Emperyalist-işbirlikçi darbe girişimi

15 Temmuz, sadece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil, Osmanlı da dahil olmak üzere bu coğrafyada girişilen en kanlı, en acımasız ve ahlaksızca darbe girişimidir.

Emperyalistlerle işbirliği içerisinde olması münasebeti ile de kendi ülkesine ve kendi insanına karşı bir işgal girişimidir.

Darbenin dış bağlantılı olup olmadığını sorgulamayı abesle iştigal olarak değerlendirdiğimi özellikle belirtmek isterim.

Kırk yıllık bir proje hareketi olan bu hain çete yapılanmasının tek başına böyle bir girişime kalkışması mümkün değildir.

NATO üyesi bir ülkenin ordusunda bu ölçekte bir yapılanmanın varlığına müsaade edilmeyeceği de açıktır.

Bu konuda “Her yerde darbe olur ama Amerika'da olmaz, çünkü Amerika'da bir Amerikan büyükelçiliği yoktur.” sözünü tek başına hatırlatmayı yeterli görüyorum.

Bu hayasızca darbe girişimi ve sonrasında yaşananlarla alakalı elbette daha çok şey söylenecek, yazılacak ve çizilecek.

Ancak kayıtlara geçmesi bakımından şu hususların altının çizilmesinde yarar görüyorum:

Bu şeytani girişimin akamete uğratılmasında birçok faktör etkili olmuştur.

En büyük faktör ise, tankları durduran ve ölümü pahasına meydanlardan ayrılmayan bizatihi halkın kendisi olmuştur.

Yüz yıllık aleyhteki bütün çabalara rağmen, manevi dinamiklerin bu halkın üzerinde ne kadar etkili ve belirleyici olduğu “sela ve ezan” şiarıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Görünüşte memelekete ve millete hizmet eden sözüm ona bir hizmet hareketinin nasıl bir vahşet örgütü olduğu bütün çıplaklığı ile deşifre olmuştur.

Kendisine teslim edilen gencecik çocukları birer ölüm makinesine dönüştüren ve insanları Allah adıyla kandıran hoca kılıklı bir şarlatanın sefil ve hain yüzü açığa çıkmıştır.

İçeride bu darbeye ümit bağlayan kesimlerin birbirine zıt gibi görünmekle beraber nasıl bir işbirliği içinde oldukları ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Üstelik darbe girişimine karşı yapılan gösterilerde bu kesimlerin yer almamaları da iyot gibi açığa çıkmalarına vesile olmuştur.

Bu yönü itibarı ile darbe karşıtı bir cephe de oluşmuş ve bu cephe, bünyesinde barındırdığı zıtlıklarla birlikte bir “Namuslular Cephesi”ne dönüşmüştür.

Özellikle İstanbul'da katıldığım meydan etkinliklerinde şahit olduğum manzaralar, kişisel anlamda halkın değişik katmanlarına bakış açımı ciddi oranda etkilemiştir.

Evet, bu darbe bir milattır...

İslam'ın aziz değerlerini istismar ederek insanımızın algılarını kirletmek suretiyle, İslami değerleri küresel emperyalizme payanda kılmaya çalışan çağımızın bu çok tehlikeli “Dirar Hareketi”nin hem deşifre olması hem de şimdilik durdurulabilmiş olması, başlı başına bir milattır.

Zira dış güçler ne kadar şerir olursa olsun, içte kullanabilecekleri taşeron yapı bulamazlarsa orayı tahrip etmeleri çok zor hatta imkansızdır.

HÜDA PAR olarak bizler de bu emperyalist-işbirlikçi darbe teşebbüsü ve işgal girişimine karşı tarihsel bir duruş ve direniş sergiledik ve sergilemeye de devam ediyoruz hamdolsun.

Darbe girişiminin akamete uğratılması sonrasında meydanlara toplanan kalabalıklara hitap ederek, darbe girişimine karşı çıkan ruhun yanlış mecralara taşınmamasına dikkatleri çekmeye çalıştık.

Bu kapsamda zafere giden sürecin sadece tek bir halkın değil, bütün halkların desteği ve fedakarlığı ile gerçekleştiği ve bu halkların cümlesine bir isim konulması gerekiyorsa bunun da “İslam Milleti” olması gerektiğini açık açık dile getirdik.

Ayrıca küresel vesayete ve kapı kullarına karşı çıkarken darbecilikte mahir olan başka bir iç vesayetin söylem ve argümanlarına meşruiyet kazandırılmaması gerektiğine dikkat çektik.

Sistemin bizatihi kendisinin yapılanma ve kurgulanma biçiminin darbeye ve darbeciliğe giden süreçleri beslediğini en üst perdeden dile getirdik.

Darbe girişimine karşı çıkan kesim, tek bir kesim olmadığı gibi bu kesimlerin mutabakat metni de tekçiliği, tektipçiliği ve ideolojik bağnazlığı dayatıcı olmamalıdır.

Bu hayasızca girişimi, bu sistemle yüzleşme ve karşımıza çıkan bu tarihi fırsattan istifade ile sistemi halkın inanç ve değerleri doğrultusunda yeniden tanımlamaya dönüştürmezsek başka bir tuzağa girmiş oluruz.

Evet bu adımlar doğrultusunda bir anlayış oluşursa şayet, meydanlarda sık sık okuduğum İbrahim Hakkı hazretlerinin şu muştusuna nail olacağız inşaallah:

“Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler;

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!”

Önceki ve Sonraki Yazılar