Dr. Abdulkadir TURAN

Dr. Abdulkadir TURAN

Irak çıkmazı

Irak Hükümeti, DAİŞ ve PKK… Bölgedeki problemler, bu üç yapı etrafında organize ediliyor. DAİŞ, mutlak muhalif; PKK, mutlak müttefik, Irak Hükümeti ise ortak ve anahtar müttefik olarak belirlenmiş. Irak'ın  Amerika tarafından işgalinden bu yana önce Irak Hükümeti harekete geçiriliyor, taşlar bu hükümet üzerinden yerinde oynatılıyor. Ona karşı oluşan tepki önce el-Kaide'ye aktarılıyordu, son yıllarda ise muhalif güç olarak DAİŞ'e aktarılıyor. DAEŞ'in faaliyetlerinden dolayı oluşan harekât alanı ise bölgenin bir kısmında PKK'ye bırakılıyor.

Bu sistem, Irak Hükümetinin ortaklarına, bu hükümeti sorunları yönetmek için bağlantı noktası olarak kullananlara ve PKK yanlılarına keyif verebilir. DAİŞ de Irak Hükümetinin bölgeyi harekete geçiren yapı olarak kendisi için oluşturduğu sahadan memnuniyet duyabilir. Ama bu işin sonu kimse için hayır değildir.

Bölgenin en zayıf hükümetinin bölgede en büyük sorunlara kaynaklık edecek şekilde kullanılması, büyük felaketlere davetiye çıkarır. Şimdilik, uluslararası güçlerce korunan yapılar, “Alanımız gittikçe genişliyor” diyerek mutluluk duyabilirler. Ama bu bölgedeki karışıklık önce zayıf yapılar, sonra güçlü yapılar için daima ortak felaketle sonuçlanır. Hiç kimse Amerika'nın verdiği doğrudan destek veya saklı takviye ile İslam coğrafyasına hakim olma hayalleri kurmasın ve kimse, uluslararası güçlerin desteğini sağlamakla zaferi eş anlamlı olarak görmesin. 

Bugünün uluslararası güçleri I. Dünya Savaşı'nın ardındaki engelsiz uluslararası güçleri değildir; yerel aktörler ve dünyanın diğer yapıları ABD'nin istediği gibi at oynatmasının önünde engeldir. I. Dünya Savaşı'nın galipleri, diledikleri yeri veriyor, diledikleri yeri paylaşıyorlardı. Bugün Amerika, hiçbir yeri dilediği gibi veremiyor, bir yeri vermeye kalkıştığında orada çatışma kaçınılmaz oluyor. Bunun en açık örneği Afganistan'dır, Irak'tır, Somali'dir… ABD'nin buralarda farklı yerel güçler ve ülkelerle ortak kurduğu iktidarlar, yerel ortakların bütün desteklerine rağmen istikrar, sulh ve selameti sağlayamamış, bundan sonra da sağlayacağa benzemiyor.

ABD ile bu tür ortaklıklar kurarak sonuç almaya çalışmak, fitneyi büyütmekten başka bir işe yaramıyor. İslam âleminin şartlarını bu kadar zorlamak uzun vadede kimse için faydalı değildir.

Çünkü,

1. ABD, güvenilir bir ortak değildir. Bunun en açık örneği, Suudi Arabistan'la kurduğu ortaklığın geldiği son durumdur. Suudi Arabistan, belki bir süre sonra ABD'nin baskısıyla bölünecektir. Suudi yönetimi bu husustaki Amerikan tehdidini artık iliklerine kadar hissediyor.

2. ABD, İslam dünyasında en radikalinden en ılımlısına kimse için huzur istemiyor. İslam âlemindeki unsurları sıraya koyarak iç çatışmalar veya dış saldırılarla felakete sürüklüyor.

Bu gerçekler göz önünde iken ABD'nin ipiyle kimilerinin “Ortadoğu” dediği İslam coğrafyasına inmek, birilerinin on yıllara yayılan kazanımlarını da yerle bir edebilir. İslam dünyası her zaman, son noktaya geldiğinde içinde bunu yapabilecek potansiyeli taşımıştır, bugün de taşıyor. 

Irak'ta önce Malikî, sonra İbadî denen piyonları oynatarak bölgedeki seküler yapılarla birlikte bir kan gölü oluşturmak, bu kan gölünün mesuliyetini de daima bu projeye karşı koyanlara yüklemek anlaşılır gibi değildir.

Malikî, kendi hatıratında ifade ettiği gibi George W. Bush'la haftalık video konferans görüşmelerini yaparken, diğer ortaklarla yaptığı video konferanslar da henüz açığa çıkmamışsa da bir hakikat iken Irak'ta İhvan-ı Müslimin çizgisindeki İhsan Hareketi'nin partisi Hizb-i İslamî bir numaralı Amerikancı diye ilan edilmiş ve İslam âleminin bir kesimi ne yazık ki buna inanmıştır. Bu, nasıl bir algı operasyonu ile karşı karşıya olduğumuzun önemli bir kanıtıdır: Amerika'nın Irak'taki başbakanı Nuri el-Malikî idi ama Amerikancı parti Hizb-i İslamî olarak ilan edilmiştir. Bugün Hizb-i İslamî, kendisini hem Irak Hükümeti hem Amerikan baskısı altında görmekte, Irak'taki hiçbir gelişmeye etkin bir güç olarak müdahale etmesine izin verilmemekte, Irak Sünnileri kasıtlı bir operasyonla DAİŞ gibi serseri ve karanlık bir yapının kollarına sürüklenmekte, ardından bu yapıyla ilişkili oldukları gerekçesiyle operasyonlarla yıpratılmakta, tüketilmektedir. Bu, “Büyük Şeytan”ın şeytanlığı değilse nedir? 

Irak'ta Kürtler, kendilerini kısmen de olsa Irak Hükümetinin tahripkâr girişimlerinden korumuşlar, bu piyon hükümetin kendi kültürel dokularını ve sosyal huzurlarını bozmasına izin vermemişlerdir. Şimdi bu hükümet Süleymaniye çevresindeki kimi yapılarla PKK'yi başka güçlerin de desteğiyle kollayarak fitnesini Kürt bölgesine sirayet ettirmeye çalışmaktadır.

Daha korkuncu, İslam düşmanları için daha gülüncü, Irak Hükümeti etrafında oluşturulan algıdır. Bu hükümet, Amerika'nın memurudur. DAİŞ'in elindeki neredeyse bütün silahlar bu hükümetin askerlerinin DAİŞ militanlarını görünce direnmeden kaçmalarından dolayı elde edilmiş silahlardır. PKK, Irak Hükümetinin bölgesinde ve Amerika'nın mevcut en gözde müttefikidir. Ama Irak Hükümeti İslam aleminin bir kısmına neredeyse İslam devrimcisi bir hükümet olarak tanıtılmakta, bu görüşü onaylamayanlar itham edilmektedir.

Irak Hükümetinin uygulamaları, Sünni Iraklılarda öfkeye yol açmakta, bu öfke DAİŞ'e militan sağlamakta, DAİŞ, bu öfkeyi mezhep nefretine yol açacak şekilde katliamlara dönüştürmekte; piyon Irak Hükümetini Irak halklarına karşı ayrımcı, apartheidist tutumunu Irak'ın sıradan Şiilerine yaymakta, Irak'ın Şiileri arasında bu ortak çalışmayla tarihin hiçbir evresinde olmadığı şekilde Haşdi Şabi gibi bir grubun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

Tekrar ifade etmek gerekirse bu, Büyük Şeytanın şeytanlığı değil de nedir? Büyük Şeytanın faaliyetleri daha nasıl olabilir?

Kardeşi kardeşe kırdıran bu şeytanlığa dur demek ancak Büyük Şeytanın etki alanından çıkmakla mümkündür.

İslam âlemindeki bütün yapılar, iç düşmanlıktan ve kardeşleri aleyhine dış güçlerle işbirliği yapmaktan vazgeçmelidir. Bunun için geniş bir fikrî birikim ve bu fikrî birikimi beyan edecek cesur şahsiyetlere ihtiyaç vardır.

Amerika, hiçbirimizin dostu değildir, hiçbirimizin Amerika ile dostluk girişimleri meşru değildir. Bu bölgede gelecekte büyük güç olmanın yolu, Amerika ile işbirliği yarışına girmekten değil, Amerika'nın planlarına karşı koymaktan geçer.

Burada Amerika'ya karşı duran ülkeler, hep güçlendiler; Amerika'ya teslim olan ülkeler kaybettiler. Bunu bilenlerin bugün Amerika ile akıl almaz bir ortaklık içinde operasyonlar yürütmeleri İslam alemine zarar verir ama neticede sahiplerini de bitirir. Onların İslam dünyasında söz sahibi olma iddiasının meşruiyetini ortadan kaldırır.

Dünya iletişim dünyasıdır, artık hiçbir şey saklı kalmıyor; perde altında ABD ile yapılan büyük ortaklıklar eninde sonunda teşhir olmaya mahkûmdur. Bu teşhir söz konusu olduğunda ise bu ortaklığı yapanlar için İslam dünyasında bir güç olma hakkı ortadan kalkacak; böyle bir güç olma talebinin meşruiyeti kalmayacaktır. 

İngilizlerin Irak'a girmesiyle vuku bulan Irak çıkmazı; Amerika'nın Irak'a girmesiyle yeni bir boyuta taşınmıştır.

Bu çıkmazı aşmak ancak kardeşlik hukukuna saygıyla mümkündür. Bütün taraflar, bunun farkındadır. Küçük çıkarlara göz dikip dışarıda birlikten, bütünleşmekten söz ederken kapı arkasında kardeşlerine karşı dış güçlerle işbirliği yapanlar, yanlış yaptıklarını eninde sonunda göreceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar