Diyarbakırlı 'yeter' diyor

Diyarbakırlı, yıkılmış evinin balkonundan bağırıp, çağırıyor kendi şivesiyle: “Hadê oğlum hadê. Çekin bu rezilliği çekin. Burnunuz yanmıyor mu oğlum? Ulan bu nedir ulan? Bu nedir oğlum? Ne istiyorsunuz bu milletten? Burnunuz yanmıyor. Evimizi yıktılar. Canımızı aldılar. Yeter ulan. Ne istiyorsunuz?”

İyice sinirlenmiş. Gelinen psikolojik durumu özetler nitelikte bir haykırış. Belki geç kalınmış bir feryat. Çoktan beri yapılması gereken bir çağrı. Çünkü bölge halkı bu durumdan çok daha feci durumlar yaşadı.

PKK, Kürt milletinin ancak ve ancak baskı ve şiddet ile hizaya gelebileceği sosyolojik teşhisiyle hareket etmektedir. Onların üst akıllarına göre; “Eğer Kürtlere istediğini yaptırmak istiyorsan, o zaman öldürüp, keseceksin.”

“Kısacası Kürtleri öldürmezsen kesinlikle sana itaat etmezler. Zaten Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana Kürtlere baskı ve şiddet uygulayarak onları hizaya getirdi. Bizler de aynısını yapmalıyız ki istenilen sonucu elde edelim.”

İşte kuruluş felsefesi bu son derece tehlikeli teşhis olan PKK, yıllar yılı silahı hep bir çözüm aracı olarak gördü. Tabi bu arada olan zavallı Kürtlere oldu. Bazen tekli bazen de çoklu olarak kıyımdan geçirildiler. Kürtler, geçmişlerinde olmayan kadın, çoluk, çocuk ve yaşlı toplu katliamlarına şahit oldular.

Kürtler şok geçirdi. Bu güne kadar hep başkaları tarafından katledilmişlerdi. Ama şimdi birileri çıkıp, onları kurtarma adına yine onları katlediyordu. Bir süre sonra PKK'nin istediği kıvama geldiler. Yani sus pus olup, kalıplarına çekildiler, konuşmadılar. Hep içlerine attılar.

PKK yaptıklarının yanına kâr kaldığını gördükçe, halkın üzerine üzerine gitti. Her geçen gün öldürmeye devam etti. “Ben onları öldürmezsem tılsımım bozulur, oluşturduğum korku ortamı kaybolur.” endişesiyle vurmaya, öldürmeye devam etti.

Öyle ki Kürtler, 1925 hariç belki de tarihinin en ağır katliamlarını yaşıyordular. Ama bu kez bir farklılık vardı ortada. Katliamı yapanlar kendilerindendi. Ben katliam diyorum ya, abartmıyorum. Yaşananlar kelimenin tam anlamıyla bir katliamdı. İşte size birkaç örnek:

*22 Ocak 1987: Hakkâri'nin Uludere İlçesi Ortabağ Köyünde 8 köylü öldürüldü.

*20 Haziran 1987: Mardin'in Ömerli İlçesi Pınarcık köyünde 16 çocuk, 6 kadın ve 8 erkek olmak üzere toplam 30 sivil vatandaş öldürüldü.

*08 Temmuz 1987: Şırnak'ın İdil İlçesi Peçenek Köyünde kadın ve çocuklar dâhil toplam 16 köylü öldürüldü.

*09 Mayıs 1988: Mardin'in Nusaybin ilçesi Taşköyü'nün Behmenin mezrasında bir aileden 8'i çocuk, 2'si kadın 11 kişi öldürüldü, 2 çocuk ise ağır yaralandı.

*26 Kasım 1989: Hakkâri ili Yüksekova ilçesine bağlı İkiyaka köyünde 21 kişi öldürüldü, 9 vatandaş kaçırıldı.

*11 Haziran 1990: PKK Şırnak'ın Çevrimli köyünde 27 kişiyi öldürdü. Ölenlerden 12'sinin çocuk, 7'sinin de kadın olduğu açıklandı.

*27 Haziran 1992: Silvan'ın Yolaç köyünde PKK'liler cami bastı. Camide namaz kılan vatandaşları dışarı çıkarıp kurşuna dizdi. 10 vatandaş hayatını kaybetti.

Görüldüğü üzere yapılan eylemlerde hiçbir kutsal gözetilmiyordu. Kürtler hiç de alışık olmadıkları ve kendilerince “Onursuzluk” olarak adlandırılabilecek eylem türleri ile karşı karşıya kaldılar. Belki PKK ilk etapta istediği sonucu aldı. Ama gelinen nokta bumerangın kendilerine döndüğünü gösteriyor.

Anlaşılan o ki PKK halkın biriken öfkesine maruz kalmış durumdadır. Diyarbakırlı vatandaşın feryadı bu durumu gözler önüne seriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.