Abdulhalim SEÇKİN

Abdulhalim SEÇKİN

Hakların kullanılması başkasına zarar vermemekle mukayyettir

Kişinin kendi toprağına bir duvar dikmesi veya bir ağaç dikmesi durumunda komşunun havasına engel olunursa, mal sahibi bundan menedilmez. Çünkü haktan istifade esnasında adetan bu gibi küçük zararların meydana gelmesi kaçınılmazdır.

Nüfusun çoğalması iktisadi darlık meydana getirebilir. Ancak insan bundan menedilemez. Burada zarar vehmidir. Allah(c.c.) yeryüzünde hazineler ve gelir kaynakları yaratmıştır. Eğer çalışan eller ve düşünen kafalar iş görür, Alla(c.c.)’ın takva ve murakabesine tam riayet edilirse, bunlar insanların ihtiyaçlarına kâfidir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: 

“(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah’ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.” (Araf 96)

“Eğer onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!” (Maide 66)

İnsan hakkını örfte mutat olamayan bir şekilde kullanarak başkalarına zarar verirse bu taassuf olur. Mesela radyonun sesini fazla açıp komşuyu rahatsız etmek, ev kiralayıp uzun süre suyu açık bırakarak duvarlarına sızdırmak, kiraladığı arabaya haddinden fazla yük yüklemek, ya da hayvan kiralayıp taşıyamayacağı kadar yük sarmak bu türdendir. Bütün bu işlerde o kişi yaptığı bu işlerden men edilir. Zarara uğrayan şahsın zararı ödetilir.

Kişi hakkını alışılmış olmayan bir şekilde kullanıyorsa, açık bir zarara sebep olmasa da bundan men edilir. Çünkü bu şekildeki bir kullanış zarardan uzak değildir. Zararın açıkça görülmemesi – her ne kadar zarar açıkça görülmediğinden hakkında tazmin ettirme hükmü verilmiyorsa da – gerçekte var olmasına mani değildir. Ama kişi hakkı alışılmış bir şekilde kullanırsa ve zarar meydana gelirse bu taassuf sayılmaz ve zarar tazmin ettirilmez. Mesela operatör doktor, alışılmış bir şekilde bir ameliyat yapsa ve hasta ölürse, ondan tazminat alınmaz. Yine birisi fırını yaksa ve bundan komşusu rahatsız olursa veya kişinin çalıştırdığı bir aletten normal sesinden komşular rahatsız olurlarsa, tazminat gerektirmez. Çünkü bütün bunlar mutattır, alışılmıştır.

Arazi sularken, normal bir sulama sonucu su komşusunun tarlasına taşmışsa, tazminat gerekmez. Ama normal bir sulama değilse o zaman taşan sudan dolayı başkasına verilen zarar tazmin ettirilir.

Bu husustaki taassufun mutat olup olmadığını tayin edecek ölçü örftür. Ekmekçi veya hayvan dağlayan kişi, kendilerine teslim edilen şeyi yaktıkları zaman onlara karşı yapılacak muamelenin hükümleri de örfe göre belirlenir. Fırını aşırı yakmaktan veya fazla elektrik enerjisi vermekten yakmışlarsa verdikleri zarar tazmin ettirilir.

Kişi hakkını ihtiyatsız, temkinsiz ve kontrolsüz bir şekilde kullanır da başaksına zarar verirse – ki bu hata diye bilinir- yaptığı hatadan dolayı sorumlu tutulur. Bu hata niyette olsun veya fiilde olsun aynıdır. Bunu şöyle bir örnek ile açıklamaya çalışalım:

 Avcı uzaktan bir karaltı görüp av zannıyla ateş ettikten sonra insan olduğunu anlasa bu niyette hata olur. Ama avcı silahını ava doğrulttuğu halde kurşun sapıp bir insana isabet ederse bu fiilde hata olur. Bu hakkı kötü kullanmaktır. Bu yüzden başkasına isabet eden zarar tazmin ettirilir. Çünkü o kişinin gerek niyetinde ve gerekse fiilinde dikkatli olması gerekiyordu. Bu hususta ihmal gösterince insanların mallarını ve kanlarını korumak için bu fiilin neticesine katlanması gerekir.

 Zarar, vaki olduktan sonra tazmin edilmesini yahut karşılığının verilmesini farz kılmaktan başka onu gidermenin yolu yoktur. Bu da Allah (c.c.) ve Resulünün hükmü ile sabittir.  Fakihlerin tespit ettiği gibi hakların kullanılması başkasına zarar vermemekle mukayyettir. Çünkü insanların kanları ve malları masumdur, hiçbir surette heder edilemez. Dolayısıyla tazmin edilmesi ve vaki olan zararın karşılanması farzdır. Bu kaidenin esası ister az olsun ister çok olsun zararın meydana gelmesidir.

Bu kaide iki halde tatbik edilmez:

Birincisi, hakkı kullanırken kaçınılması mümkün olmayan hallerde ve bütün tedbirleri aldığı halde zarar meydana gelirse o zaman tazmin gerekmez.

Bu kaidenin tatbik edildiği yerlerden bazıları ise; hiçbir kasıt olmaksızın ölüme veya maddi zarara sebep olan trafik kazaları, baba ve hâkim gibi tedip hakkı bulunan kişilerin bu hakkı kullanırken sebep oldukları kasıtsız telefler, hafiften ağıra doğru meşru müdafaa sınırını tecavüz eden hallerde, kişinin malı zannıyla başkasının malını istihkak etmesi… Durumların tümünde zararın karşılanması gerekir

Dualarınızda bizi de unutmamanız temennisiyle, Allah’a emanet olun.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar