Hukuk değil, algı yönetimi

Türkiye’de maalesef başlıkta da ifade edildiği gibi insanlar hukuk değil, hep algı yönetimi muvacehesinde muamele görmüşlerdir. Bir zamanlar, herkesin hedef tahtasına konanların bir müddet sonra dünyanın en masum insanları gibi muamele görmeye başlamaları algı yönetiminin bir neticesidir. Önceden asılanların sonradan iade-i itibar ayinini yapmak gibi.

 

Türkiye halkları şu hukuksuzluktan çok çekti gerçekten. Cumhuriyet kurulalı “paralel devlet” etkisi ve yetkisiyle insanlar yargılandı ve doğal olarak yürürlükteki yasalar değil, paralel devletin tercihleri esas alınarak yargılamalar yapıldı. Buna da ‘mahkeme kanaati’ ‘yargı yorumu’ ‘yargıçların takdiri’ dendi. Bir zamanlar insanlar camiye gitmeye korkuyordu, çünkü her an camiler bir baskınla karşı karşıya kalabilirdi. Camiden götürülenlerin cezaları da bir üyelik cezasından yani o zamanın yasalarına göre dokuz yıldan başlıyordu. Eğer yaşınız biraz gençse ve camide bulunduysanız bu, ceza almanız için yeterli sebepti. O zamanın muktedirleri senin camide değil, kahvede-sokakta, kötü yerlerde olmanı daha doğru bulmuşlardı. Bazen baskın yapanlar bunu açıkça da ifade ediyorlardı: “Sizin camide ne işiniz var, gençsiniz, hayatınızın tadını çıkarın, bakın daha bir kız arkadaşınız bile yok vs.” diyorlardı. Dışarıya da o masum ve genç, nazenin fidanları “terör” yaftasıyla kötü göstermeye çalışarak bir algı yönetimi yapıyorlardı. İnsanların kafasına bunların gerçekten tahripkâr oldukları fikrini aşılamaya çalışıyorlardı. Gerek basın, gerek diğer imkânlarıyla gerçekten dini hassasiyetleri olan bu Müslümanları tam bir öcü ve terörist göstermeye çalışıp öyle bir algı oluşturdular ki binlerce kişi mahkemelere sevk edildi ve çoğunluğu dosya üzerinden gönderilen “kanaat notları”yla hapislere konuldu. Derin komplolarla evlerine konan silahların, kendilerine ait olmadığı anlaşıldığı ve mahkeme kararıyla bu ortaya konduğu halde maalesef o Müslümanlarla ilgili mevcut algının değişmesine birileri müsaade etmedi ve onlarla ilgili hukuk da hep bunun üzerine bina edildi. Camiye gittiler, Kur’an okudular, ibadet ettiler, Müslüman kardeşlerinden yana tavır belirlediler, dünyanın neresinde olursa olsun katledilen kardeşleri için gıyabi cenaze namazı kıl(dır)dılar, bütün kıt imkânlarına rağmen darda kalmış insanlara dernekler ve diğer hayır kurumlarıyla el uzatmaya çalıştılar, batıla hep muhalif oldular ama kardeşlerine mutedil davranmaktan geri durmadılar, zindanlar, şehadetler ve sürgünler gürdüler ama hiçbir zaman davalarından, haktan hukuktan ve doğru yoldan sapmadılar. Dünyanın vasat cemaati olup sadece Allah taraftarı oldular ama algı yöneticileri süflilerin hedefi olmaya namzet oldular. Onun için şehadetin, zindanın ve muhaceratın odağında hep onlar kaldılar. Ve böylece “tuba lil ğureba” iltifatına mazhar oldular.

Gücü elinde bulunduran mihraklar bu Müslümanlarla ilgili o menfi algıyı değiştirmemede direndi ve halen direnmeye de devam ediyor. Ama başkalarıyla ilgili tutumunda böyle davranmadığı görüldü. Başlarda da söylediğim gibi Türkiye’de hukuk değil, hep algı yönetimi belirleyici oldu.

Ama gelin görün ki bu algı işi herkes için monoton işlemiyor. Örnek mi istiyorsunuz? Mesela Balyoz ve Ergenekon davaları… Balyoz ve Ergenekon öyle bi anlatıldı ki vatandaş ‘Bırakın da onları kendi ellerimizle cezalandıralım’ noktasına getirildi. KCK davasında da “Törer örgütü siyasal beyni” dendi ve bunun için cezaevleri dolduruldu; ama bugün görüyoruz ki neredeyse her sabah kalkıp da “Ya bunlar niye serbest bırakılmıyor!!!..” gibi bir noktaya getirildik. “Cezası kesinleşenler var, ya onları ne yapacaz…?” diyenlere de “Hemen yasa çıkarın ve onları dışarı salın!!!” deme noktasına getirildik. Daha iki ay öncesine kadar içerideki “milletvekilleri” içeride kalacakları 30 yılı düşünüyorlarken şimdi onları dışarı çıkarmakla kalmadık onları içeri koyan savcıları içeri koymaya çalışıyoruz… Dönemin kudretli savcısı Zekeriya Öz koruma ordusu ve zırhlı araçlarla taltif edilmişti… Nereden nereye… Algı yönetiminde kullanılan argümanlar algılarımızı nasıl da allak bullak etti. Ama sıra Müslümanlara gelince ne muktedirler ne de iktidarlar şu algıyla ilgili ellerindeki gerçek verileri ortaya koy(a)madı. Müslümanların dünyanın en masum insanları olduklarına dair ellerinde kesin deliller olduğunu ibraz etmedi. Ama öte tarafta dünyanın en mücrimi gösterilenlerin nasıl da masum edildiklerini hep beraber görüyoruz.

Şu algı yönetimi dahil bütün bu olup bitenleri Mahkeme-i Kübra’da görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olun!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar