Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Dün Konuşmak Bu Gün Susmak!

 “Birini görecek olursan; -Ben, Rahman'a SUSMA ORUCU adadım, bu gün hiçbir insanla konuşmayacağım- de!” (Meryem 26)

Ayetteki Susma Orucu; Meryem Annemize salık verilen bir İlahi inayet, bir savunma mekanizmasıdır. Meryem sustu; nihayet Mesih'in masumiyetini taşıyan Çocuk, müfterilerin yüzüne hakikati haykırdı ve “zaten Batıl zail olmaya da mahkûmdu.”

Genelde dünya Müslümanları, özelde de Türkiye Müslümanları olarak -Meryem'inkine benzemese de- sosyal ve özellikle de siyasal alanda “susma orucuna” tutulmuşuz. Bu bir kader değil, kendi tercihimizdir.

Acı olsa, bazı kardeşlerim yanlış da anlasa ve anlatsa da, zülf-ü yâre dokunmaya çalışacağız. Kusura kalmayın.

Dünün Eski Türkiye'si(28 Şubat Süreci)'nde; çok şey oldu. Tümü de zor, hukuksuz ayrıca cahilane ve zalimceydi. Sessiz çoğunluk susmadı, imanını, direncini ve dirilişini biledi; kişilik buldu; Rabb'ine yaklaştı; sağdan ve soldan yanaşan türlü Şeytanları teşhis etti ve kendi vicdanında mahkûm etti.  Bakalım;

*İHL ve Tesettür protestolarında; can, mal, namus güvencesinin teminatı olan devlet,  nice kanunsuzluk ve zorbalıklar yaptı. Sadece İstanbul'da bine yakın öğrenci okuldan atıldı; vicdanını çiğnemeyen savcı ve hâkimler mağdur edildi.

“İstanbul'dan Ankara'ya; oradan Doğu illerine kadar “sivil insanlar zinciri” oluşturuldu.

Baskılar halkı kenetledi. Kardeşlik ve Ümmet bilinci şer odakları çıldırtırken; dindar safların arasında, aniden beliren haşhaş kokusuyla cem olan birileri; yaraya tuz-biber ekerek Kur'an'ın emrine; “furuattır” dedi. Yetmedi, safları bölme adına; “bunlar fitne çıkarıyor, maşa olmayın..” deyiverdi.

Mücadele belki “tapesizdi” ama sinsi, “şantaj ve montajlarla” doluydu. Halk yılmadı, kararlılık arttı, Ulusalcı/Kemalist cephe; ittifak üzerine ittifaklar kuruyor; “bin yıl sürmek” istiyor ancak “çatı” tutmuyor aksine çatırdıyordu. İşte bu hengâmede; “bir gençlik Asım'ın Nesline” adeta “Bedir Ehline” dönüşüyordu.

Dindarlığın sorgulandığı bu dönemde, “okuma-yazma; anne-kız el ele..” gibi kurslarda bile “hafız hanımlar” türedi.

Basın ve hükümetler, tüm olanlara kör-sağır oldukça; “fısıltı gazetesi” olanları, şer güçlerin aleyhine, misliyle yaymaktaydı.

Uygulanan her hukuksuzluk karşısında haykıran on binlerin ayak sesleriyle sokaklar ısınıyordu.

Halk direndi, konuştu, kazandı:

Direnişler sonuç verdi; Merhum Erbakan'ın başarısını istemeyenler, “Suhtesi Erdoğan'ın” gelişini engelleyemediler. Bu; kişilerin değil, halkın haklı direnişinin bir kazanımıydı. Muhafazakârlar iktidar oldu, halk kazanmıştı. Darbeciler; artık köşeye sıkışmış, şer cephesi halkın ağır şamarını yediğinden; saldırı değil, savunma bile yapamaz hale gelmişti.

Eski Türkiye'nin Yeni'ye dönüşmesinde; bedel ödemiş rahmetle anılan geçmişteki siyasilerin; Erdoğan'ın kararlılık ve karizmasının payı inkâr edilemez ancak bu, mağdur ve muhafazakar kesimin kümülatif bir başarısıydı.

Kürtlerin üzerinden Türkiye'yi Suriye'ye çevirmek isteyen Ulusalcıların tüm tehditlerine rağmen; “cami cemaatini oluşturmaya çalışırken” Silvan'ın Susa köyü camii içinde,1992'de taranan 15 Muvahhit'in metaneti, şehit edilen 10 cıvanın bedeli -ki bunlardan Zeki Fidancı henüz 12'sindeydi- saygı ve minnetle anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Kıt imkânlarıyla; paralel, ulusal ve uluslararası komplolara karşı “geleneği, imanın hakikatlerini, Şark insanını” korumaya çalışan Mustaz'afların, Yeni Türkiye'de payları büyüktür.

Ne oldu?

Nihayetinde görülen şuydu; yıllarca horlanan, dışlanan kesim, bir anda muktedir oldu. Dünün masumlarını sorgulayanlar, artık sorgulandılar; hesap verdiler, belki de veremediler. Bu arada; kimi zeminlerde de kurunun yanında yine yaş da yanıyordu.

Hâkim tepelere; “sağdan yanaşan şeytan(lar)ın telkinleri” ile oluşturulan kanaat; “alnı secdeye gidenden zarar gelmez” şeklindeydi. Kısacası Paralel, mükemmel ve milimetrik işlemekteydi. Dün cami yolunda aranan suçlu; bu kez, “bürokrasi ve apoletlerde” arandı! P-EMASYA senaryolarıyla, ”Tek Türkiye'nin Şevkat Tepelerinde” yaman işler çıkarılıyordu. Av gafil, avcı yamandı. Kıtalar ötesindeki derin tecrübe ve Üst Akıl hesapları, ayet ve hadislerle bezenmişti.

Belli ki “Öteler” bu kez; köhnemiş “Ulusalcı/Kemalistler” yerine, İslamî(!) cilalı yaren istemekteydi. Hepimiz şaşkın ve çaresizdik.

Zulüm payidar olamayacaktı; “Dostlar” da yakayı ele verdi. Derken; asıl Statüko'nun çarkı da işliyordu gibi. Dinsize karşı din; dine karşı yine din! İyi iş doğrusu!

Sonuç: Kurulduğu günden beri halkla barışık olmayan ve hala benimsenemeyen asıl statüko; ağırlıklarından kurtuluyordu; tasfiye ediyordu. Şoför değişti, hem de bizden biri ancak çaresiz; araç ve güzergâh aynı.

Acıklı Olan: Hala, “Dün, Kemalis+Ulusalcılar, dindarlığım için beni dışlıyordu; bu gün de dindarlar(?) beni dışlıyor; kendimi anlayamıyorum..!” diyen dünün çilekeşleri var. Bu işte çelişki büyük; Allah'ın yakalaması çetin olmadan herkes kendini sorgulasın!

“En ücra varoşlarda –duyulmayı, görülmeyi bekleyen ve hak eden- tertemiz yürekler vardır!” Yüksekova'da gündüz, emniyet birimlerinin gözleri önünde şehit edilen Ubeydullah Durna; Amed'in derinlerinde, meydan linçi ile şehit edilen Yasinlerin varisleri ve niceleri gibi.

28 Şubat Sürecinde; zor zamanda Hakk'ı yaşadıkları için “itikatları bozuk(?!)” diye görevden ihraç edilen ve hala adalet bekleyen İmamlar gibi. Yönetiyorsan, duyacaksın, göreceksin!

Susma orucu: Dindar kesim esasen sükûnet adına zehir içti, acısını yüreğine gömdü, zırvalarda dahi keramet aramaya çalıştı. Yetti gayri, sabırlar tükeniyor.

Vekil listeleri belirlenirken; “fazlalık, yanlış adam” denilen kimileri dışlandı, genelde de isabet edildi ancak; yanlışların yücelttiği, imkân tanıdığı sülükler” hala kimi kurumların başında ve etkindirler. Ayağına gidilmeyecek, yüzü dahi görülmeyecek kişiler var. Bunlar oldukça da halk ile iktidarın kaynaşması da imkânsız.

Erdoğan elbette ciddi bir kazanım, görünen düşmanlarına terkedilmeyecek bir karizmadır ancak; “halkın ve bölgenin gittikçe daha gür duyduğu, sahiplendiği ama iktidar(lar)ın ısrarla ve inatla duyamadığı, ötelediği dindarların, Ümmeti ve beraberliği savunan onurlu duruşlarına; eşkıyanın insafına terkedilmiş görüntüsü veren masum halkın büyüyen umutsuzluğuna; bunların yüreğine işlemekte olan şaki korkusuna ne isim vereceğiz? Bütün bunlar tesadüf mü? Görülmüyor, duyulmuyor mu acaba(!?)

Düşünebiliyor muyuz; ikinci yargılama hakkıyla, iktidarın inayetine mazhar olamayan renk ve çevre kalmadı, Şarkın Mustaz'afları hariç!

Artık susma orucu, karşılıksız bir sevda gibi gına veriyor, yüreğe dokunuyor. İnsanlar, her olanı hayra yoramıyor.

Artık, Şarkın mazlumları; “birileri, bizlere affetmek istemediği cezalar kesmiş, tüm olanlar planlı ve bilinçli oluyor; Allah'ın rızasını arayan iktidar nerde?” diye sorguluyor. Bu feryat; Allah aşkına, birlik beraberlik adına zinhar duyulmalıdır.

Seçim var; Mustaz'af mazlum kafalar karışık. Hep zenci seçilmek, birilerinin kaderi olmamalı! Türkiye'de tasfiyeler hep süregelmiş ancak mazlumların duasıyla gelmiş bir iktidarın; Paralellerin mahkûm ettiği mazlumları duymaması acıklı ve düşündürücü!

Her bayramda; “Bayram gelmiş neyime!” diyen mazlumların “Ahı” felaket getirmez mi? Kimse; geniş halk kitlelerini; hele hele her çeşit zokayı yemiş olan Doğu halkını çantada keklik sanmasın! Kürdün “dindarı” da “gayrısı” da ağır bedeller ödemiş ve ödüyor. İktidar(lar)ın bir tercih yapması gerekmedi mi  gayri? Bu derde ne derler?

Etkili ve yetkili çevreler; Tevhit, asayiş ve kardeşliğin teminatı olan Mustazaflarla bir şekilde uzlaşmalı, açık görüşmeli, beyan etmelidir. Muhafazakâr kadrolara rağmen; “tüm yollara takoz koyulur, hendekler kazılırsa; dünün zor şartlarında Hakk'ı konuşan mazlumlar, bu gün de elbet konuşmaya” devam edeceklerdir.

Ortada Hz Meryem olmadığına göre de “susma orucunun bozulması” farz-ı ayn olmaz mı? Rabbim bu Memleketi, Milleti ve Tevhidi muhafaza eylesin!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.