Çakma hilafete doğru

Ebubekir el Bağdadi’nin halifeliğinin ilanı merhum Cemaleddin Kaplan’ın kendisini halife ilan etmesini hatırlattı. Ümmet için hayati öneme sahip bu meselenin bu şekilde erozyona uğratılması İslam’a ve Müslümanlara bir fayda sağlamamıştır.

Her iki halifenin de düşmanları kendi camiaları haricinde neredeyse bütün Müslümanlardı. Anlaşılan bu gidişle her halifeliğini ilan edenin payına sadece geniş bir Müslüman kitlenin düşmanlığı düşecek.

Hilafet ümmet için acil bir ihtiyaç olmasına rağmen neden ihya edilemiyor? Neden halifeliğini ilan edenler, ümmetin teveccühü yerine nefretini mucip oluyor? El Bağdadi de merhum Cemaleddin Kaplan gibi kendi ülkesinde ölü ve ya da sağ ele geçirilmeye çalışılan bir suçlu konumundadır. Münhasıran hilafetin ihyasını amaç edinen Hizbuttahrir, başta ülkemiz olmak üzere birçok İslam ülkesinde terör örgütü konumundadır. Hilafeti sadece teröristler(!) mi istiyor, yoksa ciddi manada bu mesele ile ilgilenenler mi terörist ilan ediliyorlar?

Hilafet, öncelikle ümmeti icap ettirir. Hilafetin diğer bir adı da imamettir. Ümmet ile imamet aynı köktendir. Esasen ümmet bir imamın arkasında duran kitlenin adıdır. Hilafetin kaldırılması, ümmetin imamsız bırakılması; tespihin imamesinin çıkarılması gibi ümmeti ümmet olmaktan çıkartmıştır. Ümmet parçalanmış tespih tanesi gibi dağılmıştır. Nerdeyse her bir tespih tanesi kendini tek başına ümmet addetmeye başlamıştır. Bütün dünya Müslümanlarından müteşekkil olması gereken ümmet evvela tam ortadan ikiye bölünmüştür.

Şii’ler ve Sünniler. Şiiler, İmamları (İmam Hameney) ve devletleri sayesinde tek parça gibi duruyorlar. “Gibi” duruyorlar demek zorundayız çünkü Ayetullah Sistani’nin İmam’a bağlılık derecesini bilmiyoruz. Irak Şiileri üzerinde hangisinin sözünün daha bağlayıcı olacağı biraz da Sünni olmamız hasebiyle tarafımızdan bilinmemektedir. Ancak en azından bunlar kendi içerisinde çatışma halinde değiller, birlik görüntüsü veriyorlar.

Sünni dünyaya gelindiğinde bunların kaç parçaya bölündüğünü tespit etme imkânı yoktur. Sünnilerin her bir mezhebinin her bir tarikatının kendi arasında kaç parçaya bölündüğünü tespit dahi imkânsızıdır. Ayrılıklar yer yer düşmanlık ve birbirini yok etme düzeyindedir. Birbirlerine galip gelmek için İslam düşmanlarıyla kirli ittifaklar vaka-i adiyeden sayılmaktadır. Mesela Müslüman Suriye halkının dostlarının çok önemli bir bölümü İslam’ın düşmanlarından oluşmaktadır. Yine “İhvan-ı Müslimin” düşmanlığı için oluşan ittifak hatırı sayılır genişlikte ve büyüklüktedir.

IŞİD sadece Müslümanların değil nerdeyse tüm dünyanın düşmanlığını üzerinde toplamıştır. Allah (CC)’ın düşmanlıkta Hristiyanlardan ileri ilan ettiği Yahudilere sadece iki buçuk devlet düşmandır. Ama İran İslam Cumhuriyeti’nin düşmanları ümmet içerisinde İsrail’in düşmanlarının birkaç mislidir.

Peki, bu ahvalde hilafet arzusu hep hayal mi olacak? Bunun gerçekleşme ihtimali var mıdır? Varsa nasıl olacak? Önce tespih taneleri gibi dağınık olan Müslümanlar mı bir araya getirilecek, yoksa gerçek manada derleyip toplayacak bir imam mı bulunacak? Şimdilik her ikisi de uzak ihtimal görünüyor.

Bütün uzaklığına rağmen IŞİD’ın silah zoruyla en azından Müslümanların bir kısmını zapt altına alması ihtimali bana demokratik yollarla, kâfirlerle dostluklar kurarak, Müslümanları terörist ilan ederek ya da başkasının terörist diye zindanlara tıktığı Müslümanlara zindan bekçiliği yaparak hilafetin gelme ihtimalinden daha yakın görünüyor. Muhtemelen Müslümanların giderek şiddetlenen hilafet arzusunu gidermeye yönelik çakma bir hilafet, Batılıların da işine gelebilir. IŞİD, halifeliğini ilan ederken halife gizleniyor. Demokratik yollara gelmesine umut bağlanan halife ise halifeliğini gizliyor. Sorulduğunda muhtemelen hilafet karşıtı olduğunu söylemek zorunda kalacaktır. Böyle birinin halifeliği, Suudi’nin “şeriat devleti” olması gibi olacaktır.

Mirasçısı olduğu Bizans’ın her türlü saray entrikasının döndüğü coğrafyamızda Ağustos ayında yapılacak seçimin adeta “halife” ya da “hilafet düşmanları” arasında geçeceği fikri topluma pompalanmaya çalışılmaktadır. Müslümanlara, zindana tıkan ile bekçiliğini eden arasında seçim yapmak düşecektir. Bir tartışmada “ A şahsına oy vermemek B şahsına oy vermek gibi olacaktır” deniliyordu. Biz de bu yöntemi uygulayarak “zindana tıkana” oy vermemek suretiyle “zindan bekçisine” vermiş gibi sayılsak olmaz mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar