İlkeler mi önemli, çıkarlar mı?

Mısır’da yeni bir döneme girildi. Yanlış anlaşılmasın, seçim sonucunda Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığını kazanmış olmasıyla firavunlar döneminin bittiğini, zalimlerin geri çekildiğini kastetmiyorum.

Yeni bir mücadele döneminin başlamakta olduğunu söylemek istiyorum.

Adımların daha dikkatli atılmasını, ilke ve değerlerin daha çok göz önünde tutulmasını gerektiren bir dönem…

Devlete çöreklenmiş olan batıcı güçler, güç ve iktidarlarını kaybetmemek için ellerinden geleni yapacaklar, buna hiç şüphe yok. Tuzaklar, komplolar, iftiralar birbirini takip edecektir.

Devletin başına geçenler, hakkın sesini değil de devletin çıkarlarını esas alırlarsa sapma başlayacaktır.

Önümüzde maalesef kötü örnekler mevcuttur.

Devlet değil de cemaat çıkarları da bazen ilkelerin gözardı edilmesine sebep olabiliyor.

Eğer ilkeler yerine çıkarlar ön plana çıkarsa savrulmaların başlayacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

İşte Mısır seçimleri önümüze bu kritik tabloyu çıkarttı.

Herkes seçimlerde ikinci turun sonucunda eski devrin artıklarının hüsrana uğrayacağını sanıyordu; ama öyle olmadı.

Seçimlerde yapılan hileleri, tehditleri ve diğer faktörleri bir tarafa bırakalım.

Devrim sonrası bunlar sanıldığı kadar etkili olmamıştır.

Ahmed Şefik’in bu kadar oy almasını sadece bunlarla izah etmek bazı şeyleri görmezden gelmekten kaynaklanıyor.

Ortadaki garipliği görmek istemediğimiz gibi anlamak da istemiyoruz.

Öyle ya halkın yüzde ellisi sandığa gitmemiştir.

Yani Mursi’nin de Şefik’in de aldığı oy aslında yüzde yirmi beş civarındadır.

Ama yine de Şefik’in aldığı yüzde yirmi beş oy oldukça fazladır.

Mısır’ın mal varlığını sömüren zalim Mübarek rejiminin artıklarından birinin halktan bu kadar oy almasını anlamak zordur.

Biz bu sonucun şokundan daha kurtulamamışken, Mısırlı gazeteci Fehmi Huveydi’nin yazısıyla bir şok daha geçirdik.

Mübarek’in son başbakanı ve asker kökenli olan Ahmed Şefik, Sufi tarikatlerin adayıymış.

Laik yaşam tarzına sahip Ahmed Şefik ve destekçileri…

Aynı yaşam tarzına sahip olmadıkları gibi toplumun ıslahı için takip edilecek yol konusunda da aynı düşünceye sahip değildirler.

Ortada ilkelerin bu derece uyumsuzluğu varsa bu birliktelik nasıl oluyor?

Mesele cemaat çıkarları olabilir mi?

Maalesef buna olumsuz cevap veremiyoruz.

Bunun örneklerini biz de kendi memleketimizde görmedik mi?

Nur talebeleri yıllarca Demirel’in peşinden gitmedi mi?

Demirel’in yaşam tarzı da belliydi, dünyaya bakışı da. Ama maalesef bazıları cemaat çıkarları için ilkelerini feda etti.

Mesele Demirel’le de sınırlı değildi.

Cemaat çıkarları için 12 Eylül askeri darbesiyle iş tutanlar da oldu, Mehmet Ağar’a destek verenler de.

Namaz kılmayan, oruç tutmayan, örtüyü yasaklayan Ecevit için “Ahirette eğer Allah bu imkanı verirse, şefaatçi olacağım ilk kişi Ecevit” diyen hoca bunu cemaat çıkarından başka bir nedenle mi söylüyordu?

O yüzden Şefik’e verilen desteği de fazla garip karşılamamalı, öyle değil mi?

Ama biz yine de alışamıyoruz bu garipliklere.

Bir tarafta hayatı boyunca İslam için mücadele etmiş biri var: Muhammed Mursi.

Fedakâr ve çalışkan bir Müslüman Kardeşler üyesi.

Dünyevi birçok imkânları elinin tersiyle itmiş, Kardeşlerin davet ve ıslah çalışmalarına katılmış bir isim.

Devrim sürecinde zindana atılan bir Müslüman.

Zindandan meclise oradan da Cumhurbaşkanlığına yürümesi de ilginç bir tevafuk.

Biliyorsunuz olay Mısır’da yaşanıyor ve mekân ve olay itibariyle bize Hz. Yusuf’u hatırlatıyor.

Allah kendi yolunda çaba sarf edenlerin yardımcısı olsun.

Son sözümüz İslami cemaatlere…

Cemaat çıkarlarını İslami ilkelerin önüne koymayın!

Allah’ın ayetlerini düşünün!

“Mü`min erkekler ve mü`min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah`a ve Resul’üne itaat ederler. İşte Allah`ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe:71)

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar