İmanı Dava Edinenler

Bir önceki kuşak İslami gençliğinin hasbihallerinin en vazgeçilmez sözü olarak tabi ki “hayat” dudaklardan dökülür dökülmez “iman ve cihat’tır” ardından geliyordu.

Enerji, aksiyon, heyecan ve hareketin olduğu, imanı uğruna gözünü kırpmadan bedel ödeyen ve bedel ödeten, dava endişesini zirvede yaşayan kuşağın yıllarıydı, o yıllar.

Sözde değil, nefes alıp verdikleri her anda, attıkları her adımda, kurdukları her dostlukta, buğzu kuşandıkları her durumda muhakkak dava edindikleri imanları ve iman ettikleri davaları söz konusuydu.

Evet, o kuşağın gençlerinin gayeleri Allah’tı, önderleri Resulullah’tı, kılavuzları Kur’an-ı Kerim’di, yolları cihat’tı ve Allah yolunda şehit olmak en büyük arzularıydı.

İla-ı kelimetullah’a gönül vermiş, hür yaşamayı özümsemişlerdi. Zilletli bir hayattansa izzetli bir ölüme can atarlardı. Mal, mülk, ticaret, kadın, mevki ve makam hiç umurlarında değildi. Adeta dünyaya küsmüş münzevi gibi ahiret azığının derdindeydiler.

Davaları kırmızı çizgileriydi. Her şeyden önce davalarının hesabını yaparlardı. Dava uğruna anadan, babadan, yardan ve serden geçmişlerdi. Geçmişlerdi derken benim gibi işin edebiyatıyla değil gerçek manada bunlardan vazgeçmişlerdi. Zira kimi Allah’ı dava edindiği için babasının her türlü olumsuz muamelesine maruz kalmış, dayak yemiş, işkence görmüş, tecrit edilmiş, evlatlıktan ret edilmiş, vurulmuş. Kimi akrabaları ve aşireti tarafından yakalanmış, işkenceler görmüş, zincirlerle bağlanmış. Zincirleriyle kurtulup kaçınca bulunup şehit edilmiş. Kimi babasının adeta ihbar ve ifadesi üzerine onlarca yılını mahpus damlarında geçirmiş.

O kuşağın hayatının başköşesini iman ve cihat ile tezyin eden gençlerin kimi o zaman ve zemindeki ila-ı kelimetullah davasına şahitlik etmek üzere can verip Allah’a yürümüş, kimi istikbalin muallimleri olmak için Yusuf’un Medrese’sine kayıt olmuş, kimi de hicranla davayı ve çileyi gönüle vurup gurbet ellerinde an be an hicreti dokumuş.

Ne büyük lütuf değil mi?

İzzetli bir hayatın, şerefli bir ölümün göstergesi olarak tarihe yazılmak.

Şeksiz, şüphesiz iman üzere haleflerine öncü olmuşlar, ışık olmuşlar, çıra olup yarınları aydınlatmışlardır. Aynen tarih sayfalarında İslam davası için mücadele verip tarihe dağ gibi imanları, gıbta edilecek takvaları, ibadete olan düşkünlükleri, büyük fedakârlıkları ve şanlı direnişleriyle destanlaşan selefleri gibi.

Tüm zamanlarda dava edindiği Allah’a, gençliğini ahiret bedelinde satan gençlik ne güzel numune ve misaldir.

Öyleyse, gençler ve kendini genç hissedenler silkinip kendimize gelme vaktidir. Davamız, derdimiz, gayemiz Allah ise; önderimiz, rehberimiz, öğretmenimiz Resulullah ise; kılavuzumuz, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim ise, yolumuz da cihat ise ve destansı bir mücadelenin varisleriysek çağın gereklerine göre kolları sıvama vaktidir. Her alanda, her dalda, her meydanda, her platformda “Allah” nidası yankılanmalı; İslami gençlik başta olmak üzere muvahhid ferdin güzel ahlakı, nezaketi, edebi, ilmi,  çabası, gayreti, çalışkanlığı, fedakarlığı, insanlığı ve örnekliği konuşulmalıdır.

Şairin dediği gibi “Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir”

Madem öyle, hayatın imandan ve iman için gayret ve çabadan ibaret olduğunu sözle değil hayatlarıyla tarihe yazanlara selam olsun, diyoruz. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.