Mustafa KARAKAŞ

Mustafa KARAKAŞ

Halepli Doktor Ali

Halepliydi Ali…

Başarılı bir çocuk doktoruydu. Güç bela Türkiye'ye sığınabilmiş, aylarca işsiz kalmıştı ama arkadaşının verdiği müjde ile yüzünde sevinç haleleri oluşmuştu. Yarın bir hastanede işe başlayacaktı.

Yatsı namazını kıldıktan sonra yatağa uzandı. Çocuklarla ilgilendiğini, onları tedavi ettiğini hayal etti.

Sabah kahvaltıdan sonra hızla giyindi ve verilen adrese gitti. Girişteki görevliler Halepli Ali'yi müdür odasına yönlendirdi. Kapıyı çaldığında yüreği ağzına gelmişti. “Elhamdülillah çocuklarıma yine kavuşacağım” diye içinden geçirdi ve “gir” sesine icabet ederek odaya girdi.

-Suriyeli misin?

-Evet, efendim

-Sağ taraftaki odaya git. Onlar sana ne yapacaklarını söylerler.

Ali heyecanla yan taraftaki odanın kapısını çaldı ve içeri girdi. Kırık Türkçesi ile müdür beyin kendisini gönderdiğini söyledi.

-Suriyeli Ali'sin değil mi dedi pos bıyıklı.

-Evet, dedi Ali heyecanla.

-Benimle gel.

Yürüdüler… Ali kendisine oda tahsis edileceği heyecanı ile çocuk hastalarını tekrar düşündü. 6 yıllık evli idi ama henüz çocukları yoktu. Bunun da biraz etkisi ile çok daha fazla severdi çocukları…

Yürüdüler… Koridorun sonunda bir odaya girdi pos bıyıklı adam… Dışarı çıktığında elinde bir paspas vardı, uzattı Ali'ye:

-Al, bu koridor ve yan taraftaki lavabolar senin temizlik alanın… Günde üç kez sileceksin… Temizliğin beğenilmezse işinden olursun.

Ali donmuş gibiydi.

Pos bıyıklı, Ali'nin anlamadığını düşünerek biraz daha yüksek sesle “anladın değil mi? Sileceksin buraları” dedi

Paspası adamın elinden alan Ali doğruca lavaboya gitti. Tuvaletin kapısını arkadan kilitledikten sonra musluğu açtı… Musluk sesi, Doktor Ali'nin hıçkırık sesini bastırmıştı…

****

Arkadaş anlattı…

Parktayım, bizim ufaklık salıncakta sallanıyor… Başka çocuklar da var… Koşturan, kumla oynayan…

Bir kadın sesi geldi “böceğiiim! O tarafa gidersen düşersin”. Yok, canım, yanlış anladım herhalde “bir anne çocuğuna hiç böceğim der mi?”

Aradan beş dakika geçmedi aynı ses “böceğiim bak düşeceksin dedim, dinlemedin” kadın yere düşen çocuğunu kaldırmaya giderken aldı beni bir düşünce… “Böceğim demek ne ya? Kadın deli midir nedir?”

Arkadaşın (biraz da meraklı), mutlaka öğrenmesi gerek...

-Pardon hanımefendi! kusura bakmayın…

Kadın yabancı adama(arkadaşa) garip garip bakıyor.

-Estağfirullah! Buyrun!

-Çocuğunuza taktığınız lakap! Kusura bakmayın ama çok itici, rencide edici… İnsan hiç çocuğuna böceğim der mi? siz ne biçim annesiniz?

Kadın kaşlarını çatarak “yani sizce, siz çocuğumu benden daha mı çok seviyorsunuz?”

-Hayır! Olur mu öyle şey? Ama minicik yavruya böcek demek için ya deli ya da ruh hastası olmak lazım.

Kadın arkadaşıma bir daha unutamayacağı dersi veriyor!

“Bakın beyefendi! İyi dinleyin. Oğlum hamamböceklerinden çok korkuyordu, gördüğü yerde nefesi kesiliyordu. Psikoloğa götürdüm fayda etmedi, ne kadar konuştuksa fayda etmedi. Ve ben kendi yöntemimi denedim. Yavruma aslında böceğin korkulacak bir şey olmadığını öğretebilmek için ona “böceğim diye seslendim, onu böceğim diye sevdim” ve zamanla o korkusu geçti.

Hülasa beyefendi! Bazen gördükleriniz sizi yanıltabilir, önyargılı olmak yerine, ya siyahtır ya beyazdır demek yerine ara renklerin de olduğunu bilmeniz gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.