Değerler Uğruna Direnmek Veya Değerleri Yitirip Dilenmek

Kan, gözyaşı ve yürek yakan acılar… Ortadoğu’nun mazlum Gazze halkının hazin tarihi. Olağan bir yaşamdan mahrum, doğacak günün ardından batmaya, fedaya aday nice Aksa yiğitlerinden hangisinin gideceği endişesi. Gerçi yıllardır yaşanan bu süreç, mazlum Gazze halkını acıyla dost kılmış ve her aileden yiğitler feda olmuş durumda. Nice analar ciğerparelerini bağrına basmayı unutmuş. Çünkü onların bağrında taşıyıp yaşattığı sadece Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa’dır. Ve bu kutsal değer uğrunda, yavrularına taşı ellerine alabildikleri anda mücadele meydanını gösteren, feda olmaya adayların anaları onlar… Kimi anaların bağrında alev alev yanan Özgür Kudüs aşkı sadece yavrusunu feda etmeye yetmiyor, feda olma şerefini de kazandırıyor. Nice Filistinli kadın, bu dava uğruna yalnızlığa razı olmuş, şeref bilmiş ya da eşlerine her günün sabahında son kez bakıyormuşçasına yalnızlığa hazırlanıyor. Ancak onlar aciz olanlardan değil, bilakis düşmanı acziyete düşürmekte mahir ve erkeklerden geri kalmayan mücahideler.  Nice çocuklar yetim, babadan mahrum, ancak babanın değer dolu yolunu sürdürebilmek uğruna büyüme ve direnme telaşında. Oyunları sadece taşlarla, bu da taş kalpli Siyonist azgınlara karşı verecekleri mücadele için hazırlık amaçlı, yoksa Filistinli çocuk oyun oynama lüksüne sahip değil malesef. Onların tek oyunu Aksa’nın özgürlüğü olup bu oyunla doğup bu oyunla büyümekte ve bu oyunla da feda olmaktadırlar. Bu cesaret ruhlara işlemiş Rabbani bir lütuf. Modern silahlara karşı korkmadan ileriye atılan çocuklar, gençler ve eli silahlı yahudinin taşlardan ürküp kaçışı.

Onlar 45 yıldır işgal altında tüm İslam ümmetine ders vermekte. Verilen mücadele kutsal bir değere sahip olduktan sonra, güçsüz olmanın, silahsız olmanın, mazlum olmanın, zillet ve acziyet için bir mazeret olmadığını çok bariz bir tarzda göstermekteler. Dünyadan yüz çevirmiş, Rabbe vasıl olma gününü özlemle bekleyen bu yiğitlerin tek suçları(!), Filistin’in, Gazze’nin, Mescid-i Aksa’nın hayırlı evlatları oluşları. İhanet sahibi zelil insanlar olsa da, onlar evladı oldukları topraklara layık olduğu değeri verebilmek uğruna, onurlu bir direnişle bu acıları tatmakta ve izzete sahip olmaktadırlar.

İşte Gazze, bu aziz evlatları ile onur duymakta ve bu yolda feda olanları, analarının bağrını tadamayan, ona doyamayan bu hayırlı evlatları, bir ana şefkati misali kara toprağının bağrına basmaktadır. Çünkü burası mübarek bir mekan ve değerini bizzat Cenab-ı Haktan almış topraklardır. İnsanlığın kurtuluşu için nebevi misyonu taşımış nice peygamberlerin mücadele sahası oluşu, buranın değerinin bir parçası. Rabbani emir ve yasakların hayat bulması için, şirkin, fesadın, zulmün bu topraklarda yokolup, tevhidin, selametin hakim olması yolunda nice mücadeleye şahittir bu topraklar. Evet burası İslam’ın kutsal topraklarıdır. Yükselişin, Allahu Zülcelal’in lütfuna erebilmenin, miracın mekanıdır. İlk kıble ve Resulün değerini bildirdiği üç mescitten birinin mekanıdır. ‘‘Yolculuk ancak şu üç mescitten birine olur. Benim şu Mescidime, Mescid-i Harama ve Mescid-i Aksa’ya.’’ (Müslim)

Bir başka hadis-i şerifte Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: ‘‘Oraya (Mescid-i Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.’’ (Ebu Davud)

Zeytin, Filistin’in barışı, huzuru, selameti ve özgürlük mücadelesinde en büyük sembol. Zeytin ağaçlarının soluk yeşili altında özgür Kudüs hayaliyle yaşayan mazlum halk için orada namaz kılarak bu aşkı destekleyin. Yok eğer gidemezseniz, bu aşk alevinin sönmemesi için çerağ olan zeytinyağı gönderin. Yani bu aşkı bir nebze de siz alevlendirin. Özgür Kudüs yolunun fedakar yolcularına biraz da sizler yoldaş olun ve bu yolu adımlayın.

Kudüs’ün, tarihindeki 2. işgalinin üzerinden tam 45 yıl geçti. 1967’den beri Kudüs esaret altında ve özgürlüğünü bekliyor. 1099’tan 1187’ye kadar süren 88 yıllık ilk haçlı işgali sürecinde İslam dünyasının yaşadığı hüznü bugün de yaşamak ve öncelikli gündem maddesi haline getirmek gerekir. Prof. Dr. Ahmet AĞIRAKÇA bunu şu ifadelerle anlatmaktadır. ‘‘…Kudüs işgal altında iken bir müslüman nasıl olur da suskun kalabilir? Buna karşı her müslümanın yapabileceği şeyler vardır. Bu konuda yazı yazabilenler yazmalı, söz gücü olanlarımız bunu kitlelere anlatmalı, bunu da yapamıyorsak en azından bu konuda müslümanları uyarmalıyız. Kimse Kudüs’e bigane kalmasın.’’

Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın değerini yüreklerde taşımak gerekir. İşte o zaman Rabbani bir değere sahip olunur ki, Ondan daha büyük değer var mıdır? Unutmayalım ki, değerli olana verilen değerle kişi değer kazanır. Değersiz insanların tek uğraşı, değerden yoksun şeylerle (menfaat, makam, şöhret vs.) oyalanmak ve akibeti, değerli olana karşı gösterdiği ilgisizlik zafiyeti ile daha da değersizleşmektir.

Filistin mücadelesine insanlık değeri ekseninde hayatına malolması pahasına destek veren tarihi örneklerden biri hiç şüphesiz Amerikalı gazeteci bayan Rachel Corie’dir. Aynı inancı taşımadığı, aynı halktan olmadığı halde, insani değerlere yapılan saldırılara sessiz kalamayan bu insan, Filistin halkının destekçisi olduğundan, yine bu mazlum halk gibi buldozerler altında vahşice katledildi. İslami olmasa bile insani değerin anlamını bilen bu Filistin kurbanı, özelde 45 yıl önce Kudüs’ün işgaline ihanet sonucu sebep olan Arap ülkelerine, genelde tüm İslam ümmetine çok büyük bir ibret tablosudur. Sınır tanımayan İsrail vahşeti, en büyük destekçisi olan Amerika’nın kendi halkından bile olsa, Filistin halkına yapılan desteğe karşı acımasızca sahneye çıkmaktadır. Mavi Marmara da bu konuda en yakın ve canlı tanıktır.

 Bu olaylarda insaniyet noktasında bir karşı duruş sergilenirken, müslümanlar için sorumluluk hem insani hem de islami boyutuyla ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle Kudüs erlerinin mücadelesine bigane kalmanın vebali daha da ağırlaşmaktadır.

            Muharrem ayında şu Kerbela ve Aşura günlerinde, yoksulluğa, açlığa ve her türlü baskıya rağmen Hüseyni bir tavırla direnenler, zalime su diye yalvarmaktan haya eden Hüseyin’in varisleri olarak tavizden kaçınmakta, ümmetin yüzakı olmaya devam etmektedirler. Şehid Ayetullah Murtaza Mutahhari şöyle diyordu; “Eğer Hz. Hüseyin bugün yaşasaydı ve aramızda olsaydı, vereceği mücadele Filisin davası için olacaktı.”

Ama Kerbela’da Hz. Hüseyin’e dünyalıklar, makam ve mevki uğruna sırt çevirenler, Onu yalnız bırakanlar, hatta karşı safta savaşan İbn-i Sad zihniyetliler de her daim varolmaya devam edeceklerdir. Tarih birçok örnekleriyle doludur. Şeyh Said’i terk eden, ihanet edenlerin zillet ve sefaleti de yakın tarihimizin ibretlik hakikatleridir. Bilinmelidir ki İslam’ı dert edinen ve bu yolda bedel ödeyenlerle, dünya endişeleri ile yüce davayı terk edenler arasında daima izzet ve zillet tabloları yaşanacaktır. Ölüm mukadderdir ve kimse kaçamayacaktır. Ama bahtiyar olanlar bu ölüme izzetle giderken, bedbaht olanlar zilletle gitmektedirler.  

Direniş bilinciyle aşılanmış özgür Kudüs aşıklarının mücadelesinin müjdesi olan şu hadis bir gün gerçekleşecektir inşallah.

‘‘Ümmetimden bir grup sürekli hak üzere hareket edecek, düşmanlarına üstün geleceklerdir. Allah’ın emri gelinceye kadar (onların bu cihadları devam eder), kendilerine muhalefet edenlerin muhalefetleri onlara zarar vermez.’’ ‘‘Onlar nerededirler ya Resulullah?’’ diye soruldu. O da şöyle buyurdu:‘‘Beyt’ül Makdis’te (Kudüs’te) ve Beyt’ül Makdis’in (Kudüs’ün)  çevresindeki bölgelerde.’’ (Ahmet Bin Hanbel, Ebu Umame’den rivayet etmiştir.)   

 İşte değer tanıyanların, değerlerini şaşırmış karakterlerle yol ayırımı. Yani değerler uğruna direnenlerin izzeti ve zillet şemsiyesi altında izzet damlalarından korunarak değer yitiren zillet dilencileri.

Hiç değer bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar