Gül mevsiminde bir bahçıvan

Gellek zore bindesti

Èşè avèt ser hesti

Hingè dibinim ti mesti

Ax Qur’an

Pir kur bune birinème

Bilind bune qirinème

Brindarè esra bisti

Ax Qur’an

Eğer yüreğinde bir aşk varsa bu aşka senden sükûneti alır, göğüs kafesin daralır. Ruhun artık yangın yerine dönüşür.

Eğer bir sevdaya tutulduysan yerinde duramaz gâh dağları deler, gâh çölleri aşarsın.

Eğer umudun varsa (ki) ümitsizlik küfürdür- yollara düşer divane olursun.

Eğer inanmışsan uğruna bedel ödediğine, acılar sadece gül dokunuşudur.

Eğer tanımışsan maşuku, kelebek gibi ateşe dalarken üç günlük ömrünü heba ettiğini düşünmezsin.

Eğer O’na yönelmişsen zahirin cefadayken, batının sefa içindedir.

Eğer derdin yoksa tabiata bak neye benziyorsun, derdin çoksa tarihe bak kimlerle dostsun.

Evet, Kutlu Doğum mevsiminde bir gül düştü. Yüreği acı ve dert dolu, “Ax Qur’an!” diye feryat ediyordu. Yirmi yıl önce, yirmisinde, yirmi gülle başladı bahçıvanlığa. Bugün bütün memleket güllerle bezendi. Bahçıvan gül diker iken sağdan soldan yağmalamaya çalışanlar oldu fidanları. Bazen koparıldı körpe fidanlar… Kimi zamansa gülün kırmızılığı bülbülün figanından değil de namerdin kurşunlarından oldu.

Acı, keder, sürgün, hicret, zindan ve çöken bir beden… Sonuç kocaman bir gülümseme, ümit bahşeden bir nefes ve gül kokan makber…

Zordu âşık birisini zapt etmek. Maşukuna kavuşmak için delemeyeceği dağ, geçemeyeceği çöl, aşamayacağı hendek yoktu. Muhammed Sudan Abi, aynen tarif edildiği şekilde yaşadı ve yaşadığı gibi can verdi. Onu yeterince tanıyamadık, sesinden mahrum kaldık. Ama geride bir nesil bıraktı. Kanlarıyla, terleriyle, gözyaşlarıyla gül kokusu saçan bir nesil.

Hakkında çok az şey biliyoruz diye hayıflanmayın. Kutlu Doğum meydanlarına bakın. Eser sanatçıyı tarif eder.

Ama bütün bunlar bir yanda dursun, ben asıl şu konuya değinmek istiyorum. Yıllarca önce biri mescit merkezli bir hareket başlatıyor. Elinde yirmi nefer var ve dünyaya meydan okumak istiyor. Bunca baskı ve engellemelere karşı ortaya çıkan tabloya bakın, ne görüyorsunuz?

Biz ne zaman sonuçlara aldanır olduk? Başarı ve muvaffakiyetin Rabbe ait olduğunu unuttuk mu? İhlasın bulunduğu, hedefin doğru olduğu, güzergâhı İlahı rızadan geçen hangi hareket başarısız olmuştur ki? Bir zümre ki etrafını çevreleyen bunca bentlere rağmen sendelemeden yol alabiliyorsa… Bu kervan ayak izini bıraktığı her çölü vahalara çeviriyorsa… Bu camiaya tüm karalama kampanyalarına rağmen halkın bunca teveccühü varsa… Yolun Hak olduğunun tezahürüdür.

Biz ne badireler atlattık. Bu gün nisan yağmurları altında sırılsıklam aşkla ıslanıyorsak… Ocak ayının üşümesindendir. Ruhları şad olsun baharları âbad edenlerin...

Şimdi düz yolda şaşacak değiliz. Hedefimiz belli ve ona inanmışız. Eksiklerimiz varsa da hemdest olarak gidereceğiz. Engeller çok büyük lakin aşacağız. Yol çok uzun ve meşakkatli buna mukabil biz sabredeceğiz. Bizden öncekiler kanla, gözyaşıyla bıraktılar bize bu mirası. Önümüzde bizi yolumuzdan alıkoyacak bir sürü vesvese ve hile var. Hak’la birlikte oldukça bize ne korku vardır, ne de yenilgi…

Ve şimdi geleceğe umutla bakma ve kendi yüreklerimizdeki aşkla bu coğrafyaya ışık saçma zamanı… Şimdi günlerden Nisan… Yürekleri yağmur ile sulamalı insan…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.