Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Yarının tarihini okumak

Tarih; insanoğlu ve macerasını yer ve zamana bağlı olarak okuyabilme bilimidir. Üç çeşit tarihle muhatabız ki devlet, millet ve siyasi hareketlerin bekası da bunları okuyabilme ferasetlerindedir. Bunlar; “dün, bu gün ve yarınlarımızın” tarihidir.

Sultan-ı Kâinat, bu tarihleri zinhar okumamızı, anlamamızı emrediyor. Bu günkü İslam âleminin önemli bir sıkıntısı; “dünün tarihini” okuyamaması onu manevi muhafazaya alıp “dokunulmaz” yapması dolayısıyla da ibret almamasıdır. Rabbimiz ise; “De ki: ‘Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonları nasıl olmuş' bir görün!” buyurmaktadır(En'am: 11).Benzer başka ayetler de vardır. (Rum-42,Ali İmran 137).

Malum birileri; her haltı işleyecek, hakikatin ve mazlumların anasını ağlatacak;” bize de “konuşmayın, ayıptır, günahtır, fitnedir” vasiyetini bırakacak!” Olmaz! Geçmişten ders çıkarma adına; “Bize düşen borç atalardan/Tarihi temizlemek Sahte kahramanlardan” (NFK).

Tarihimiz; Asr-ı Saadet dışında kirlilik yorgunudur. Her şerri hayra yora yora –neredeyse hayırları unuttuk. Kimi ülkeler; Osmanlıyı arkadan vuran, Haçlıyla dem çeken liderlerin “sahte destan, anıt veya yazıtlarıyla” dolu.

Muteber öncülerimiz soykırıma uğratılırken bizlere öğretilen; “..Cennetîne hem qatil u hem qetîl”(…Vurulan da Vuran da Cennetliktir). Hakikat ile savaşana, hakikat hazinesinden endüljans vizesi! Katiline aşık olma; Stokholm Sendromu'ndan önce Şam Sendromunu başlatmışız.

Yaşadığımız anın tarihi; en az zararla kurtarmamız gereken tarihtir. Dünün tarihinden dersler çıkarmak, günümüzün istikrarı ve yarınlarımızın inşası için önemlidir. Rabbimiz; “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar, Allah'ın düşmanı, sizin düşmanlarınızı, bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın..”(Enfal: 60).

Dünün “atı; Hılf'ulfüdul'u” bu günün ticareti, tankı, füzeleri; kurumları, STK'larıdır. Cumhurbaşkanının; “Arap-Türk Akademik Toplantısı'ndaki” konuşması manidardı. “..vuran da vurulan da Allah'u Ekber diyor. Böyle bir yere varamayız..” demişti.

Ümmet; dayanılması zor acılar çekiyor. Sessiz çoğunluğumuzun naaşları sahillere vururken, diğer ucu Avrupa varoşlarına ulaştı. Fûzulî'nin deyimiyle; “Dost bi-vefa, felek bi-rahm, devran bi-sukün/Dert çok, hem-dert yok, düşman kavi, tali' zebun.”

Günümüzün manzarası ortada. Tefrika bizi perişan etmiş. Osmanlıdan sonra her alanda hep yenilmişiz. Afganistan'ın Ruslar tarafından işgal edildiği 1979'dan sonra da cihad veya direniş cephesi olarak zuhur eden tüm kurtuluş yapılanmalarımız, istenen sonuca bir türlü varamamıştır.

Dünyanın en büyük askeri gücünü yenen Afgan Mücahitleri zaferden sonra tevhidi oluşturamadılar. “Mü'minler ancak kardeştir..” ilkesine rağmen, küfre çevirdikleri namluları, bir anda ve rahatlıkla birbirlerine çevirebildiler.

Filistinde; dünyanın en büyük fitnesini bunaltan mazlumlar; defalarca birbirlerine girdiler. Hamas'ın meşru hükümeti; FKÖ-Arafat ve avenesi tarafından çalışamaz hale getirildi; vekil ve bakanları hapsedildi. Yetmedi Gazze'nin bağımsızlık çıkışı, açlığa mahkum edildi; bölge, açık bir hapishaneye çevrildi.

Müslüman ülkeleri; tüm kutsallara rağmen, Müslümanca yaşamı, Batı değerleri adına ezen tiranlar, monarklar yönetiyor. Basılmış duyguları aşarak çıkabilen cihad cepheleri; zulmü kaldırma hesabıyla başta kardeşlerini yakıyor sonra bumerang gibi dönerek kendilerini de yakıyor.

Cihaddan(!?) yeterince nemalanan dünyanın hakimi Haçlılar; bu yüzden kara savaşına girmeye gerek bile görmemiş; cihaddan(!?) nemalanmıştır. Böylece, kimi mücahidler(!); -bilerek veya bilmeyerek- “Batı'nın kara gücünü” oluşturmuştur.

Mısır'da iyimser Müslüman anlayışları dahi tekfir eden Selefi Cephesi; Mursi'nin iktidarı dururken, Müslüman katili darbeci Sisi'nin safında boy gösterebilmiştir. İslami ilim ve irfanın merkezi olan Ezher'in şeyhi de bundan geri kalmamıştır.

Bizdeki paralel, yatay, dikey ve yamuk hareketler de az değil hani!

Yukarıda saydığımız bunalım ve gaflet örneklerini çoğaltmak mümkün olsa da bu alanda da yolun sonu görünüyor. Çile mekteplerimiz arttıkça; bizi tevhide yaklaştıran tecrübe ve çıkaracağımız dersler de artıyor. Çiğnenen, rencide olan her değerimiz; bize bunları öğretti, öğretiyor.

Artık öğrendik: Ne hesap yaparsak yapalım, Sultan-ı Kâinat, kendi bildiğini yapıyor. Bizden de kardeşlik, tevhid, dayanışmayı istiyor, emrediyor.

Bugün, düne göre daha güçlü ve kardeşliğe yakınız. Taban, tavanı zorluyor. Zorlu tornadan geçen postmodern çağın yeni mü'mini; soruyor, soruşturuyor; sorguluyor. Dedesinin, hatta babasının “kardeş kanına bulaşmış destanının nakaratlarını” tekrarlamak istemiyor. Bizler de işte bu yeni nesli anlamak, duymak zorundayız.

Devir; İslam'ın mevziden çıkış süreci, Bilallerin “ezan” vaktidir.

Cemaat, siyasi veya sosyal çevreler; Hakk'a karşı direnmemeli, teslimi silah etmelidir. Bilinmelidir ki “ders/tefekkür halkalarında;” kendi dışındaki kardeşlerine kapı açmayan, onları dualarına ortak etmeyen; İslamı değil kendini anlatan her kesim ötekileştiriyor; beyaz ve zenci türetiyor. Ötekileştirenler de “zafere erseler de kendi zehrini, düşmanını” da yine kendisi türetiyor. Bunu yukarıdaki örneklerimizde fazlasıyla söyledik.

Yarınlarımızın tarihine gelince; Batı dünyası, her alanda tükenişe doğru gidiyor. Teknolojide üretse de sosyal ve siyasi alanlarda hızla itibarsızlaşıyor. Barbar dedikleri, hatta ürktükleri Türkiye'ye vize uygulamamayı düşünmeleri; “yakın gelecekte, Müslümanlara muhtaç olacaklarının, artık tükendiklerinin, fukaralaştıklarının” net delilidir.

Frengistan diyarlarında artık lüks ve saltanat bitiyor. Bu yüzden, tüm değerlerini çiğneyerek hırçınlaşıyorlar; BM, Adalet Divanı, NATO gibi kurumları birer cellada dönüştürebiliyorlar. İnsanlıktan istifa eden Batı, maddi kalkınmışlıktan da istifa etmektedir. Kimse Batı'dan medeniyet ve merhamet adına bir şey beklemesin; daha da agresifleşecektir.

Bu günlerimizin felâketlerini yarınların rahmetine çevirebilme fırsatlarının arefesindeyiz. Bunun için de dünyayı yeniden keşfetmemize gerek de yoktur.

İslamın çağrısını duymamız, ona teslim olmamız yetecektir. Kendimize değil, insanları o “nûr çeşmesine” çağıralım. O çeşmenin zehri bile şifadır. İslam'da; bize de gayrısına da yetecek güzellikler vardır.

Müslümanlar olarak dramların hep tekrarını yaşadık. Artık tersine çevirme imkânımız da vardır. “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar/ ibret alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?”

Artık görüyoruz; Dünya, 5'ten büyümeye doğru yol almaktadır. “NÛR; tamamlanmak için” silkinmektedir. Akıllı tacir; kârlı olana yönelir;  “Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse Allah; kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu', Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. (Maide 54)

Bizden söylemesi. Dua ile!

Önceki ve Sonraki Yazılar