşılaştığımız manzara Amerika'ya karşı Suudi Amerika ile ittifak noktası. Türkiye İslam ittifakı içerisinde Sisi ile birlikte hareket ederek Büyük Şeytana direnecek! Öyle mi?

Bu günlerde “Suriye tuzağı” net olarak görünür hale gelince Türkiye'nin dış politikasını ve hükümeti eleştiren eleştirene. Daha önce alkışlayanlar yavaş yavaş yuhalamaya başladılar. Bindiği dalı kesen dostlarımızı “düşersiniz” diye uyardık. Şimdi bize hak vereceklerine, hatalarını itiraf edeceklerine gurur yapıyorlar. Ayıp olmazsa bizim yüzümüzden “biz, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz düşersiniz” dediğimiz için düştüklerini iddia edecekler.

Bazen “haydi anladık, siz haklı çıktınız, şimdi ne öneriyorsunuz” dediklerinde onlara “bu cadde çıkmaz sokak derhal geri dönmeniz gerekiyor” diyoruz. Buna cevapları “durmak” yok yola devam sloganlarını “dönmek” yok yola devam olarak çarpıtarak sürdürmek oluyor. Çıkmaz sokakların sonu genellikle aşılamayan bir duvardır. Ancak bu çıkmazın sonu uçurumdur. Bizden söylemesi, keşke söylemenin dışında, fiilen engelleme gücümüz olsaydı.

Geçen yazılarımda Yusufilerimizle alakalı ikâzlarda bulunmuştuk. Bunların mazlumiyetinin gayretullaha dokunacağını bedelinin çok ağır olabileceğini hatırlatmıştık. Yusufilerin maruz kaldığı zulüm nedeniyle karşılaşılacak bir afeti kimsenin önleyemeyeceğini söylemiştik. Hala fırsat kaçmış değildir. Ancak kader böyleyse kaderde Yusufilerin halinden anlamak için Yusufi olmak varsa yapılacak bir şey yok demektir. Rabbim ümmeti Büyük Şeytanın şerrinden korusun bizlere de ona karşı feraset ve uyanıklık ihsan etsin. Amin.

Önceki ve Sonraki Yazılar