M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

Garip bir İslam ittifakı hikâyesi

İslam ümmetinin kamplara ayrıldığı bir dönemde, her geçen gün yeni tehlikeli hamleler gelmeye devam ediyor. Her bir aktör kendisini merkeze alarak, siyasal ve askeri denklemleri dizayn etmeye çalışıyor. En son, Suudi Arabistan'ın ilk etapta kulağa hoş gelen; ama aslında “akıllara zarar” bir açıklaması oldu. Suudi Arabistan'ın hafta başında açıkladığı ve Türkiye dâhil 34 ülkeyi kapsayan ‘Teröre karşı İslam ittifakı' adlı askeri bir koalisyondan bahsedildi.

Açıklanan bu askeri koalisyon, İslam ümmeti içerisinde derin bir hendek kazma anlamında olup,  tarihi bir yıkıma kapı aralayacak bir potansiyele sahiptir. Basında bu birlikteliğe/ ittifaka katılacak olan birçok irili ve ufaklı ülke listesi yayınlandı. Ama her geçen gün durum daha da netleşiyor. Birçok ülkenin aslında bu oluşumdan resmi bir davet vasıtasıyla haberdar olmadıkları görülüyor. Yine bazı ülkeler destek açıklaması yaparken, aslında fiili-askeri anlamda değil, sadece teorik olarak bu oluşuma destek verdikleri gerçeği ortaya çıkıyor. Hatta merkeze konulan kilit ülkelerin bile, Suudi Arabistan'ın ön ayak olduğu bu oluşuma askeri anlamda iştirak etmeyecekleri ve asker vermeyecekleri yönünde açıklamaları var. Suudi Arabistan, değişen dengelerde güçlü bir şekilde söz sahibi olmak için bu adımı atarken, kabul görmesi halinde; İslam ümmeti arasında sıcak ve kapsamlı, mezhebi saikleri de içerisinde barındıran bir süreci başlatma olasılığının yanı sıra, İslam ümmetinin soğuk savaşını başlatacağına kesin gözü ile bakılmaktadır.

İki kutuplu ve her birisi emperyalist bir blokta yer alan ve emperyalist blokun uzantısı olan ikiye ayrılmış bir ümmet inşa edilmek istenmektedir.

İran, strateji ve politikalarını Şii blokunu oluşturmak üzere konumlandırmıştır. Mezhep savaşları fitnesine sebep olabilecek bir politika izlemektedir. Şu an İran, Irak, Suriye ile Lübnan'ın yanı sıra; Yemen, Bahreyn, Pakistan ve Afganistan'daki Şii oluşumları tek parça olarak düşünebiliriz. Irak ordusunu idare eden İran, Suriye'de de savaşın en önemli aktörüdür. Lübnan ve Yemen'deki Şii oluşumlar, İran'ın kontrol ve komutası altındadır. Çatışmalarda buralara İran'ın askeri unsurlarının destek verdiği artık bir sır değildir. Bir yandan Şii blok oluşturulurken, İslam ümmeti içerisindeki hendekler de gittikçe derinleşmektedir. İran, Şii eksenini Rusya'ya ve belki ileride Çin'in de aktif olarak katılacağı eksene eklemlerken, Ümmetin geri kalanının durumunu pek de dikkate almıyor. Yani İran'ın bütün politikaları, Şii blokunu oluşturma ve Rusya blokunun şemsiyesi altına sokma etrafındadır. Bu strateji,  Sünni âleminde de benzer bir oluşumu tetiklemektedir. Suriye, Yemen ve Irak'ta İran'ın öncü olduğu savaşta, farklı ülkelerden Şiiler savaşmaktadır. Örneğin Suriye sahasında; İran, Irak, Pakistan, Afganistan ve diğer yerlerden gelen Şii unsurlar savaşmaktadır.  Ortada böyle bir tablo var iken ve Suudilerin başını çekmek istediği askeri oluşum Şiileri içermediğine göre; oluşturulmak istenen yeni oluşumun, Sünni eksende olacağı rahatlıkla söylenebilir. Peki, bu oluşum kime karşı savaşacak? “Terörist unsurlara karşı savaşacak”, şeklinde bir açıklama yapılsa da, “kime göre terörist” sorusu akla gelmektedir? Herkesin kendisi dışındaki devletleşmemiş unsurları terörist saydığı bir zeminde, teröristliğin ölçüsü ne olacak? Kime göre terörist? “Birisinin teröristi, diğerinin kahramanıdır” gerçeğini nereye koyacağız?

Geçek şu ki, bu koalisyon Şii bloka karşı inşa edilmek istenmektedir. Hedefte ise; bir yandan Şiiler, diğer tarafta ise, Sünni alemde anti emperyalist olan ve dünya istikbarına meydan okuyan hareket ve oluşumlardır. İslam ümmetinin izzeti için ayağa kalkacak olan her hareket, terörist ilan edilebilir ve bu birlik eli ile yok edilebilir. Böyle bir askeri koalisyon, her açıdan felaket olur. Yine her ülke bu birliktelikten farklı beklentilere sahip olacağı için, kendi çıkarları doğrultusunda icraat bekleyecektir.

Özellikle Suriye sahasında “yetmiş yedi milletten” Şii'nin gelip savaştığı düşünülürse, böyle bir yapılanma mezhep savaşını başlatabilir. Çok hassas olan Suriye zemininde bir “oldubitti”ye getirilerek Türkiye ve İran'ın savaşması bu proje kapsamında gerçekleştirilebilir. Zaten İran ve Türkiye'nin ümmet kaygısı içermeyen politikaları, bu kaygan zemindeki fren mesafesini bile aradan kaldırmıştır. Bu tehlikeli zeminde İran ve Türkiye belki de arzu etmedikleri bir süreç içerisinde kendilerini bulabilirler. Böyle bir sonuç, hem İran, hem de Türkiye için büyük bir kayıp olur ve bu savaşın kaybedeni tüm Müslümanlar olur. Oysa Şii veya Sünni blok değil de, dünya zalimleri ve kâfirleri karşısında Muhammedi bir blokun oluşturulması gerekmez miydi?

Önceki ve Sonraki Yazılar