Selahaddin YILDIRIM

Selahaddin YILDIRIM

Çukura gömülen Kürt baharı

 Bahar mevsimlerin en tatlısıdır. Kürt kültüründe Mart'ın 21'i Newroz, baharın gelişini ifade eder ve en büyük milli bayramdır. Doğrusu Kürdistan'ın rengârenk baharı da bir başkadır. Ancak sözkonusu ettiğimiz bahar bu değildir. Batılıların özellikle bugünlerde bahsettikleri ve görmek istedikleri bir başka bahar var; ondan söz etmeye çalışacağız.

Beş yıl önce bölgemizde bazı diktatörlerin devrilmesiyle sonuçlanan Arap Baharına karşı sert önlemlerle karşı duran ve onu kışa çeviren Batı dünyası, şimdi bir ‘Kürt Baharı' şarkısı mırıldanıyor. Irak Kürdistanı'nı peşpeşe ziyaret eden batılı devlet yetkilileri, Kürtleri, Peşmerge'yi ve Barzani'yi öve öve bitiremiyorlar. Şengal'in ve Kobani'nin IŞİD'den geri alınması sonrası ABD, Kürtlerin IŞİD ile mücadelede en uygun müttefikleri olacağını anladı ve bölgedeki klasik müttefiği Türkiye'yi kızdırmak pahasına da olsa PYD'ye destek verdi.

Batı, Kürtlere büyük bir haksızlığın yapıldığını ancak yüzyıl sonra keşfetti. Tam bir asır önce Sykes-Picot anlaşmasıyla Osmanlı'nın mirasını masa üzerinde cetvelle bölüşen batılılar Kürtleri unutmuşlardı. Sonrası dönemde ise kurdurdukları ulus devletlerin Kürtlere reva gördüğü asimilasyon, sürgün ve katliamlara da Batı sırtını döndü. Ancak Irak'a müdahale arifesinde Kürtler hatırladı. Eh.., batılının kitabında ‘dost kara günde belli olur' mu yazıyordu ki mazlum Kürtler hatırlansın!

Sahi bugün ne oldu ki Kürtler hatırlandı? Kürtlerin bu uzun süreden sonra hatırlanmalarının tek nedeni, batılıların taptığı tanrıdır. Kapitalizmin kitabında tek bir kutsal tanrı var: Çıkar. İşte bugün Kürtlerin hatırlanması bu tanrılarının yüzü suyu hürmetine olmaktadır. Tanrıları, ‘Kürtleri hatırlayın, aksi halde kötü çarpılırsınız' dedi.

Evet, sözü fazla uzatmadan hemen söyleyelim; bölgemizde artık yeni bir Sykes-Pikot anlaşması yürürlükte. İsterseniz siz buna ‘Lavrov-Kerry' anlaşması da diyebilirsiniz. Henüz resmen açıklanmamış olması sebebiyle böyle bir anlaşmanın olmadığını zannetmek en azından saflıktır. Sadece ilgili şahısların açıklamalarına dikkatle bakıldığında bile iki büyük güç arasında bir anlaşmanın olduğu kolayca anlaşılır. Ortada bir anlaşma yoksa eğer; ABD'nin Suriye meselesinde Rusya karşısındaki suskunluğu ile son altı aydan beri Kerry ile Lavrov arasında gerçekleşen yoğun görüşme trafiğinin izahı nasıl yapılabilir?

Evet, bölgedeki birçok devletin bölüneceği anlaşılıyor artık. Bu gerçek açıktan ifade edilmeye de başlandı. ABD Dışişleri Bakanı Jhon Kerry, B planlarının Suriye'de parçalanma olacağını söyledi. İşin aslına bakılırsa Suriye'nin parçalanması ABD'nin B değil, A planıdır. Ama bunu direk ifade etmenin tabii ki bazı sakıncaları olabilir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Riyabkov da, ‘eğer bu model işe yararsa Suriye federal devlet olabilir' diyerek parçalanma planını onayladı.

Bu planının somutlaşması -Allah bilir- bir kaç yılı bulabilir. Öncelikle sahadaki “cihatçı” örgütler tasfiye edilecek. Ardından bu plana direnç gösterebilecek devlet ve hükümetlerin hizaya getirilmesi sağlanacak. Bu arada kara operasyonları için özellikle Kürtler eğitilecek ve silahlandırılacak. Peki IŞİD ve diğer “cihatçı” yapıların etkisiz kılınmasından sonra Kürtlere ne verilecek? İşin burası şimdilik net olmasa da, Irak Kürtlerinin bağımsızlık, Suriye Kürtlerinin de özerklik talebi olduğu belli. Yani planda Kürtler için bir şeyler var. Ama bu Kürtler istiyor diye değil, batılıların işine yarıyor diye olacaktır. Kürtlerin ayrı bir devlet olma isteklerini besleyen iki ana temel etken var. Birincisi; yaşadıkları devletlerdeki kötü durumları. Uğradıkları enva-i türlü haksızlıklar, Kürtlerde hep ‘devletimiz olsaydı bunlar başımıza gelir miydi?' düşüncesini var etti. Türkiye ve diğer yerlerdeki Kürt hareketleri hep bu nedenle doğdular ve bu zeminde büyüdüler.

İkinci sebep, Irak ve Suriye'nin -yaşanan olaylar sebebiyle- bir devlet olmaktan çıkması. Bu devletlerin mevcut durumları, Kürtleri ‘fırsat gelmişken başımızın çaresine bakalım' düşüncesine sevk etmiştir.

Irak Kürdistan'ı zaten fiilen devlet olmuş gibidir. Merkezi Bağdat hükümetinin başarısızlığı Barzani'yi bağımsızlık fikrine sevk eden önemli etkenlerden biridir. Bağımsızlık kararının bu yıl içinde halka sunulacağı bekleniyor.

Türkiye'deki durum ise çok daha problemlidir. Uzun yıllardan beri ülkeyi sarsan şiddet ortamı bir türlü bitmedi. Barış süreci heder edildi. PKK, ABD'nin gazına gelip şehir savaşı başlattı, ama sonuç kocaman bir fiyasko.

PKK, Haziran seçimleri sonrasında elde ettiği siyasi desteği gerçek bir barışa, bir bahara dönüştürme fırsatı yakalamışken, onu çukurlara gömdü. Barış isteyen halk hayal kırıklığına uğradı, yeni acılar yaşadı. Halk net olarak şiddet istemediğini ifade etti. Ve artık bundan sonra PKK halktan eskisi gibi destek bulamayacaktır. PKK kadroları da barışı tesis edebilecek kapasitede olmadıklarını ortaya koydular. Halkın desteğini azaltmasından sonra PKK içinde bir parçalanma da gerçekleşebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar