Güneş

Güneş

Konu edinmişizdir Güneş’i çoğu zaman şiirlerimize, şarkılarımıza, hikâyelerimize. Sıcaklığına, ısıtmasına, aydınlatmasına anlamlar biçmişizdir. Doğuşu ve batışı etrafında şekillendirmişizdir, hayatı.

Konu edinmişizdir Güneş’i çoğu zaman şiirlerimize, şarkılarımıza, hikâyelerimize. Sıcaklığına, ısıtmasına, aydınlatmasına anlamlar biçmişizdir. Doğuşu ve batışı etrafında şekillendirmişizdir, hayatı. Sıcaklığını sıcaklığımıza, ısıtmasını gönlümüze ve sözümüze benzetmişizdir. Aydınlatmasını bilincimizle, aklımızla özdeşleştirmişizdir. Benzetmişizdir doğuşuna Muhammed’in(as) doğuşunu. “Güneş gibi sıcaktır ana yüreği”. “Güneş gibi ısıtır yüreği yiğidin”. Evladı doğanın güneşi doğmuştur.

Batmasından da dünya kadar hüzün üretmişizdir. Bütün “batmışlarımızı” onun batışına benzetmişizdir. Sarhoşluğun haz ve hüznünü o battıktan sonra harmanlamışız; tatmışız. Batış anı en ihtişamlı olduğu ve en yakın olduğu andır. Elimizi uzatsak değecek kadar yakın ve ufku dolduracak kadar büyüktür batışı. Yakınlıktan firak doğuran tek sevdamızdır belki de Güneş.  Bir veda için uğramış gibidir.

Her batışı yeni bir doğuşa umuttur. Doğacak olması rahat yatırır bizi. Başımızı yastığa rahat koydurtan, hiç şaşmayan bir eda ile ve şaşmayan saatte, bıkmadan usanmadan, her gün yeniden doğması. Hiç incitmedi, hiç yanıltmadı. Hiç inat etmedi. Hiç mahzun doğmadı. Hiç kara doğmadı. Bir defa olsun yüzünden tebessüm eksik olmadı. İşte bunu biliriz de yokluğunda başımızı yastığa rahat koyarız.

Batınca kısa bir vedâya hüzünleniriz belki, ama bu hüzünden dünya kadar mutluluk da üretiriz biz. Çünkü yeni bir doğuşa gebedir Güneş, biliriz. Yeni bir umuda, yeni bir sabaha, nice yeni hayatlara…

Yakın ve büyük, ama bir o kadar da soğuk ve sönüktür batışı. Oysa tepemizdeyken, küçük ve uzaktır. Buna mukabil zirvededir sıcaklığı ve parlaklığı. Tahakküm edercesine; ekinleri yakmak istercesine, toprağı çatlatmak istercesine, okyanusları kaynatmak istercesine… En haşin, en hoyrat zamanı ama belki de en faydalı zamanıdır en sıcak hali. Göze hoş geldiği batma zamanı değil, gözün bakamadığı zirve zamanıdır en münbit zamanı.

Çok mu haksızlık ediyorum Güneş’e bilmem ama kışın soğuğunu, yokluğuna; yazın sıcaklığını, çokluğuna bağlarız. Terleriz, sitemimiz ona olur; üşürüz, şikâyetimiz yine onadır.

Dedik ya batışına binlerce hüzünlü şiir yüklemişizdir. Ne kadar çok hikayesi vardır batışının Güneş’in. Tatlı bir hüzün; ümit ile korku arası bir paniği vardır batışının. Karanlık başlar zira; yalnızlık ve sessizlik… Meğer bunca sesi o çıkarıyor, bunca patırtı gürültü ondanmış. Halvet zamanı da iyi ama onsuz olmaz ki. Biliriz bir daha doğacağını. Tekrar tekrar tecrübe etmişizdir. Milyonlarca, milyarlarca kez batıp tekrar doğma cömertliğinden hiç şüphemiz yoktur.  Kesin bir ezberimiz, tereddütsüz bir tecrübemiz var. Ama yine hep korkmuşuzdur “ya bir daha doğmazsa” diye. “Ya bu son batış ise!”

Belki de budur batışını şiire, şarkıya, hüzne ve korkuya çeviren; “ya bir daha doğmazsa…”  Kısa bir vedası hep hoşumuza gitmişse de ‘bir daha doğmayacak’ endişesi gecenin güzelliğine kabus gibi yapışmıştır. Belki de geceden korkuyor olmamızın bilincimize yerleşmiş gizli mitidir bu.

Yokluğundan hoşnut olduğumuz ama varlığına ayarlandığımız Güneş… Zaten o da geceye temayülümüzden hiç gocunmadı, alınmadı. Geceye ve karanlığa sığınmamızı, derdimizi ona dökmemizi hiç umursamadı. Ve hiç gecikmedi. Gerçeklerimizin, gömlek lekelerimizin görünürlüğünü, günahlarımızın çıplaklığını örtüyor zira gece ve onun doğuşuyla yine bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır biliyor o. Gece ölümü simgeler, yokluğu… Sessizliğe, hareketsizliğe, yalnızlığa açar kucağını. Sığınıyorsak da geceye, günün keşmekeşinden bir nebze uzak durup soluklanma adınadır.  Ancak “ya bu ayrılık ebedi bir hal alırsa” korkusunu da hep taşırız ya!

Güneş’in doğuşuna programlarız tüm eylemlerimizi; hedeflerimiz onun doğuşuna ayarlı. Planımız doğuşu üzerinedir. Sevdalarımız doğuşuyla yeni bir heyecan besleyecektir. İşçiler yeni bir ekmek ümidiyle bekler doğuşunu. Bilginler onun gizemlerinin yeni bir sırrına vakıf olmak için sabırsızlanırlar doğuşuna. Âbidler o doğmadan telaşlı telaşlı ibadet ederler; cezbeye düşmenin en sıhhatli saati olsa gerek doğuş anı. Hatta o henüz doğmadan yola koyulur kimi ırgatlar bizden kaçışın alameti; toprağın merhametine, muhabbetine bir an önce kavuşmanın nişanesi olarak.  Gece boyu hayalini kurdukları, rüyasını gördükleri tahta oturmak için sabırsızlıkla seni bekler ve sayıklar krallar. Aşıklar yârâ yazdıkları yeni şiirlerini okumak için heyecanla ondan önce doğarlar; belki doğuşunu da hızlandırırlar ümidiyle.   Çocuklar bayramlıklarını giymek için sabırsızlanırlar doğuşuna. Seni beklerken kuşlar, “teleal bedru” okurlar koro halinde henüz teyit edilmemiş bir “doğdu!” nidasına kanarak. Kumrular en “kugulu” kurlarını onun doğuş saatine denk getirirler.

Doğuşu hayattır aynı zamanda. Batışına yazılmış ve yakılmış şiirlerimiz ve ağıtlarımız var da doğuşuna yazılmış az mı destanımız var. Onunla başlarız hayata. Onunla özdeştir “Ümmetin Güneşi”. Ona benzetiriz “Batmayan Güneşleri”. “Güneşin batmadığı ülke” deriz, kudretini anlamak adına. Her doğum ve her doğuşu sana benzetiriz. Güneşleri doğmuştur anne ve babanın. Zaman sana ayarlıdır, saatler doğuşuna kurulu.

Karşılıksızdır bunca “şûlen”. Bir defa şikayet etmişliğin yoktur. Bir defa geç kalmışlığın yoktur. Belki de pervasızlığımız ve cesaretimiz sadakatindendir bilmiyorum. Hiç ayırım koymadın aramıza. Bir ince otu, bir tırtılı ışıksız bırakmamak için tepelerine dikilmiş koca ağaçların yapraklarının arasından sızmak için nasıl da çırpındığının canlı şahidiyim.

Ya doğmazsa…! Ya bir daha doğmazsa! Ya sözünde durmazsa! Ya ezberimizi bozarsa! Ya sadece bana doğmazsa! Ya bu son batış ise! Ya sadece beni gözden çıkarmışsa, ya da sadece beni gözüne kesmişse… Diyelim ki doğdun! Ya yarın doğmazsan ya ondan sonraki gün doğmazsan ya bana gıcık olduğun gün doğmazsan ya sadece bana doğmazsan. Ya bir defacık şaşarsa! Olmaz, olamaz! Bu mümkün değil! Hiç olmadı ki… Hiç olmadı mı? Hiç mi? Ya doğmazsa bir daha. Ya bana doğmazsa bir daha. Evet, evet! Biliriz ki bir gün bir daha üzerimize doğmayacak. Ya sadece benim için o gün doğmazsa. Ya da doğduğunda ben olmazsam! Ya o gün üzerimdeki taşı toprağı kaldırıp onu görecek mecalim yoksa! Ya bir daha doğmazsa! Demek ki başımızı yastığa öyle rahat koymamalıymışız. Demek ki gözümüzü uyku tutmamalıymış. Ya bir daha doğmayacağı gün bugün, bu gece ise. Bu gece veda gecemiz ise… Nasıl uyursun be adam!

Ya doğmazsan bir gün

Ya doğmayacaksın ya bir gün

Söyle bana o hangi gün

Belki başka alemde görecekmişim bir daha güneşi. Üstelik senden daha parlak olanı, daha sadık olanı daha uzun ömürlü olanı daha ölümsüz olanı. Ama ben seni asla bir daha görmeyeceğim ki. Oysa sen varsın ve banasın. Ama vaat edilenin bir garantisi yok ki. Ya vaat edilen güneş doğmazsa üstüme. Ya va’d edilen güneşler beni hiç sevmezse, ya vaat edilen güneşler beni beğenmezse. Sen! Oysa sen varsın ve gerçeksin. Üstelik çok vefalısın. Bir gün kafan bozulur da bir daha üstüme doğmazsan gibi kötü bir huyun varsa da sen varsın ve gerçeksin. Doğmayacağın günü bana haber ver de ben hiç uyanmayayım. Ne olursun o sabahı söyle… Hiç uyanmayayım ki hep doğacağın umuduyla toprak olayım. Taş olayım. Ama sensiz asla olmayayım.

Biliyorum her gün doğacaksın. Ama yine biliyorum herkese her gün doğmayacaksın. Söyle, benimkisi hangi gün? Söyle ki önceden boğayım kendimi karanlıklara, yokluğuna alışma adına.

Bak işte yine geceyi senin gailenle tamamladım. Bir geceyi daha seni anlatmakla uykusuz tamamladım. Bir geceyi daha oturup seni beklemekle geçirdim elim yüreğimde. Bir gece daha kabusum oldun ve bir gece daha ümitlerimi besledin.  Ve bak tan yeri ağardı işte. Ufku işgal etmiş geliyorsun bütün ihtişamınla. Arza hükmetmiş yükseliyorsun bütün görkeminle. Bu görkem, bu ihtişam bende olsa daha alımlı olurdum inan; daha çalımlı… Bak bir vaveyladır koptu yine göklerde ve yerde. Bir keşmekeştir yine başladı havada, suda ve toprakta. Çiçek-inek, börtü-böcek, arı-petek bir kıyamın provasında yine; bir mahşeri kıyam…

Ve bir gün daha mühlet verdin bana. Bir şans daha tanıdın işte. Kullanacağım bu şansı sonuna dek, söz. Bir daha olmayacağın kaygısıyla, bir daha doğmayacağın tasasıyla… Bugünü sonuna kadar seninle yaşayacağım. Bugünü sen batana, gün bitene kadar seninle yaşayacağım.

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.