Mehmet ŞENLİK

Mehmet ŞENLİK

Her insanın farklı bir dünyası vardır

Geçen yazılarımızdan birinde belirttiğimiz gibi, dünya kelimesi göreceli bir ifadedir. Bunu dikkate aldığımızda bizim dışımızda da iki çeşit dünya anlayışı olduğunu göreceğiz:

Birincisi: İnsanın yalnızca et, kemik, kan olmadığı, ona ait kalp, ruh, akıl, hafıza ve benzeri özellikleri olduğu gibi; dünya da insan dışında görünmeyen cin, melek ve diğer varlıkların da bulunduğu bir hayat alanıdır.

İkincisi ise, duyularımızın ilişkide olduğu hayatttır. Yeme-içmeden tutun da uyumaya, üremeye, sahip olma arzusuna, hırs ve arzulara kadar geniş bir duyular dünyası... Nefsin arzu ettiği ve oyalandığı, kişiyi asıl hedefinden, ahirete giden yolda şaşırtan dünya. Bir başka ifadeyle, insanın imtihana tabi tutulduğu, kulluğunu yapabilme imkanı sağlayan geniş bir hayat.

İşte bu dünya, değersiz ve geçici bir dünyadır. Allah'tan gelen vahye ve onun elçisine sırtını dönenler ve aklını kullanmayanlar, bu dünyayı tercih ederler, ahireti ve oradaki ebedí hayatı unuturlar. Bunlar dünyanın da hayatın da gerçek anlamından gafil olanlardır.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ifadesiyle 'dünya hayatının üç yüzü vardır:

Birincisi; Allah'ın güzel isimlerine bakar. O isimlerin evrendeki nakışlarını görür ve o isimlere aynalık yapar. Dünyanın bu yüzü güzeldir ve nefret değil, tam tersine aşk kaynağıdır.

İkincisi; Ahirete bakar. Bu anlamda dünya ahiretin tarlasıdır, Cenneti kazanma yeridir. Bu yüz de nefret edilecek yüz değil, sevilmeye layık bir yüzdür.

Üçüncüsü; insanın hevasına bakar. Bu yüz, bir gaflet perdesidir, dünyayı çok sevenlerin, hevalarının arzu ettiği yüzüdür. Bu yüz çirkindir. Çünkü fanidir (geçicidir), yok olmaya mahkûmdur, üzüntü vericidir, aldatıcıdır. Bu yüzden, yüz çevirmek gerekir. (Nak. Kütübü Sitte: 7/248)

Kuran'ı Kerim, dünya hayatı karşısında müminlerin nasıl bir tavır takınacağını açıklıyor. Dünya hayatının insanı aldatmaması için onu sık sık uyarıyor. Bütün insanlar, yarın için ne hazırladığına, ölürken yanında salih amel olarak ne götüreceğine bakmalıdır. Şüphesiz dünya hayatı, bir gün sona ericidir. (Haşr: 18)

Dünyaya, ister yakın hayat, "Ahiretin önündeki hayat" diyelim; isterse "ednâ" kökünden alarak "en adi, en değersiz, en iğreti en basit hayat" diyelim; o insana ait istekler, arzular, şehvetler, uzun emeller ve bitip tükenmek bilmeyen hayaller olduğuna göre, gönül ile Allah sevgisi ve Ona itaat arasına perde olan her şey "dünya" sayılabilir.

Şu halde, kişinin dünyası, onun yakın hayatıyla ve çevresiyle alakalı bir şeydir. Halk arasında şayet bir insanın hayat şartları iyi, müreffeh bir hayat yaşıyorsa onun için, "dünyası iyidir" denilir. Eğer bunun tersi bir hayat yaşıyorsa onun için de "dünyası kötüdür" tabiri kullanılır. Demek ki kişilerin dünyası, yaşadıkları hayatla anlam kazanır.

Bu anlamda kimi insanların dünyası, aşırı derecede mal-mülk edinme, servet yığmak iken; kimilerinin de aşırı zevk tutkusu, kadın ve şehvet olabilir. Kimilerine göre üstünlük, mevki makam sahibi olmak iken kimilerine göre de her şeyi boşa verip zevkince yaşamaktır. Kimileri onu geçici bir zaman olarak görür ve ona göre değerlendirir. Kimileri de ölüm ve ötesini hesaba katmaksızın hiç ölmeyecekmiş gibi ona sarılırlar.

Hulasa insanlar onu, kendi meslek, arzu, istek, hedef ve gayelerine göre değerlendirirler. Herkesin kendine göre bir dünyası vardır. Akıllı insan, Allah sevgisi ile gönlü arasına girerek perde ve engel olabilecek bu deneme dünyasına dikkat etmeli, aldanmamalıdır. Onu ahiretini kazanmak için araç olarak kullanmalı, nihai hedef olarak seçmemelidir. Nefsin nihayetsiz arzularına ve isteklerine alet olarak değil, kulluk bilinciyle hareket ederek bir fırsat olarak değerlendirmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.